Ana içeriğe geç
Sözlük

küçük ile cümle

küçük kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
"Ne oldu?" küçük beyaz tavşan sordu."What's the matter?" asked the little white rabbit.
Benim ayakkabılarım çok küçük. Yenilerine ihtiyacım var.My shoes are too small. I need new ones.
Ayakkabılarım çok küçük. Yenilerine ihtiyacım var.My shoes are too small. I need new ones.
Küçük erkek kardeşim televizyon izliyor.My little brother is watching TV.
Benim küçük erkek kardeşim TV izliyor.My little brother is watching TV.
Spenser'in annesi onun yaptığı her küçük hatayı sık sık irdeler.Spenser's mother often scrutinizes him for every small mistake he makes.
Biz küçükken, her şey çok büyük görünüyordu.When we are small, everything seems so big.
Eğer küçük şeyleri halledersen, büyük şeyler kendiliğinden hallolur.If you take care of the small things, the big things will take care of themselves.
Sana küçük bir şey getirdim.I brought you a little something.
Ya büyük ya da küçük kutuyu alabilirsin.You may take either the big box or the small one.
Ehliyet almak için halen çok küçüksün..You're still too young to get a driver's license.
Seninki ile karşılaştırıldığında benim arabam küçük.Compared with yours, my car is small.
Ne demek istediğine dair en küçük bir fikrim yok.I haven't the faintest idea what you mean.
Ayakkabıların çok küçük olduğu için ayakların şişmiş.Your feet are swollen because your shoes are too small.
Havadaki küçük parçacıklar kansere neden olabilir.Tiny particles in the air can cause cancer.
Zenginler insanları küçük görmeye eğilimlidir.The rich are apt to look down on people.
Küçük odamı en iyi şekilde değerlendirdim.I made the best of my small room.
Geçen yaz ziyaret ettiğim köy, Nagano bölgesi'ndeki küçük bir köydü.The village which I visited last summer was a small one in Nagano Prefecture.
Küçük kız gölde boğulmaktan neredeyse kıl payı kurtuldu.It was a close call when the little girl almost drowned in the lake.
Küçük bir dere kayaların arasından akıyor.A small stream ran down among the rocks.
En küçük bir fikrim yok.I don't have the slightest idea.
Ben toplantıdan sonra John ile küçük bir sohbet yaptım.I had a little chat with John after the meeting.
Biz onu küçük kız kardeşinden ayırt edemeyiz.We cannot distinguish her from her younger sister.
Yan sokaktaki küçük ve rahat bir evde yaşıyoruz.We live in a cozy little house in a side street.
Bu şehre Küçük Kyoto diyoruz.We refer to this city as Little Kyoto.
Bizim beyzbol sahamız çok küçük.Our baseball diamond is very small.
Teknemiz küçük bir adaya yaklaştı.Our boat approached the small island.
Dünyamız evrenin sadece küçük bir parçası.Our world is only one small part of the universe.
Evimin önünde küçük bir bahçe var.There is a small garden in front of my house.
Müzisyen kafasını salladı ve küçük piyanosunu itti.The musician shook his head and pushed his little piano away.
Bir müzisyen seslerdeki küçük farkları anlayabilir.A musician can appreciate small differences in sounds.
Tombul parmaklarım var, bu nedenle küçük bir klavye kullanamam.I have chubby fingers, so I can't use a small keyboard.
Uzakta küçük bir ışık gördük.We saw a little light in the distance.
En küçük erkek kardeşim, büyük annemiz tarafından yetiştirildi.My youngest brother was brought up by our grandmother.
En küçük çocuk her sabahı kreşte geçirdi.The youngest child spent every morning at a nursery.
Genel olarak küçük kızlar bebekleri çok severler.In general, little girls are fond of dolls.
Küçük çocuk yalnız bırakıldığında yaramazlık etti.The little boy got into mischief when he was left alone.
Buralarda küçük bir tapınak vardı.There used to be a small shrine around here.
Küçük bir nesne karanlıkta hareket etti.A tiny object moved in the dark.
Gerçekten ucuz olan küçük mütevazi bir dükkân biliyorum.I know a hole in the wall that's really cheap.
Kötü yollarda bu küçük araba gerçekten yerine geliyor.On bad roads this little car really comes into its own.
Küçük odaya sıkıştırıldık.We were crowded into the small room.
En iyi ihtimalle sadece küçük bir kar için umut edebiliriz.At best we can only hope for a small profit.
Dünyamız yalnızca evrenin küçük bir parçasıdır.Our world is only a small part of the universe.
Küçük emeklilik maaşıyla yaşamak, onun için zordur.It's hard for him to live on his small pension.
En küçük hata ölümcül bir felakete götürebilir.The slightest mistake may lead to a fatal disaster.
Robert, karın küçük bir bölümünü aldı..Robert got a small proportion of the profit.
Lucy oldukça küçük bir kız.Lucy is a pretty little girl.
Lucy'nin annesi, ona küçük kız kardeşine bakmasını söyledi.Lucy's mother told her to take care of her younger sister.
Avrupa Asya'dan daha küçük bir nüfusa sahiptir.Europe has a smaller population than Asia.
Selam! Seni burada göreceğim aklımın ucundan geçmezdi! Dünya küçük, değil mi?Hello! Fancy meeting you here! It's a small world, isn't it?
Selam! Seni burada göreceğime dünyada inanmazdım! Dünya küçük, değil mi?Hello! Fancy meeting you here! It's a small world, isn't it?
Daha küçük bir yere taşınmak giderleri azaltacaktır.Moving to a smaller place will reduce the expenses.
Daha küçük bedenleriniz var mı?Do you have any smaller sizes?
Daha küçük bir boyutu olan var mı?Do you have a smaller size?
Biraz daha küçük olanı var mı?Do you have one a little smaller?
Mary küçük kıza çok bağlı.Mary is very attached to the little girl.
Herkes küçük kediye Tora diyor.Everybody calls the small cat Tora.
Ona en küçük bir rahatsızlık bile vermek istemiyorum.I don't want to put her to even a small inconvenience.
Yılanların, küçük hayvanları ve kuşları büyülediği söylenir.Snakes are said to mesmerize small animals and birds.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod
küçük ile cümle - küçük kelimesiyle örnek cümleler | KKTC App