kadınlara ile cümle
kadınlara kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
4
HECE
12
ORT. KELİME
Bu nedenle bu makineyi sadece Hindistan'daki fakir kadınlara vermeye karar verdim.Поэтому я собираюсь отдать это устройство только бедным женщинам Индии.
Bu nedenle bu makineyi sadece Hindistan'daki fakir kadınlara vermeye karar verdim.לתת מכונה זו רק עבור נשים עניות בהודו.
Bu nedenle bu makineyi sadece Hindistan'daki fakir kadınlara vermeye karar verdim.اقرر تقديم هذه الآله للنساء الفقيرات فقط في الهند
Bu nedenle bu makineyi sadece Hindistan'daki fakir kadınlara vermeye karar verdim.これまでインドの23州 インド以外の6カ国で
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.A fost un studiu pentru a răspunde specific la ce se întâmplă cu femeile?
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Badanie miało sprawdzić, co dzieje się z kobietami.
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Det var en studie som specifikt ställde frågan vad är det som händer med kvinnor?
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Deze studie vroeg zich specifiek af: wat gebeurt er met vrouwen?
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Die Studie fragte spezifisch danach, was es mit den Frauen auf sich hat.
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Đó là một cuộc nghiên cứu nhằm đặt ra vấn đề một cách chính xác, Chuyện gì đang xảy ra với phụ nữ vậy?
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Era uno studio che ricercava specificamente cosa stesse succedendo alle donne.
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Ez a tanulmány konkrétan azt kérdezi: mi történik a nőkkel?
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Foi um estudo para questionar o que está a acontecer com as mulheres.
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Ini adalah kajian yang secara khusus bertanya: apa yang terjadi dengan para wanita?
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.특별히 다음과 같은 연구를 했죠. 여성의 몸에 무슨 일이 있어나고 있는지.
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.L'étude pose la question : que se passe-t-il chez les femmes ?
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Se trataba de un estudio para preguntarnos específicamente: ¿qué pasa con las mujeres?
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Αυτή η μελέτη ρωτούσε συγκεκριμένα, τι συμβαίνει με τις γυναίκες;
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Това беше изследване, в което се питаше специфично какво става с жените?
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.Это исследование было направлено на то, чтобы понять, что происходит с женщинами.
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.עמדתי בראש המחקר הזה ב-15 שנים האחרונות. המחקר נועד לבדוק בדיוק
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.كانت دراسة تسأل تحديداً ما الذي يحصل للنساء؟
Bu, özellikle, kadınlara neler oluyor, sorusunu soran bir çalışma.焦点を当てて探ることです 「なぜ虚血性心疾患で亡くなる女性が
Burada, özellikle Tahrir Meydanı'nda, kadınlara karşı yapılan tacizleri protesto ediyoruzDies ist ein globaler Protest gegen Belästigung, vor allem gegen Frauen auf dem Tahrir Platz.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Bol to len zvyk a tradícia, ktorá bola zakotvená v rigidných náboženských fatvách a uvalená na ženy.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Byl to jen zvyk a tradice, které jsou zakotveny v rigidních náboženských fatvách a vynucovány na ženách.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Det var bara en fråga om seder och bruk som bevaras i strikta religiösa fatwor och påtvingas kvinnorna.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Đó chỉ là phong tục tập quán được lưu truyền trong sắc lệnh Hồi giáo cứng nhắc và áp đặt lên phụ nữ.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.E doar o tradiție, păstrată cu sfințenie în decretele islamice rigide și impuse femeilor.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Era apenas um costume e tradições que estão consagrados em fatwas religiosos rígidos impostos às mulheres.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Era solo una consuetudine e una tradizione inscritta nelle rigide fatwa religiose e imposta alle donne.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Het was een gewoonte, tradities vastgelegd in strikte religieuze fatwa's opgelegd aan vrouwen.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Ini hanya masalah adat dan tradisi yang diabadikan fatwa keras terhadap wanita.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.그저 엄격한 종교적인 파트와(이슬람 법률)로써 남아있으며 여성에게 강요되는 관습과 전통이었습니다.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.To tylko zwyczaje i tradycje zapisane w sztywnych religijnych fatwach i narzucane kobietom.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Беше просто въпрос на обичай и традиции, дълбоко заложени в твърде религиозните фетви и налагани над жените.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.Это были просто обычаи и традиции, закрепленные в строгих религиозных фетвах и распространяющиеся на женщин.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.זה היה רק מנהג ומסורת שמעוגנים בפסקי הלכה דתית נוקשים ונכפו על נשים.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.لقد كان ذلك فقط جزءا من العادات والتقاليد والتي تكرسّت بالفتاوى الدينية الصارمة وطُبقّت على النساء.
Bu sadece sert dini fetvalarla kabul edilmiş ve kadınlara empoze edilmiş bir gelenek ve görenekti.厳格な宗教令ファトワに規定され 女性に課せられているのです それを知ったことで 6月17日の行動を思いついたのです
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""Come possiamo usare il testo teatrale, questa energia, per fermare la violenza contro le donne?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""Comment utiliser la pièce, cette énergie, afin de mettre fin aux violences faites aux femmes?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""Como usar esta peça, esta energia, para pôr termo à violência contra as mulheres?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""¿Cómo usar la energía de la obra para parar la violencia contra las mujeres?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""Cum am utiliza acest spectacol, această energie pentru a opri violența asupra femeilor?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""Hoe kunnen we het stuk, deze energie, gebruiken om geweld tegen vrouwen te stoppen?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""어떻게 이 연극, 이 힘을 폭력을 멈추는 데 사용할 수 있을까?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""Wie können wir das Stück, diese Energie nutzen, um Gewalt gegen Frauen zu stoppen?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""Как да използваме пиесата, тази енергия, за да спрем насилието срещу жените?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""Как мы можем использовать эту пьесу и ее энергию для того, чтобы прекратить насилие над женщинами?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""איך נוכל להשתמש במחזה, באנרגיה הזאת, כדי לעצור אלימות נגד נשים?"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?""كيف نستطيع ان نستخدم المسرحية، و هذه الطاقة، لايقاف العنف ضد النساء؟"
"Bu tiyatro oyununu ve bu enerjiyi, kadınlara yönelik şiddeti durdurmak için nasıl kullanabiliriz?"そしてニューヨークの劇場で
Çünkü birebir karşılaştırıldığında erkeklerin ortalama yaşam süresi Hintli kadınlara göre iki yıl fazla.Denn der indische Mann hat in Sachen Lebenserwartung einen Vorteil von 2 Jahren gegenüber der indischen Frau.
Çünkü birebir karşılaştırıldığında erkeklerin ortalama yaşam süresi Hintli kadınlara göre iki yıl fazla.Indijci imajo namreč dve leti daljšo pričakovano življenjsko dobo kot Indijke.
Çünkü birebir karşılaştırıldığında erkeklerin ortalama yaşam süresi Hintli kadınlara göre iki yıl fazla.Indiska män har nämligen en två år högre förväntad livslängd än indiska kvinnor.
Çünkü birebir karşılaştırıldığında erkeklerin ortalama yaşam süresi Hintli kadınlara göre iki yıl fazla.Jako mężczyzna przeżyjesz dwa lata dłużej niż indyjskie kobiety.
Çünkü birebir karşılaştırıldığında erkeklerin ortalama yaşam süresi Hintli kadınlara göre iki yıl fazla.Mivelhogy egy indiai férfinek 2 évvel hosszabb a várható élettartama, mint egy indiai nőnek.
Çünkü birebir karşılaştırıldığında erkeklerin ortalama yaşam süresi Hintli kadınlara göre iki yıl fazla.Perché, come uomo, ci sarebbero stati due anni in più di aspettativa di vita rispetto a una donna indiana.
Çünkü birebir karşılaştırıldığında erkeklerin ortalama yaşam süresi Hintli kadınlara göre iki yıl fazla.Porque, como hombre, uno tiene cerca de dos años más de expectativa de vida respecto de la mujer india.