Tom, Mary'yi odaya kadar izledi.Tom followed Mary into the room.
Özür dilerim, o bilgiyi size verme iznim yok.I'm sorry, I'm not allowed to give you that information.
Özür dilerim, o bilgiyi size vermeye izinli değilim.I'm sorry, I'm not allowed to give you that information.
Artık bunu izleyemem.I can't watch this anymore.
Top helikopterin kalkışını izledi.Tom watched the helicopter take off.
Annenin tavsiyesini izlemelisin.You need to follow your mother's advice.
Onları nerede ızgara yaptın?Where did you grill them?
Tom diğer insanların tenis oynamalarını izlemekten hoşlanır.Tom likes to watch other people play tennis.
Tom Mary'nin dans etmesini izlemeyi seviyor.Tom likes to watch Mary dance.
Tom sadece orada ayakta durup Mary'nin aynada kendisine bakmasını izliyordu.Tom just stood there watching Mary staring at herself in the mirror.
Tom herkesin yemek yemesini izleyerek sadece orada durdu.Tom just stood there watching everybody eat.
Tom dans eden herkesi izleyerek orada durdu.Tom just stood there watching everybody dance.
Onun beni durdurmasına izin vereceğimi düşünüyor musun?Do you think I'd let that stop me?
Hala benim Tom'un senin bisikletini ödünç almasına izin vermemi ister misin?Do you still want me to let Tom borrow your bicycle?
Tom'un arabanı sürmesine izin verdin mi?Did you let Tom drive your car?
Ebeveyninin senin gitmene izin vereceğinden emin misin?Are you sure your parents will allow you to go?
Bana izin verir misin?Would you excuse me?
Bana biraz izin verir misiniz?Would you excuse me a moment?
Tom neden arabasını kullanmana izin vermeyecek?Why won't Tom let you use his car?
Neden Mary'nin gitmesine izin vermiyorlar?Why won't they let Mary go?
Neden iznime ihtiyacın var?Why do you need my permission?
O yara izi nereden?What's that scar from?
Gerçekten hangi filmi izlemek istiyorsun?What movie do you really want to see?
Tom'un gitmesine izin vermeli miyim?Should I let Tom go?
Ona izin veremem.I can't allow that.
Bütün suçu yüklenmenize izin veremezdim.I couldn't let you take all the blame.
Şimdi canım TV izlemek istemiyor.I don't feel like watching TV now.
Tom'u sürekli izlememe gerek yok.I don't need to watch Tom all the time.
Şu anda TV'de ne olduğunu izlemek istiyorum.I want to watch what's on TV right now.
Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğiz.I won't let anything happen to you.
Tom parmak izi bırakmamak için bir lastik eldiven giydi.Tom put on some rubber gloves so he wouldn't leave fingerprints.
Cumhurbaşkanlığı tartışmasını izliyor musun?Are you watching the presidential debate?
Seninle evlenmek istiyorum ama ailem bana izin vermeyecek.I'd love to marry you, but my family won't let me.
Hâlâ o kazadan kalma bir yara izim var.I'll still have a scar from that accident.
Ben biraz balık avlamak için bir hafta izin alıyorum.I'm taking a week off to do some fishing.
Bir hafta izin alıyorum.I'm taking a week off.
Lütfen ödememe izin verin.Please let me pay.
Her öğrenciye kütüphaneyi ziyaret etmesi için izin verilir.Every student is allowed to visit the library.
Tom'un gitmesine izin vermemeliydik.We shouldn't have let Tom go.
Neden o binaya girmemize izin verilmediğimizi bulamadık.We haven't been able to find out why we weren't allowed to enter that building.
İzin istememize gerek yok.We don't need to ask for permission.
Tom'u izlemek zorunda değiliz.We don't have to follow Tom.
Biz bunu yapmana izin veremeyiz.We can't let you do that.
Başka birinin ölmesine izin veremeyiz.We can't let anybody else die.
Ona izin veremeyiz.We can't allow that.
Onu senin için yapmama izin versen iyi olur.You'd better let me do that for you.
Kimin izlediğini asla bilmiyorsun.You never know who's watching.
Sen benim bitirmeme izin vermedin.You didn't let me finish.
Orada durup Tom'un ölümünü izleyemezsin.You can't just stand there and watch Tom die.
İzin istemek için gerek yoktur.There's no need to ask for permission.
Herkes Tom'u izliyor.Everyone's watching Tom.
Tom'un izlediği aynı TV programlarını izlemek istiyor gibi görünmüyorum.I never seem to want to watch the same TV programs as Tom does.
Birkaç yaş daha büyük olsaydım, onlar bara girmeme izin verirdi.If only I'd been a couple of years older, they would've let me into the bar.
On sekiz yaşın altındaki Amerikalılara başkanlık seçimlerinde oy kullanma izni verilmez.Americans under the age of eighteen aren't allowed to vote in presidential elections.
Tom, bir ihtimal, Mary'nin arabayı sürmesine izin verdi mi?Did Tom, by any chance, let Mary drive the car?
Tom'a izin almadan buraya gelmeyi sürdüremeyeceğini açıklamaya çalışıyorum.I've been trying to explain to Tom that he can't keep coming in here without permission.
Ailemin izzetine halel getirdim.I have dishonored my family.
Gitmesine izin ver.Let her go.
Tom'un gitmesine izin ver.Let Tom go.
Gitmeme izin verdi.He let me go.