Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.Das liegt in deren Natur, in ihrer DNS, das ist ihr Geschäft, selbst das der guten, wohlmeinenden Unternehmen.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.Dat is hun natuur, dat is hun DNA, dat is wat ze doen, zelfs de goede bedrijven met goede bedoelingen.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.Det ligger i deras natur, i deras DNA, det är det de gör -- även de goda företagen med de bästa avsikterna.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.그것이 그들의 본성 내에 있는 DNA이며, 그것이 그들이 하는 일입니다. 좋은, 선의를 가진 기업이라 할지라도 말입니다.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.Đó là bản chất của họ, có trong gen của họ, họ luôn làm như vậy -- cho dù là những công ty tốt, có thiện chí.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.E natura lor, e în ADN-ul lor, ele asta fac, chiar şi companiile bune, bine intenţionate.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.E' nella loro natura, nel loro DNA, è quello che fanno -- anche quelle sane, quelle con buone intenzioni.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.Está en su naturaleza, en su ADN, es lo que hacen incluso las empresas buenas, bien intencionadas.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.Je to v ich podstate, je to ich DNA, je to to, čo robia -- a to aj tie dobré spoločnosti s dobrým úmyslom.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.Protože komerční firmy jsou v podstatě navrženy k tomu, vyždímat z vás co jen můžou.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.To je v njihovi naravi, v njihovem DNK, to je tisto kar delajo celo dobra podjetja z dobrimi nameni.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.To leży w ich naturze, zapisane w ich DNA, właśnie to robią - - nawet te grzeczne firmy o dobrych zamiarach.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.Είναι στη φύση τους, στο DNA τους, είναι η δουλειά τους- ακόμα και των καλών, καλοπροαίρετων επιχειρήσεων.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.Це їх природа, це закладено в їх ДНК, це те чим вони займаються - навіть хороші компанії, з добрими намірами.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.זה בטבע שלהם, זה בדנ"א שלהם, זה מה שהם עושים - אפילו החברות הטובות, עם הכוונות הטובות.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.انه في طبيعتها , إنه في حمضها النووي , هذا ما يفعلونه حتى الجيدة , الشركات ذات النوايا الحسنة.
Doğalarında var, DNAlarında bu kodlu. işleri bu -- iyi, iyi niyetli şirketler bile böyleler.健全で、善意のある企業でさえ やっていることなのです 一方で
Genellikle doğrudan hayır derim ama bazılarının belli referansları vardı ve iyi niyetli görünüyorlardı.De obicei zic nu de la bun început, dar unii dintre ei vin cu pedigriu, şi par bine intenţionaţi.
Genellikle doğrudan hayır derim ama bazılarının belli referansları vardı ve iyi niyetli görünüyorlardı.보통은 바로 거절해버리는데 어떤 분들은 혈연을 들먹였고 악의도 없어 보였어요.
Genellikle doğrudan hayır derim ama bazılarının belli referansları vardı ve iyi niyetli görünüyorlardı.Normalmente digo logo que não mas algumas delas vêm com estatuto e parecem ter boas intenções.
Genellikle doğrudan hayır derim ama bazılarının belli referansları vardı ve iyi niyetli görünüyorlardı.Normalmente, digo que no inmediatamente, pero algunos de ellos vienen con pedigrí y suenan bien intencionados.
Genellikle doğrudan hayır derim ama bazılarının belli referansları vardı ve iyi niyetli görünüyorlardı.Thường thì tôi từ chối ngay lập tức, nhưng một số đến đem theo cả dự trù kế hoạch, và họ có vẻ có định tốt.
Genellikle doğrudan hayır derim ama bazılarının belli referansları vardı ve iyi niyetli görünüyorlardı.Обикновено веднага казвам "не", но някои от тях са от сой и звучи, все едно са с добри намерения.
Genellikle doğrudan hayır derim ama bazılarının belli referansları vardı ve iyi niyetli görünüyorlardı.בדרך כלל אני מסרב מיד, אבל חלקם מגיעים עם ייחוס והם נשמעים כבעלי כוונות טובות
Genellikle doğrudan hayır derim ama bazılarının belli referansları vardı ve iyi niyetli görünüyorlardı.عادةً، أنا أرفض مباشرةً ولكن بعضهم كانوا ذات أصول وبدا عليهم حسن النية
Genellikle doğrudan hayır derim ama bazılarının belli referansları vardı ve iyi niyetli görünüyorlardı.いくつかは いい筋の紹介で来てるし 良い意図があるように聞こえて いくつかは いい筋の紹介で来てるし 良い意図があるように聞こえて 1つや2つは ミーティングには駆り出される
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.De fapt mă amestecam în proces cu multe intenţii bune.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.En fait, j'interférais avec le processus avec beaucoup de bonnes intentions.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Eu estava realmente a interferir no processo com muitas boas intenções.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.In feite beïnvloedde ik het proces met heel goede bedoelingen.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Ingerowałem w ten proces z masą dobrych intencji.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.In realtà stavo interferendo con il processo con tante buone intenzioni.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.In Wirklichkeit habe ich den Prozess mit jeder Menge guter Absichten gestört.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Jag påverkade verkligen processen med en mängd goda intensioner.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Jeg blandede mig faktisk i processen med en masse gode intentioner.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.전 사실 많은, 좋은 의도들이 있는 과정과 충돌하고 있었습니다.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Olin itse asiassa sekaantumassa prosessiin hyvissä aikeissa.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Saya sebenarnya mengganggu proses itu dengan banyak maksud baik.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Thực tế là tôi đã làm méo mó quá trình với những mục đích tốt.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Valójában befolyásoltam a folyamatot sok jó szándékkal.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.V bistvu sem se vmešaval v proces, čeprav z dobrimi nameni.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Ve skutečnosti jsem se spoustou dobrých záměrů manipuloval s procesy.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.V skutočnosti som zasahoval do procesu s mnohými dobrými úmyslami.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Yo estaba interfiriendo en el proceso con las mejores intenciones.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Βασικά, παρενέβαινα στη διαδικασία με πολλές καλλές προθέσεις.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Всъщност пречех на процеса с много добри намерения.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Насправді я блокував процес її розвитку попри купу добрих намірів.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.Я вмешивался в процесс со многими добрыми намерениями.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.בעצם הפרעתי לתהליך עם הרבה כוונות טובות.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.كنت في الواقع أتدخل في العملية بالكثير من النوايا الحسنة.
Gerçekte, sadece iyi niyetli olarak sürece müdahale ediyordum.ここでの課題は利益相反の生ずる
Üzücü durum şu ki, beslenmeye geldiği zaman, iyi niyetli, bizim için dogru olanı yapmaya çalışan슬픈 사실은, 식생활에 있어서 좋은 취지로 만들어진 정부도
Üzücü durum şu ki, beslenmeye geldiği zaman, iyi niyetli, bizim için dogru olanı yapmaya çalışanמה שעצוב הוא, כשמדובר בדיאטה, הוא שאפילו כשנציגי ממשל בעלי כוונות טובות
Üzücü durum şu ki, beslenmeye geldiği zaman, iyi niyetli, bizim için dogru olanı yapmaya çalışanالمحزن في الأمر هو أنه عندما يتعلق الموضوع بالحمية الغذائية حتى عندما حاول الفدراليون ذوو النوايا الطيبة
Üzücü durum şu ki, beslenmeye geldiği zaman, iyi niyetli, bizim için dogru olanı yapmaya çalışan可惜嘅係,講到飲食習慣 就算聯邦政府好心地咁
Üzücü durum şu ki, beslenmeye geldiği zaman, iyi niyetli, bizim için dogru olanı yapmaya çalışan悪気のない政府の役人が助けようとして 手を入れようとしても失敗するのだ