Küçük bir daire çizin.Draw a small circle.
Küçük bir daire çiz.Draw a small circle.
küçük köpeğin sahibi onu boynundan tuttu ve onu azarladı.The owner of the small dog gripped its neck and scolded it.
Küçük çocuklar çok yıkıcı olabilir.Small children can be very destructive.
Küçük bir çocuk bile adını bilir.Even a little child knows its name.
Küçük çocuklar genellikle ejderhalar ve diğer canavarlar hakkında kitapları sever.Small children often like books about dragons and other monsters.
Küçük çocuklar yüzmekten yorgun görünüyorlardı.The little children looked tired from swimming.
Küçük çocuklar karanlıkta yalnız bırakılmaktan korkuyorlar.Small children are afraid of being left alone in the dark.
Küçük çocuklar her şeye dokunmak ister.Little children like to touch everything.
Küçük çocuklar çok meraklıdır.Small children are very curious.
Yalnız kalan küçük çocukla dışarı çıkmamalısın.You oughtn't to go out with the little boy remaining alone.
Küçük çocukların hayatları korku dolu.The lives of little children are full of fears.
Küçük kızlar bebeklerle oynamaktan hoşlanırlar.Little girls like playing with dolls.
Burada küçük bir gölet vardır.There is a small pond here.
Küçük bir köy büyük bir şehre dönüştü.A small village grew into a large city.
Küçük çocuk ormanda kayboldu.The little boy was lost in the forest.
Seyahat ederken küçük bir araç kiti çok kullanışlı olabilir.A small toolkit can be very handy when you are traveling.
Onun küçük bir emeklilik maaşıyla yaşaması zordu.It was hard for him to live on his small pension.
Küçük işletmeler genellikle büyük bir şirket tarafından sömürülürler.Small business are often absorbed by a major company.
Küçük araba artışı sona eriyor.The small car boom is ending.
Küçük arabalar, düşük yakıt tüketimi nedeniyle çok ekonomiktir.Small cars are very economical because of their low fuel consumption.
Küçük bir araba kiralamak istiyorum.I'd like to rent a compact car.
Benim küçük parmağım şişti.My little finger is swollen.
Küçük şey küçük akılları memnun eder.Little thing please little minds.
Küçük şeyler küçük zihinleri eğlendirir.Small things amuse small minds.
Üzgünüm, daha küçük bozuk param yok.I'm sorry, I don't have smaller change.
Her yöne kaçışan bazı küçük hayvanlar gördük.I saw some small animals running away in all directions.
Küçük bir planlama ile, sanırım şirketimizi zirveye götürebiliriz.With a little planning, I think we can take our company to the top.
Küçük bir yansıma sizin hatalı olduğunuzu gösterecektir.A little reflection will show you that you are wrong.
Küçük bir gelirle yaşamak zordur.Living on a small income is hard.
Küçük kız, Noel oyununda bir meleği oynadı.The little girl played an angel in the Christmas play.
Küçük kız ağlamaya devam etti.The little girl just kept crying.
Küçük kız babasının kollarında eve geri götürüldü.The little girl was carried back home in her father's arms.
Birkaç küçük hata hariç, yazınız iyidir.A few minor mistakes apart, your writing is good.
Küçük çocuk başını öne eğdi ve bir şey söylemedi.The little boy hung his head and said nothing.
Oğlan bir avuç yer fıstığı topladı ve onları küçük bir kutuya koydu.The boy gathered a handful of peanuts and put them in a small box.
Küçük oğlan kendini polis memurundan kurtarmak için uğraştı.The little boy struggled to free himself from the policeman.
Çocuk, oyuncağı küçük kız kardeşinden aldı.The boy has taken the toy away from his little sister.
Manzara Batı Virginia'nın uzak bir kesimindeki küçük bir dağ köyüydü.The scene was a tiny mountain village in a remote section of West Virginia.
Açgözlü küçük çocuk tüm yemeği yedi.The greedy little child ate all the food.
Yeni bir iş ararken gazetedeki küçük ilanları okumayı unutma.When looking for a new job, do not forget to read the want ads in the newspaper.
Yeni kürk mantolar vitrinde sergilendi.The new fur coats were displayed in the window.
Allah asla küçük bir iyiliği bile unutmaz.God never forgets even a small kindness.
Kimlik kartı olan herhangi bir öğrenci kütüphaneye girebilir.Any student with an I.D. card has access to the library.
İnsan vücudu milyarlarca küçük hücrelerden oluşmaktadır.The human body is composed of billions of small cells.
Kütüphanede konuşmaya izin verilmiyor.Talking in the library is not allowed.
Bir kütüphanede sessiz olmalısın.You ought to be quiet in a library.
Kütüphanede size katılacağım.I'll join you in the library.
Kütüphanede birlikte çalışmaya ne dersin?How about studying together in the library?
Kütüphanede kitap okuyan kimse yok.There is no one reading in the library.
Hiç kütüphanede çalışır mısın?Do you ever study in the library?
Kütüphanede çok öğrenci var.There are a lot of students in the library.
Kütüphanede çok sayıda çocuk kitabımız var.We have a lot of children's books in the library.
Kütüphanede birçok kitap var.There are a lot of books in the library.
Kütüphanede yalnızdılar.They were alone in the library.
Kütüphaneyi yeni kitaplarla donattılar.They furnished the library with new books.
O, kitabı kütüphaneye geri götürdü.She took the book back to the library.
Kütüphanenin önünde bekleyen bir sürü öğrenci vardı.There was a crowd of students waiting in front of the library.
Kütüphanede konuşmamalıyız.We must not speak in the library.
Kütüphane kitaplarının sayfalarını yırtmamalısın.You must not tear pages out of library books.