Yüzün kızarmış.Your face is red.
Ateşin sıcaklığı ile yanakları kızarmıştı.Her cheeks were tinged with red by the warmth of fire.
Genellikle kızarmış bifteğe Yorkshire pudingi eşlik eder.Roast beef is usually accompanied by Yorkshire pudding.
Fırında kızartılmış tavuk, benim en sevdiğim yemeklerden biridir.Roast chicken is one of my favorite dishes.
Bob çok çekingendir ve kızlarla sohbet ederken kızarır.Bob is very timid and blushes when chatting with girls.
Paul kızardı ve başını çevirdi.Paul blushed and turned away.
Büyük patates kızartması, lütfen.Large fries, please.
Adam kızardı.The man blushed.
Bifteğim, yumurtalarım, kızarmış patateslerim, tostum ve kahvem var.I have steak, eggs, hash browns, toast, and coffee.
Bu yeşil yapraklar sonbaharda kızarırlar.These green leaves turn red in the fall.
Bu yeşil yapraklar sonbaharda kızarır veya sararır.These green leaves turn red or yellow in fall.
Bu et iyi kızartıldı.This meat is roasted well.
Yapraklar iki veya üç hafta içinde kızaracak.The leaves will turn red in two or three weeks.
Ben kızarmış karidesi severim.I like my shrimps fried.
Ben utançla kızardım.I blushed with shame.
Boynumda bir kızarıklık var.I have a rash on my neck.
Sabahları kızarmış tost severim.I like brown toast in the morning.
Bahçedeki ağaçların yaprakları tamamen kızardı.The leaves of the trees in the garden have turned completely red.
Yüzü sinirden kızardı.His face turned red with anger.
O çok kolay kızar.He gets mad very easily.
O bugünlerde kolayca kızar.He easily gets angry nowadays.
O, utançla kızardı.He blushed with shame.
O, o kızar korkusuyla gerçeği söylemedi.He didn't tell the truth for fear she should get angry.
Yanakları utançla kızardı.Her cheeks burned with shame.
Onun yüzü kızardı.Her face turned red.
Yüzü kızardı.A blush came over her face.
Gözleri ağlamaktan kızarmıştı.Her eyes were red from crying.
Salata yağında balık kızarttı.She fried fish in salad oil.
O onu gördü ve yüzü kızardı.He saw her and blushed.
Üzüm üzüme baka baka kızarır.One rotten apple spoils the barrel.
Yapraklar kızarıyor.The leaves are turning red.
Yapraklar kızarmaya ve sararmaya başladı.The leaves began to turn red and yellow.
Ağaçların yaprakları kızarmaya başladı.The leaves of the trees began to turn red.
Bir süre kızartılmış yiyeceklerden kaçının.Avoid fried foods for a while.
Benim için bir yumurta kızartın.Fry an egg for me.
Kontakt kullandığımda gözlerim kuruyor ve kızarıyor.When I use contacts, my eyes feel dry and become red.
Kızarmış örümcek, Kamboçya'da bölgesel bir yiyecektir.Fried spiders are a regional delicacy in Cambodia.
Et aşırı kızarmıştı.The meat was overfried.
Dışarısı çok sıcak, bir yumurta kızartabilirsin.It's so hot outside, you could fry an egg.
Ben biraz domuz kızartması istiyorum.I want some pork rinds.
İki tane kızarmış yumurta ve kahve, lütfen.Two fried eggs and coffee, please.
İnsan yüzü kızaran tek hayvandır. Ya da kızarması gereken.Man is the only animal that blushes. Or needs to.
Patates kızartmam için ekstra tuz rica ettim.I requested extra salt on my french fries.
Javier kızardı.Javier turned red.
Balık ve patates kızartması en ünlü İngiliz yiyeceğidir.Fish'n'chips is the most famous English food.
Onun yüzü kızarmıştı.His face was red.
Bir torba patates kızartmasının hepsini yememeliydim.I shouldn't have eaten the whole bag of potato chips.
Kızartmanın geriye kalanını yiyebilirsin.You can have the rest of the fries.
Ağacın yaprakları kızardı.The leaves of the tree became red.
O kızarıyor.She's turning red.
Tom ketçaplı patates kızartması yemeği tercih ediyor.Tom prefers to eat french fries with ketchup.
Tom, kızarmış tavuk seviyor.Tom loves fried chicken.
Tom sıcak bir kızartma tavasında parmaklarını yaktı.Tom burned his fingers on a hot frying pan.
Tom kızardı.Tom blushed.
Tom, üç yumurta ve bir dilim kızarmış ekmek yedik.Tom ate three eggs and a slice of toast.
Tom yarım paket patates kızartması yedi.Tom ate half a bag of potato chips.
Tom'un kız arkadaşı şimdi onun burada olduğunu bilseydi, çok kızardı.If Tom's girlfriend knew he was here now, she'd be very angry.
Tom Mary'yi çıplak görünce kızardı.Tom blushed when he saw Mary naked.
Kızartılmış yiyecek bana yaramıyor.Fried food does not agree with me.
Tom'un kızarkadaşı onu başka bir kızla gördü.Tom's girlfriend saw him with another girl.