Sanırım son zamanlarda burada olanları kastediyorsun.I assume you're referring to what happened here recently.
Ben seni kasabaya götürebilirim.I can give you a lift into town.
Kaşınmaya katlanamadım.I couldn't stand the itching.
Onu kasten yaptım.I did it on purpose.
Kâşifler nihayet hedefine ulaştı.The explorers finally reached their goal.
Bu kasabadaki getto geceleyin tehlikelidir.The ghetto in this town is dangerous at night.
Çinde 11 Kasım Bekarlar Günü.In China, the 11th of November is Singles Day.
Kaşlarımdan nefret ediyorum.I hate my eyebrows.
Bir çay kaşığı kırmızı biber ekle.Add one teaspoon of paprika.
Kasabanın kötü kısmında yaşıyor.She lives in the bad part of town.
Urumçi, Kaşgar'dan bile daha soğuk.Urumqi is even colder than Kashgar.
Bana bunun sessiz bir kasaba olduğu söylendi.I've been told this is a quiet town.
Kaş yapayım derken göz çıkardım.I've made things worse.
Kasabaya döndüğünü duydum.I heard you were back in town.
Senin kasabada olduğunu duydum.I heard you were in town.
O her zaman bir kavga için kaşınıyor.He is always itching for a fight.
Az önce kasabaya döndüm.I just got back in town.
Kaşupça konuşuyor musun?Do you speak Kashubian?
Onu kasten yapmayacağını biliyorum.I know you'd never do that intentionally.
Daha önce söylediğimi kastettim.I meant what I said before.
Gerçekten bunun olmasını kastetmedim.I really didn't mean for this to happen.
Tom'un kasabadan ayrıldığını biliyor muydun?Did you know that Tom had left town?
Tom ve Mary kasten birbirine kafa salladı.Tom and Mary nod at each other knowingly.
O, formda ve kaslı.He's fit and muscular.
Tom Mary'yi yazar kasadan para çalarken yakaladı.Tom caught Mary stealing money from the cash register.
Seni kasten incitmek için bir şey söylemeyeceğimi biliyorsun.I would never say anything to intentionally hurt you, you know.
Tüm kasaba bir yangında tahrip oldu.The entire town was destroyed in a fire.
Burası alkol satışının yasak olduğu bir kasabadır.This is a dry town.
Lucullus'un birçok altın kasesi vardı.Lucullo had many golden cups.
Küçük bir kasabada yaşadım.I lived in a small town.
O Kaşgar'a gelmeden uzun süre önce iyi Uygurca biliyordu.He knew Uyghur well long before coming to Kashgar.
Kasanın kombinasyonunu bilen tek biziz.We're the only ones who know the combination to the safe.
Tom ne zaman kasabaya geldi?When did Tom come to town?
Katalonya'daki küçük bir kasabayı ziyaret ettim.I visited a small town in Catalonia.
Bir çorba kasen var mı?Do you have a soup bowl?
Hiç çorba kasen var mı?Do you have any soup bowls?
Çorba kaselerin var mı?Do you have any soup bowls?
Benim kaşığım daha büyük!My spoon is bigger!
Tom kaskını giydi ve sonra motosikletine bindi.Tom put on his helmet and then got on his motorcycle.
Tom genellikle kahvaltı için bir kase mısır gevreği yer.Tom usually eats a bowl of cereal for breakfast.
Tom bazı malzemeleri satın almak için kasabaya gitti.Tom went into town to buy some supplies.
Tom kaskını aldı ve onu giydi.Tom picked up his helmet and put it on.
Pasaportumu kasaya geri koyacağım.I'll put my passport back in the safe.
Tom, Mary'den bir kasa bira satın almasını istedi.Tom asked Mary to buy a case of beer.
Tom kaseyi mikrodalganın içine koydu.Tom put the bowl into the microwave.
Onun kasıtlı olmadığına eminim.I'm sure that wasn't intentional.
Vaktini boşa harcamanı kast etmedim.I didn't mean to waste your time.
Senin kaskına sahip olan benim.I'm the one who has your helmet.
Tom'un onunla neyi kastetmiş olduğunu merak ediyorum.I wonder what Tom meant by that.
Tom'un onunla neyi kastettiğini merak ediyorum.I wonder what Tom means by that.
Sadece kasabadan geçiyordum.I was just passing through town.
Kasabayı terk ettiğini sanıyordum.I thought you were leaving town.
Tom'un kasabayı terk ettiğini düşündüm.I thought Tom had left town.
Bunu kastettiğine eminim.I'm sure you meant that.
Ben iş için kasabadayım.I'm in town on business.
Tom kaşığını indirdi.Tom put down his spoon.
Tom sadece kasabaya taşındı.Tom just moved to town.
Tom kaskını taktı.Tom put on his helmet.
Tom Mary'ye kaşlarını çattı.Tom scowled at Mary.
Kasabaya gidiyorum.I'm going into town.