O, onu kışkırtmak istemiyordu.He didn't want to antagonize her.
Tom'u kışkırtmak istemiyorum.I don't want to antagonize Tom.
Tom'u kışkırtmak için bir şey yapma.Don't do anything to provoke Tom.
Kışkırtmak vandallığın bir şeklidir.Egging is a form of vandalism.
Onları kışkırtmak istemiyorum.I don't want to antagonize them.
Onu kışkırtmak istemiyorum.I don't want to antagonize him.
Linda Dan'ı kışkırtmak için başka adamlarla dans etti.Linda danced with other men to provoke Dan.
Sami, Leyla'yı çirkin şeyler söyleyerek kışkırtmaktan hoşlanıyordu.Sami liked to provoke Layla by saying outrageous things.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.We are there to inspire, to provoke, to mobilize, to bring hope to our people.
ROMEO Wilt Sen beni kışkırtmak? daha sonra sana, çocuk var!ROMEO Wilt thou provoke me? then have at thee, boy!
İhtilafı kışkırtmak istediler.They wanted to stir up controversy.
Belediye başkanı kışkırtmak yerine barış ortamına katkıda bulunmalı." dedi.The mayor should contribute to a peaceful situation instead of inciting it," Novicki told SETimes.
Elez hakkında cinayete kışkırtmaktan ek bir suçlama daha bulunuyor.Elez faces the additional charge of inciting murder.
Mitrovica Belediye Başkanı Bayrami Recepi de Sırpları gerginlikleri kışkırtmakla suçladı.Mitrovica Mayor Bajrami Rexhepi also accused Serbs of provoking tensions.
Rycroft, "Uluslararası toplumu kışkırtmak veya tehditler savurmak akıllıca değil." dedi."It is not wise to provoke the international community or to make threats," he said.
Beş Sırp'tan birisi, nefret ve bölünmeyi kışkırtmaktan 48 saat süreyle gözaltında tutuldu.One of the five Serbs was held in detention for 48 hours, for inciting hatred and division.
Krstiç, Arnavut toplumunun tepkisinin ihtilafa kışkırtmak amacıyla abartılı olduğunu ileri sürüyor.The reaction of the Albanian community, he says, is exaggerated to provoke conflict.
Çoğunluk arasında korku yaratmak ve onları kışkırtmak için Tuhfa İsna Aşeriya'da şunları yazdı:To create fear among the majority and incite them, he wrote in Tuhfa Asna Ashariya:
İzleyiciyi düşünsel olarak kışkırtmak yerine, duygusal olarak etkilemeye çalışıyordu.Snažil se působit spíše na mysl diváka než na jeho smysly.
"Ayrılıkçılığı kışkırtmak" ve "devlet sırlarını yasadışı bir biçimde elde etmekten" suçlanır.Dabar jie yra kaltinami „nelegalų turinį padarę viešai prieinamu“.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Chceli vyvolať kontroverziu.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Chcieli wzbudzić kontrowersje.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Chtěli vyvolat kontroverzi.
İhtilafı kışkırtmak istediler.De ville skapa konflikt.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Ellos querían despertar controversia.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Fel akarták kavarni az indulatokat.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Họ muốn khóay lên tranh cãi.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Ils voulaient attiser la controverse.
İhtilafı kışkırtmak istediler.그들은 논쟁을 일으키기를 원했습니다. [남자: 나는 만화를 사랑합니다.]
İhtilafı kışkırtmak istediler.Mereka ingin menghasut kontroversi
İhtilafı kışkırtmak istediler.Queriam alimentar a controvérsia.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Sie wollten einen Streit entfachen.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Volevano creare una controversia.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Vroiau să provoace controverse.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Zij wilden de controverse verder opschudden.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Ήθελαν να προκαλέσουν διαμάχες.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Вони хотіли розпалити суперечку.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Они хотели разжечь противоречия.
İhtilafı kışkırtmak istediler.Те искаха да предизвикат полемика.
İhtilafı kışkırtmak istediler.הם רצו לעורר מחלוקת.
İhtilafı kışkırtmak istediler.أرادوا إثارة الضغائن والفتنة.
İhtilafı kışkırtmak istediler.その辺の話は知ってると思うけど
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Chúng tôi truyền cảm hứng, khơi gợi, động viên và mang đến hy vọng cho đồng bào Iran.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Estamos ahí para inspirar, provocar, movilizar y para llevar esperanza a nuestra gente.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Estamos lá para inspirar, para provocar, para mobilizar, para trazer a esperança ao nosso povo.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Inspirálnunk, provokálnunk, mozgósítanunk kell az embereinket, reményt kelteni bennük.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Inspirujemy, prowokujemy, mobilizujemy i przynosimy nadzieję Irańczykom.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Jsme zde, abychom inspirovali, provokovali mobilizovali, abychom svému lidu přinesli naději.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Kami ada untuk menginspirasi, mendorong, menggerakkan, membawa harapan bagi bangsa kami.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.저희는 영감을 주고, 도발하고, 동원시키고, 국민들이 희망을 가질 수 있도록 노력합니다.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Nous sommes là pour inspirer, pour provoquer, pour mobiliser, pour donner de l'espoir à notre peuple.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Siamo lì per ispirare, provocare, mobilitare, dare speranza al nostro popolo.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Suntem acolo să inspirăm, să provocăm, să mobilizăm să aducem speranță poporului nostru.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.We zijn er om te inspireren, te provoceren, te mobiliseren, om onze mensen hoop te bieden.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Wir sind hier, um zu inspirieren, zu provozieren, zu mobilisieren, den Menschen Hoffnung zu bringen.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Είμαστε εκεί για να εμπνέουμε, να προκαλούμε, να κινητοποιούμε, να φέρνουμε ελπίδα στο λαό μας.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Ми маємо надихати, провокувати, мобілізувати, дати надію нашому народу.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.Мы пришли, чтобы вдохновлять, провоцировать, мобилизовать, нести людям надежду.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.אנחנו שם בשביל לנסוך השראה, לגרות, לנייד, להביא תקווה לעמנו.
İşimiz ilham vermek, kışkırtmak, harekete geçirmek ve bu sayede insanlarımıza umut vermek.نحن موجودون هناك لإلهام وإثارة، لتعبئة، لجلب الأمل لشعبنا.