kadınların ile cümle
kadınların kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
10
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Kısa bir süre sonra kadınların o üniversitede katılımına dair kısıtlamalar yürülükten kaldırıldı.Невдовзі обмеження на навчання жінок в цьому університеті було скасовано.
Kadınların üç tane kadınsı giysi giymeleri gerekiyordu, ve eğer bu giysileri giymedilerse tutuklanırlardı.Жінки зобов'язані були носити мінімум три елементи жіночого одягу, інакше вони арештовувалися.
Kadın müzeleri; kadınların eğitimi, güçlenmesi ve kendilerine olarak güvenlerinin artması için önemlidir.Жіночі музеї дійсно є дуже важливими для освіти жінок, посилення та розширення їхніх можливостей.
Maria Theresia zamanında dünyanın en güçlü kadınlarından biriydi.Марія Дмитрівна була однією з найосвіченіших жінок свого часу.
Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na katılmış kadınların yaşamlarını kayıt altına alan ilk yazardır.Вона стала першою дослідницею діяльності жінок, які зробили внесок у Війну за незалежність США.
Uluslararası Kadın Derneği tarafından 20. yüzyılın en ünlü kadınlarından biri olarak gösterildi.В 1997 році Міжнародною асоціацією жінок номінована як одна з найпопулярніших жінок ХХ століття.
Aslında gezegendeki toplam kadınların, küçük bir kısmı köle olarak kullanılıyor.Фактично все населення країни займалось рабською працею.
Bu olayla Kybele Amazon kadınlarının temsili olmuştur.Це ставило під сумнів їх аматорську кар'єру.
Tedavi amaçlı tüketim dışında Antik Yunanistan'da kadınların şarap içmesi hoş karşılanmazdı.Поза цих терапевтичних цілей греки не схвалювали вживання вина жінками.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kadınların uluslararası bir turnuva fikri ortaya çıktı.Після Першої світової війни почався розвиток туристичної індустрії.
"Kadınlarında partisi oldu".«Як розмовляти з дівчатами на вечірках».
Mefistofeles'le ve Faust bahçede bulunan kadınların yanlarına gelirler ve onlarla flört etmeye başlarlar.Мефістофель і Фауст приєднуються до жінок в саду.
Böyle ortak olan kadınların her ikisine de kuvraqatigiik adı verilir.Співробітники обох компаній називають цей союз благословенним.
Aynı zamanda her ikisi de kadınların sadakatsızlığı yüzünden bunun ortay çıktığına inanmışlardır.Після шлюбу обидва зберегли вірність своєму віросповіданню.
Eşitsizlikleri kadınların sahip oldukları geniş haklarla getirebileceğini iddia etmiştir.Посилаючись на християнство, Декларація доводила, що жінки мають рівні права з чоловіками.
Çünkü o yıllarda kadınların sanatçı olması çok yadırganan bir durumdu.До жінок художниць довго ставилися скептично.
Zamanının en gözde kadınlarından birisidir.Одна з найосвіченіших жінок свого часу.
Hikâyeler, Japonya'da yaşayan kadınların gündelik deneyimleri hakkında olmaya meyillidir.Сюжет найчастіше описує повсякденне життя жінки, що живе в Японії.
Kitaplarında kadınların hayatlarına değinmiştir.Усі її книги зосереджені на житті жінок.
Böylece kadınların davranışlarının erkeklerin kontrolü altında olması meşrulaştırılmaktadır.Жіноча любов впливає на поведінку оточуючих чоловіків.
Katledilenlerin içinde kadınların da olduğu görülmüştür.Серед вбитих були жінки, неповнолітній.
Rajavi, kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğine tam olarak inanmaktadır.На думку ліберальних феміністок, всі жінки повинні мати право бути рівними з чоловіками.
Kadınların çalışma perspektifleri, kıyafet reformu ve aile gibi konularda konuşmacı oldu.Гілман стала доповідачкою з таких тем, як жіночі погляди на роботу, реформи сукні та сім'ї.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk bilim kadınlarındandır.Одна з перших видатних жінок в португальській науці.
Kadınların üç tane kadınsı giysi giymeleri gerekiyordu, ve eğer bu giysileri giymedilerse tutuklanırlardı.Ženy musely mít na sobě tři kusy ženského oblečení a když je neměly, byly zatčené.
Bunlardan ilki kadınların toplumsal var oluşa olan katkılarını ele almıştır.Jeho bývalí posluhovači však povědí o milostných dopisech jejich manželům.
1904 yılında Berlin’de kadınların oy hakkı için bir dünya federasyonu kurulmuştur.V roce 1904 se konala Mezinárodní ženská konference v Berlíně.
Kadınların rahat bırakmadığı adam.Muži, kteří nemají ženy.
Fuller, kadınların haklarının ve özellikle, kadınların eğitim ve istihdama katılma hakkının savunucusuydu.Fuller byla obhájkyní ženských práv, zejména vzdělání žen a jejich práva na zaměstnání.
Ayrıca kadınların oy hakkının genişletilmesi için de savaştılar.Aktivně také podporuje boj za volební právo žen.
Kadınların araba kullanmasına ise izin verilmemektedir.Všichni totiž nemohou řídit auta.
Cinsiyet eşitliğinin teşvik edilmesi ve kadınların güçlendirilmesi.Prosazovat rovnost pohlaví a posílit roli žen ve společnosti.
Bu keselere çoğunlukla kadınların prostatı da denir.Někdy je tento obor také zván souslovím ženské lékařství.
Ülke genelinde kadınların ortalama ömrü 43 iken, erkeklerde 44'tür.Délka života je u mužů průměrně 43 let, u žen 47.
Bir süredir Kajol Hindistan'daki dul kadınların çocuklarına yardım ediyor.Ve Vídni si přivydělával doučováním dětí z místních rodin.
Başlangıçta insan gücüyle sürülen tobagganlar erkeklerin önden çekip kadınların da arkadan ittiği kızaklardı.Potom ten obyčej mrskání proutkem muži k ženám a obráceně zachovávali.
Medyayı oynat Korfbol, erkeklerle kadınların birlikte oynadıkları tek takım sporudur.Přehrát média Korfbal je míčová kolektivní hra, ve které spolu nastupují společně muži i ženy.
Bense kadınların resmini çekmekten korkarım.Fotografuje rovněž ženské akty.
Tıp ve eğitim alanları kadınların akademik olarak çalışabilecekleri en son alanlar olmuştur.Jaké školní činnosti a zkušenosti mohou nejlépe posloužit k dosažení těchto cílů?
Ama Müslüman kadınların tiyatroda oynamasının yasak olduğu gerekçesiyle polis kovuşturmasına uğradı.V souladu s islámskou tradicí nebylo muslimkám povoleno vystupovat na divadle.
Dolayısıyla, geleneksel Suudi kadınlarının büyük çoğunluğu yüzlerini de örter.Místo však normálních obličejů svých kolegů vidí příšery.
Satirino gayet alaylı bir şekilde kadınların hep vefasız olduklarından yakınır.Na druhou stranu není pochyb o tom, že byl Tennyson silně přitahován ženami.
Amazon kadınlarının neden erkeklerden nefret ettiklerine dair iki söylence vardır.Je mnoho teorií o tom, proč kayanské ženy nosí spirály na krku.
Kız çocuklarının babalarına, kadınların ise eşlerine hizmet etmesi gerekirdi.Uniformu museli platit dívkám rodiče.
Tecavüze uğrayan kadınların sayısının 200’ü aştığı tahmin edilmektedir."V súdánském Dárfúru prý masově znásilnili 200 žen".
Suudi Arabistan dünyada kadınların araba kullanmasını yasaklayan tek ülkedir.Tato země je přitom jediná na světě, kde ženy nesmějí ani řídit auto.
Bu yapıyı sarsacak tek şey, karar mercilerindeki kadınların sayısının artması.Jediné, v čem se samotné stavby liší, je počet schodů.
Hatta bu kadınların bazıları cinsel ilişkiden nefret ederler.Stejně jako ostatní duše i ona nenávidí násilí.
Buradaki hiç kimse hayatta bırakılmadı; ne kadınların ne çocukların hayatını bağışladılar.Nikdo se spolu nebavil, nikdo neutěšoval plačící ženy, nikdo nezastavoval vzlykání dětí.
Kanal, kadınlara yönelik veya başrollerde kadınların olduğu programlar yayınlar.Což vyvolalo mezi lidmi otázky zda chystá kanál spíše pro ženy či muže.
Mısırın erken dönemlerinden itibaren kadınların, anne ve çocukların Baş Azize (ing.Před úsvitem, po ránu : eseje o dětech a rodičích.
Siyasette ve iş dünyasında da kadınların oranı gelişmiş ülkelerde bile epey düşük.V zemích tzv. třetího světa je role lidské práce značná, v průmyslových oblastech již méně.
1900 - Fransa'da çocuk ve kadınların çalışma saatleri, günde 11 saat ile sınırlandırıldı.1900: În Franța, ziua de muncă pentru femei și copii este limitată prin lege la 11 ore.
Kadınların uçak kullanmalarına izin verilir fakat havaalanına şoförle gitmeleri gerekir.Femeilor le este permis să piloteze avioane, dar trebuie să fie conduse de un șofer bărbat la aeroport.
Aralarında liseyi konu alan birkaç manga bulunmasına rağmen çoğunluğu yetişkin kadınların hayatlarını anlatır.Deși sunt unele care se referă la viața în liceu, majoritatea urmăresc viața unor femei adulte.
Ayrıca kadınların oy hakkının genişletilmesi için de savaştılar.De asemenea, a militat pentru dreptul la vot al femeii.
Buradaki hiç kimse hayatta bırakılmadı; ne kadınların ne çocukların hayatını bağışladılar.Niciunul dintre ei nu au fost lăsați în viață; nu au fost cruțați nici femeile nici copii."
Çeşitli yalanlar söylediği kadınların tümüne de umut vermiştir.Învingătorii își strâng în jurul lor mai multe femele.
Sadr, İran'da kadınların yasal hakları konusunda uzman bir kişidir.Shada este una din marile avocate din Yemen, pentru drepturile femeii.
Amerika Birleşik Devletleri'nin Wyoming Bölgesi: kadınların genel oy hakkı bulunmaktaydı.Wyoming din Statele Unite este primul stat american care acordă dreptul la vot femeilor.