Küçük erkek kardeşim biraz para istedi.My little brother asked for some money.
Bob sporlarda iyi olmadığı için erkek kardeşini küçümsüyor.Bob looks down on his brother for not being good at sports.
Küçük erkek kardeşim dün gece korkunç bir rüya gördüğünü söylüyor.My little brother says that he had a dreadful dream last night.
Benim küçük erkek kardeşim on iki yaşında.My kid brother is twelve.
Küçük erkek kardeşim hep oyuncak ayısı ile yatıyor.My little brother always sleeps with his teddy bear.
Küçük erkek kardeşim İngilizce okuyabilir.My little brother can read English.
Benim küçük erkek kardeşim ilkokula gidiyor.My little brother goes to an elementary school.
Erkek kardeşim küçük ama güçlüdür.My brother is small but strong.
Ben cumartesi günü kütüphanede kitaplar okumayı prensip ediniyorum.I make it a rule to read books in the library on Saturday.
Kışın evimize yakın küçük bir tepede kızakla kaymayı seviyorum.In the winter, I like to sled down the small hill close to our home.
Yoldaki büyük ve küçük taşlar için dikkatli ol!Watch out for big and small stones on the road!
Birdenbire ahır yanıp kül oldu.All of a sudden, the barn went up in flames.
İki küçük kız papatyaları topluyorlar.Two little girls are picking daisies.
Japonya'daki satışlar Avrupa'dakilerle karşılaştırıldığında küçüktür.The sales in Japan are small in comparison with those in Europe.
Japon evleri küçüktür.Japanese houses are small.
Japonya, dört büyük ada ve daha küçük birçok başka adadan oluşur.Japan consists of four main islands and many other smaller islands.
Japonya Kanada'dan daha küçüktür.Japan is smaller than Canada.
Japon kültürünü tam olarak anlamak için dil öğrenmelisin.To understand Japanese culture to the full, you should learn the language.
Ben gerçekten sert düştüm ve dizimde küçük bir çürüğüm var.I fell down really hard and got a black bruise on my knee.
O küplere bindi.He exploded with anger.
Onu sevimli, parlak, küçük bir çocuk olarak hatırlıyorum.I remember him as a cute, bright little boy.
Onun külleri burada gömülüdür.His ashes are buried here.
Onun evi kütüklerden yapılmıştır.His house was built of logs.
Onun evi küçük ve eski.His house was small and old.
Ailesi onun küçük geliriyle yaşamak zorunda.His family has to live on his small income.
Onun şirketi, bölgedeki en başarılı küçük işletme olarak seçildi.His company was singled out as the most successful small business in the region.
Onun eski külüstürü bir şeye değmez.His old clunker isn't worth anything.
Onun küçük oyununa maddi destekte bulundum.I saw through his little game.
Arabası küçük ve az yer kaplıyor.His car is small and takes up little room.
Geliri ailesine bakamayacak kadar çok küçük.His income is too small to support his family.
Onun hizmetkarları onu küçümsedi.His very servants despised him.
Onun yeni evini beğeniyorum ama onun bu kadar küçük olmasını beklememiştim.I like his new house, but I had not expected it to be so small.
Yenisiyle karşılaştırıldığında benim arabam külüstür gözüküyor.My car looks shabby in comparison with his new one.
Onun küstahlığına sinir oluyorum.I get mad at his arrogance.
Deyim yerindeyse, o büyümüşte küçülmüş bir bebek.He is, as it were, a grown up baby.
Kitabı kütüphaneye iade ettiğini iddia ediyordu.He claimed that he had returned the book to the library.
O ihtiyaçlarını karşılamak için bir karıya ve iki küçük çocuğa sahiptir.He has a wife and two young children to provide for.
O oda 418'in, çok küçük bir oda, boş olduğunu hatırladı.He remembered that Room 418, a very small room, was empty.
İtalya'da küçük bir kasabada doğdu.He was born in a small town in Italy.
O her zaman küçük şeyler hakkında kendini rahatsız eder.He always troubles himself about minor things.
O, sözde kültürlü bir insan.He is what is called a man of culture.
O küçük erkek kardeşimle samimiydi.He's been friendly with my kid brother.
O, küvette şarkı söylemeyi sever.He likes to sing in the bathtub.
Kent kültürü genç nesil için cazip görünmektedir.Urban culture appears to be attractive to the younger generation.
Çoğunlukla arabayla kütüphaneye gider.He often goes to the library by car.
Genellikle kütüphaneye arabayla gider.He often goes to the library by car.
O, oyunda küçük bir bölümü oynadı.He played a minor part in the play.
O, küçük kızı evlatlık aldı.They adopted the little girl.
Onun kitapla ilgili en küçük bir fikri yoktu.He didn't have the least idea of the book.
New York'ta bir sürü para yaptı ve doğduğu küçük kasabaya geri döndü.He made a lot of money in New York and went back to the small town where he was born.
O bir küfür mırıldandı.He muttered a curse.
Çoğunlukla kütüphaneye giderdi.He would often go to the library.
O, Küçük John adında büyük bir adamdı.He was a big man called Little John.
O küçük gelirini en iyi şekilde değerlendirdi.He made the best of his small income.
Küçük bir maaşla büyük bir aileyi geçindirmesi gerekiyor.He has to maintain a large family on a small salary.
Yaşça kendinden küçük olanlara tepeden bakar.He is haughty to his juniors.
O, kül tablasını aldı.He picked up the ash-tray.
Kendisini bir kütük üstünde dengeledi.He balanced himself on a log.
Kyoto'da küçük bir ev satın aldı.He bought a small house in Kyoto.
Yakınlardaki küçük bir kasabada yaşıyordu.He lived in a small town nearby.