İnsan oğlu konuşma kabiliyeti bakımından hayvanlardan farklıdır.Man is different from animals in that he has the faculty of speech.
Onun görme kabiliyeti kötü.He has poor eyesight.
Tom kesinlikle patron olma kabiliyetine sahip.Tom definitely has the ability to be the boss.
Tom'un kesinlikle çocukları ikna etme kabiliyeti vardır.Tom certainly has a way with children.
İmtihanı geçebilmesi lazım, zira kabiliyeti var.He must be able to pass the exam since he has the capacity.
Bu uçak it dalaşı yaparken, bombalama yapabilme kabiliyetine sahip.This aircraft is capable to dogfight and bomb at the same time.
Onun kabiliyeti var.She has talent.
Herkes kendi kabiliyetine göre çalıştı.Everyone worked according to one's ability.
Hem kendisi ve hem de annesi Asanoha Douji (麻ノ葉 童子), hayaletleri görme kabiliyetine sahipti.Both he and his mother, Asanoha Douji (麻ノ葉 童子), had the ability to see ghosts.
Rothstein'ın aksine Masseria eğitimsiz, öngörüşsüz ve sınırlı yönetim kabiliyetine sahip biriydi.In contrast to Rothstein, Masseria was uneducated, with poor manners and limited managerial skills.
Birisi, şarkıların bit oranını 128 kbit / s AAC'ye düşürme kabiliyetiydi.One was the ability to reduce the bit rate of songs to 128 kbit/s AAC.
Hareket kabiliyetini geri kazandı, fakat bir bacağı iyileşmedi.He regained mobility, but one leg remained affected.
İçindeki eskizler, çizimde net bir kabiliyeti olduğunu sergilemiştir.Sketches in it show clear ability at drawing.
Alt kırınım sınırlı görüntüleme için metamalzeme HyperLens kabiliyeti aşağıda gösterilmiştir.The capability of a metamaterial-hyperlens for sub-diffraction-limited imaging is shown below.
Yuki, Manabe’yi arkadaş edinmedeki kabiliyeti dolayısıyla Kyo ile kıyaslar.Yuki also compares Manabe's ability to make friends to Kyo's.
Pilotlar bunu telafi etmek için yüksek manevra kabiliyetine ve dalış hızına güveniyorlardı.To compensate, the pilots relied on its maneuverability and high diving speed.
Bu tanklar mekanik olarak çok güvenilirdi ve yüksek hareket kabiliyetine sahipti.These light tanks were mechanically very reliable, with good mobility.
Bu da ordunun hareket kabiliyetini sınırlıyordu.This limited the team's marketability.
Eserde genel öğrenme kabiliyeti için özel bir seçilim mekanizmasının varlığı öngörülmektedir.The paper proposed a mechanism for specific selection for general learning ability.
Kedigiller müthiş bir duyma kabiliyetine sahiptir.Tarsiers have incredible hearing abilities.
Ayrıca önderlik kabiliyeti yüksek olan bir kaleciydi.The forward was also a talented hurler.
Pek çoğu aerobasi kabiliyetine sahiptir.However, many of its members owned their own aircraft.
Ama yine de hareket kabiliyetiniz kısıtlıdır.The reason why that's a big deal is you have to understand what the traps do.
O bölge hasar görünce yüzleri tanıma kabiliyetini kaybediyorsunuz, değil mi?Now, when that area's damaged, you lose the ability to see faces, right?
Takmaya başladıktan bir süre sonra, hareket ve isabet kabiliyetimde büyük gelişme fark ettim.After I start putting it on for a while, I notice great improvement in mobility and accuracy.
Hareket kabiliyeti ve diğerlerinden konuştuk, şimdi sağlıktan konuşalım.We've talked about mobility and the rest of it, let's talk about health.
En azından bilişim teknolojisinin eksponansiyel artış kabiliyeti azalmadan devam edecektir.At least the exponential growth of information technology capability will continue unabated.
Acı çekme kabiliyeti ya da yalnızlık.The ability to suffer pain or loneliness.
Bir de, kuyruklar çoğu zaman manevra kabiliyetini kısıtlar.Now mostly tails limit maneuverability,
Gerçek bir manevra kabiliyeti var.It's really maneuverable.
Sadece çıkın, ve ne yapıyor olursanız olun, kabiliyetiniz oranında en iyisini yapın.Just get out there, and whatever you're doing, do it to the best of your ability.
Sizler, her şeye rağmen, etkilenme kabiliyeti ile takdis edilmişsiniz.You, however, are blessed with the gift of influence.
Optimum irtifayı muhafaza ettiğin sürece uçak, en yüksek hareket kabiliyetine ve hıza sahiptir.While maintaining optimal altitude the plane has its best mobility and speed.
Bir uçağın hareket kabiliyeti aynı zamanda kurulu modüllerine de bağlıdır.An aircraft's mobility also depends on the installed modules.
Oyun tarzına göre hareket kabiliyetini veya ateş gücünü artırabilirsin.Depending on your style of play you can boost your mobility or your firepower.
Kabiliyetimin sınırlarını geçmiş olmalıyım, baba.I must have reached beyond my abilities, Dad.
Şimdi uzmanlar şunu öne sürüyor, yüzme kabiliyeti her insana doğuştan kısmen geliyor olabilir.Now experts suggest that the ability to swim may be partially innate in every single human being.
Ben de diyorum ki; uçma kabiliyeti her insana doğuştan kısmen geliyor olabilir.So too I suspect that the ability to fly may be partially innate in every human being also.
Ve merak ediyorum, her çocuğun doğal olarak bu şekilde bir uçma kabiliyetinin olup olmadığını?And I wonder if every child has a natural ability to fly like this?
İşte yüzgeçli RHex, şimdi inanılmaz manevra kabiliyeti olan bir yüzme robot oldu.So here's RHex with paddles, now converted into an incredibly maneuverable swimming robot.
Hiç kabiliyetin yok. Ne yapabilirim?You don't have the skills, what can I do?
[Önsezimin farkına varıp yorumlama kabiliyeti][The ability to recognize and interpret my intuition]
Ve görüyorsunuz, tüm halk hareket kabiliyetinin bir kısmını kaybettiği için sinirleniyor.And so you see this whole society getting frustrated about losing some of its mobility.
Öğrenme kabiliyetimizi geliştirir.It improves our ability to learn.
Her analizcinin her şeyi hedef alma kabiliyeti yoktur.Not all analysts have the ability to target everything.
DARPA'nın hipersonik test aracı şu ana kadar yapılmış en hızlı manevra kabiliyetine sahip uçak.DARPA's hypersonic test vehicle is the fastest maneuvering aircraft ever built.
Hızın yerini alabilecek bir şey yokken manevra kabiliyeti oldukça yakın bir destekçidir.And while there's no substitute for speed, maneuverability is a very close second.
Dolayısıyla hareket kabiliyeti konusunda yeni bir sayfa açmamız gerektiğini düşündük.So we thought we would start writing a brand new chapter of mobility.
Hayatımın büyük kısmında konuşma kabiliyetimi aklımın ucundan bile geçirmedim.For most of my life, I never gave a second thought to my ability to speak.
Kiracı ise hareket kabiliyetine sahip, kira kontratı bitince başka yere taşınabilir rahatlıkla.While the renter, of course, my lease ends and I leave.
Yani, şimdi genom okuma kabiliyetimiz var.So, we are now able to read genomes.
Sonra da ona iyilik ve kötülük kabiliyeti verene and olsun ki:And given the faculty of knowing what is disruptive and what is intrinsic to it.
Sana sebat etme kabiliyeti vermeseydik andolsun ki birazcık meyledecektin onlara.If We had not kept you constant you had almost leaned towards them.
(Doğrusu) size Rabbiniz tarafından basiretler (idrak kabiliyeti) verilmiştir.To you have come signs from your Lord, (and the light of understanding).
Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,And given the faculty of knowing what is disruptive and what is intrinsic to it.
Çocuk gelin alayıyla birlikte oturup gelinin erkek doğurma kabiliyetini simgeler.The boy sits with the bride's party, symbolising her ability to have a son.
Muharebe zamanları aralarında kabiliyeti olanlar savaşa çıkardı.In a state of war, the ones who were capable of soldiery were taken to army.
Alt kırınım sınırlı görüntüleme için metamalzeme HyperLens kabiliyeti aşağıda gösterilmiştir.The capability of a metamaterial-hyperlens for sub-diffraction-limited imaging is shown below.
Hareketlilik (hareket kabiliyeti)Mobility
Hareket kabiliyetiMobility can