istikrar ile cümle
istikrar kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Ligde istikrarlı bir performans gösteremedi.Однако команда не смогла наладить стабильную игру.
Ancak siyasi istikrar yine temin edilememiş ve kargaşa bitmemişti.Это — политическая ошибка, и она до сих пор не исправлена.
Nüfus artışı bu dönemde istikrarlı oldu.Считается, что популяция стабилизировалась на этом уровне.
TCMB'nin temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Основное назначение TFTP — обеспечение простоты реализации клиента.
Ana hedefi ise fiyat istikrarıdır.Основная цель определена в поддержании стабильности цен.
Bu dönemden sonra bölgedeki yönetimsel istikrar sağlanamamıştır.Можно сделать вывод, что во времена его правления упорядочённая административная система ещё не сложилась.
İlerlemiş yaşına rağmen istikrarlı futbolu ile son derece başarılı performans gösterdi.Несмотря на свой возраст, он пролежат демонстрировать хороший футбол.
Bu başarısızlığa rağmen inananların sayısı istikrarlı bir şekilde artmaya devam etti.Несмотря на неудачу, силы людей продолжают следовать плану.
Geliştiriciler, bunun yeni yayınlanan yazılım sürümünü daha istikrarlı hale getireceğini belirtti.ويؤكد المطورون أن هذا سيجعل النسخة التي أصدرت حديثا أكثر استقرارا.
MSG, genel olarak düzenli gıda işleme koşulları altında istikrarlıdır.وبوجه عام، يعتبر MSG مادة مستقرة تحت الظروف العادية لمعالجة الطعام.
Parti büyükleri, uzun süren gösterilerin ülke istikrarını tehdit ettiğine inanıyordu.اعتقد أعضاء الحزب القدامى أن استمرار المظاهرات لمدة طويلة شكل تهديداً لاستقرار البلاد.
Ana hedefi ise fiyat istikrarıdır.وتعد أهم أهدافه الرئيسية الحفاظ على الأسعار .
Siyasal istikrarsızlığın artması.عدم استقرار الأمن.
Magic Mouse'un Mac Pro iş istasyonlarına istikrarlı bir bağlantı kurma becerisine diğer konular odaklanır.ماوس السحرية كما قد مشاكل معروفة مع الحفاظ على اتصال مستقرة لمحطات العمل "ماك برو".
Bu istikrarları savaş yıllarında da devam etti.وهو مالم يحدث حتى في ايام الحرب.
Düşük sıcaklıklı ortamlarda ise proteinin yapısı istikrarlı kalır ve işleyişi normal halde devam eder.بينما في البيئة ذات درجة الحرارة المنخفضة, يبقى تركيب البروتين ثابت و يتم إنتاج صبغات الشعر الداكن بشكل طبيعي.
Birliğin amacı, Akdeniz bölgesi genelinde istikrar ve entegrasyonu teşvik etmektir.يتبنى الاتحاد هدف تشجيع الاستقرار والتكامل في عموم منطقة البحر المتوسط.
Siyasi istikrarı sürdürdü.وبقي الصراع السياسي.
İlke 4 İş yükünü istikrara kavuşturun/dengeleyin (heijunka).رابع الخلفاء الراشدين عند أهل السنة والجماعة، وأول أئمة الشيعة.
Bu arada Mısır büyük bir istikrarsızlığa düşmüştü.وأهل مصر إذ ذاك في شدة عظيمة.
İstikrar ve Ortaklık Anlaşması üzerindeki görüşmeler Eylül 2006'da başladı.المفاوضات على اتفاق الاستقرار والشراكة بدأت في نوفمبر عام 2005.
Diğer tarafta, Sasaniler de istikrarlı bir hükümet kurmaya çabaladılar.Os sassânidas, por outro lado, lutaram para estabelecer um governo estável.
Sezar'ın MÖ 44'te öldürülmesi tüm Roma Cumhuriyetinde istikrarsız bir atmosfere yol açmıştı.O assassinato de Júlio César, em 44 a.C., criou uma atmosfera de instabilidade por toda a República Romana.
Bu dönemde Müslümanlar ve devletin Hıristiyanları arasındaki ilişkiler istikrarlı idi.As relações entre os muçulmanos e os cristãos no estado eram boas.
Bu ülkeler nüfusları, dinamik ve istikrarlı ekonomileri ile geleceğin yıldız ekonomileri olarak görülmektedir.Compreende as organizações, enquanto sistemas abertos e dinâmicos no ambiente.
MSG, genel olarak düzenli gıda işleme koşulları altında istikrarlıdır.Em geral, o glutamato monossódico é estável sob as condições de processamento de alimentos.
Ardından yeni bir barış ve istikrar dönemi geldi.Após a criação houve um período de paz e estabilidade no mundo.
Durum çok istikrarsız idi.“O tempo era muito instável.”
Hem radyoaktif ve istikrarlı izotoplar vardır.Existe isometrias simples e isometrias compostas.
İstikrarı sağlayabiliriz.Pode apresentar presunhos.
1998'de şartnameler istikrarlı bir hale geldi.Em 1998 os emuladores se consolidaram.
Ülke huzurlu ve istikrarlıydı.Zijn bewind was rustig en vredig.
Ardından yeni bir barış ve istikrar dönemi geldi.Vervolgens kende de Grondwet een nieuwe periode van stabiliteit.
Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Het beleid van de Europese Centrale Bank (ECB) richt zich daarom op het handhaven van prijsstabiliteit.
Nüfus artışı bu dönemde istikrarlı oldu.De groei van de bevolking zette in die tijd gestaag door.
Diğer tarafta, Sasaniler de istikrarlı bir hükümet kurmaya çabaladılar.Samen zorgden zij voor een stabiele regering.
Ayrıca avcılık konusunda istikrarlıdırlar.Tevens ook op het jacht.
Bunun için de kararlı bir finsal istikrar programı uygulanmalıdır.Daarvoor moet wel een solide financieel plan worden overlegd.
Bunun nedenleri de yüksek altın değeri ve bu değerin istikrarıdır.De waarde van het goud is en was aanzienlijk.
Ekonomik istikrarın yanında insan hakları ihlalleri devam etmekteydi.Met de mensenrechten bleef het echter, naar westerse maatstaven, treurig gesteld.
Bu arada Mısır büyük bir istikrarsızlığa düşmüştü.Egypte was ondertussen sterk verzwakt.
Sonuç olarak askeri – politik bir istikrar yaşanıyordu.Er ontstond een politieke en militaire hiërarchie.
TCMB'nin temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.De belangrijkste taak van het OMB is het bijhouden van de begroting.
Durum çok istikrarsız idi.Deze toestand is onstabiel.
TCMB'nin temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Celem NBP jest stabilizowanie wartości złotego.
2004 yılında NATO'nun liderliğinde yürütülen İstikrar Gücü (SFOR) misyonu sona ermişti.We wrześniu 1997 roku, dzięki pomocy sił SFOR, rozpoczęto jego odbudowę.
Popülasyon istikrarlıdır ve 100.000-200.000 çift arasındadır.Jej populacja jest stabilna, a jej wielkość szacuje się na 100 000 do 200 000 par lęgowych.
Ama siyasi istikrarsızlık tüzüğün İspanya hükümeti tarafından tasdik edilmesini geciktirmiştir.Brak środków finansowych sparaliżował rząd hiszpański.
İstikrar Hata ve karışıklıklara neden olabilecek isimlerin kullanımını önlemek veya engellemek.Stosowane, aby uniknąć lub odrzucić stosowanie nazw, które mogą spowodować błędy lub pomyłki.
İstikrarsızlık sürekli yeni ittifaklar ve ihanetler yaratıyordu.Plemiona celtyckie często wywoływały bunty i powstania.
Abenomikler şimdiye kadar Japonya ekonomisini düşük ve istikrarsız büyüme oranına ulaştırdı.Inwestorzy postrzegali Rosję jako kraj coraz mniej stabilny ekonomicznie.
Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Podstawowym zadaniem Eurosystemu jest utrzymywanie stabilności cen.
Aromatikliğinden gelen istikrar, naftalinin yarısı kadardır.Stabiliteten som vinns genom aromaticiteten beräknas till hälften av naftalens.
Bu istikrarları savaş yıllarında da devam etti.Detta skulle även gälla i krigstider.
Hem radyoaktif ve istikrarlı izotoplar vardır.Det finns både radioaktiva och stabila kosmogena isotoper.
Ayrıca Ukrayna, istikrarlı tarımsal kaynaklar sağlayacaktı.Montenegro erhöll samtidigt en betydande territoriell utvidgning.
Yunanistan, büyük bir siyasi istikrarsızlık dönemine girdi ve yeni seçimler yapıldı (Yunan seçimleri, 1936).Resultatet blev en ny ekonomisk framgång, Abbasso la ricchezza! (1946).
Bu görevi sırasında ülkenin istikrara kavuşturulmasında etkili oldu.Dessa funktioner kom till oss i den ordningen när vi växte upp.
Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Eurosystemets huvudmål är att upprätthålla prisstabilitet.
Bu dahili istikrarsızlık dönemi uzun yıllar boyunca sürmüştür.Instabilitet plågade därför regionen under långa tider.