Buna tepki olarak İmparator I. Konstantin ise gümüş parayı istikrarlı altın para ile karşılamıştır.Саме під його впливом генерал де Голль вирішив обміняти доларові резерви на золото.
Böylece istikrarsızlık ve şiddet dönemi bitmiş oldu.Тероризм і насильство повинні припинитися.
Thorn Barış istikrarlı olamadı.Страйк пройшов мирно.
Örneğin; fiyat istikrarı merkez bankasının en üst hedefi olarak tanımlanır.Основний інструмент зазвичай процентна ставка центрального банку.
7 Ağustos 2015'te iş takvimi, sistem güvenliği ve istikrarına daha fazla zaman sağlamak için değiştirildi.Dne 7. srpna bylo pozměněno datum spuštění za účelem získání více času pro zajištění bezpečnosti a stability.
Gazeteciler onu "tehlikeli bir şekilde psikolojik istikrarsız ve ruh halinde" olduğunu nitelendirdiler.Novináři jej vylíčili jako „psychicky labilního a nebezpečným způsobem nezkušeného“.
Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Jejím hlavním cílem je udržet cenovou stabilitu.
1939'da Yahudi cemaati daha istikrarlı hale geldi.Teprve roku 1909 se tato židovská osada proměnila na trvalé sídlo.
"Zulmün istikrarı bozulacak". habergazetesi.com.tr.Nedivme se, že naletí fake news. iDNES.cz .
Durum çok istikrarsız idi.Přesto země stabilní nebyla.
Ülke huzurlu ve istikrarlıydı.Zůstal jsem klidný a vyrovnaný.
Solidus başarı göstermiş ve yüzyıllarca istikrarını sürdürmüştür.Aliance byla úspěšná a vydržela přes 200 let.
Bağımsızlığın ardından istikrarsızlık baş gösterdi.Přesto ale krátce po vyhlášení nezávislosti došlo k nepokojům.
NATO üyesi olan Türkiye, bölgede daima istikrar sağlayıcı bir faktör oldu."Turcia, membru NATO, a fost întotdeauna un factor de stabilitate în regiune”.
Düşük sıcaklıklı ortamlarda ise proteinin yapısı istikrarlı kalır ve işleyişi normal halde devam eder.Într-un mediu cu temperaturi scăzute, totuși, structura proteinei este stabilă și funcțiile sale sunt normale.
Guns N 'Roses'ın istikrarı çökerken, Rose gözlerden uzaklaştı.Deoarece stabilitate formației Guns N’ Roses s-a năruit, Rose s-a retras din atenția publică.
Bankanın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.Obiectivul principal al Băncii Greciei este de a asigura stabilitatea prețurilor în Grecia.
Ardından yeni bir barış ve istikrar dönemi geldi.După aceasta s-a instaurat o perioadă de liniște și stabilitate politică.
Ana hedefi ise fiyat istikrarıdır.Principalul deziderat este bineînțeles viteza de lucru.
Ayrıca Ukrayna, istikrarlı tarımsal kaynaklar sağlayacaktı.Ucraina urma să devină o sursă sigură de hrană ieftină.
Kolektif liderlik, Sovyetler Birliği'ni istikrara kavuşturmak amacıyla ortaya çıktı.Aliații au început să ia în calcul capitularea probabilă a Uniunii Sovietice.
Gazeteciler onu "tehlikeli bir şekilde psikolojik istikrarsız ve ruh halinde" olduğunu nitelendirdiler.The Seattle Times l-a descris ca "reușit din punct de vedere tehnic, dar fără viață și stupid pe alocuri".
Aromatikliğinden gelen istikrar, naftalinin yarısı kadardır.Az aromacitásból nyert stabilitását a naftalinénak a felére becsülik.
G20 toplantılarında, uluslararası finansal istikrarın arttırılmasına ilişkin görüşme ve çalışmalar yapılıyor.A G20-ak vezetői a Nemzetközi Valutaalaptól nagyobb mértékű aktivitást várnak.
Guns N 'Roses'ın istikrarı çökerken, Rose gözlerden uzaklaştı.Miután a Guns N’ Roses stabilitása összeomlott, Rose elvonult a nyilvánosság elől.
Durum çok istikrarsız idi.Az eddigi állapotok fenntarthatatlanok voltak.
Ayrıca Ukrayna, istikrarlı tarımsal kaynaklar sağlayacaktı.Ukrajna a mezőgazdasági termékek megbízható forrása lenne.
Nüfus artışı bu dönemde istikrarlı oldu.A népesség folyamatosan növekedett ebben a periódusban.
Orta şeritte yer alan beyaz renk ise barışı ve bölgedeki istikrarı ifade etmektedir.Középen: a fehér sáv a békét és a biztonságot jelképezi.
Bu istikrarlı bir şiir yayım zincirinin başlangıcıydı.Eredetileg a pólaiak csendes kis nyaralóhelye volt.
TCMB'nin temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.A KBER elsődleges célja az árstabilitás fenntartása.
Bölgenin istikrarlı bir takımıdır.Ez az adott tér fundamentális csoportja.
Bağımsızlık sonrası dönem ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklarla geçti.Ez az időszak politikai és gazdasági békétlenség időszaka volt.
Bu istikrarları savaş yıllarında da devam etti.A hit azonban e nehéz években is megőrződött.
Solidus başarı göstermiş ve yüzyıllarca istikrarını sürdürmüştür.Teos osoittautui joka tapauksessa erittäin suosituksi, ja sen suosio on säilynyt vuosisatojen ajan.
Fakat bu başarısını istikrarlı biçimde sürdürememiştir.Näillä toimilla ei kuitenkaan saavutettu pysyvää menestystä.
Bu yüzden küresel ticaretin büyümesi, küresel istikrarın sağlanmasında önemli bir faktördür.Yritys uskoo, että menestyksekäs kaupankäynti on taloudellisen kasvun edellytys kaikkialla maailmassa.
Bu da fiyat istikrarı tehlikeye düşmedikçe gerçekleştirilir.Täten hinaaja ei ole vaarassa kaatua.
Fakat bu bölgedeki istikrarsızlık ve savaşlar yüzünden şehir eski önemini kaybetti.Sisällissodan aiheuttaman heikentymisen seurauksena kaupunki menetti kuitenkin entisen asemansa.
Hem radyoaktif ve istikrarlı izotoplar vardır.Ilmoitetaan stabiileille ja erittäin pitkäikäisille isotoopeille.
Mart ayında stratejik durum istikrarlı idi.Κατά τη διάρκεια του Μαρτίου, η στρατηγική κατάσταση παρέμεινε σταθερή.
Namibya 2,1 milyon nüfusa sahip, istikrarlı çok partili bir parlamenter demokrasidir.Η Ναμίμπια έχει πληθυσμό 2,5 εκατομμυρίων ατόμων και μια σταθερή πολυκομματική κοινοβουλευτική δημοκρατία.
Aromatikliğinden gelen istikrar, naftalinin yarısı kadardır.Η διαφορά σταθερότητας λόγω αρωματικότητας είναι η μισή σε σύγκριση με την αντίστοιχη στο ναφθαλίνιο.
Ayrıca Ukrayna, istikrarlı tarımsal kaynaklar sağlayacaktı.Επίσης η περιοχή είχε υπολογίσιμη αγροτική παραγωγή.
Böyle bir metalik mikro küre gibi parlak bir nesne için, istikrarlı optik kaldırma elde edilmemiştir.Για γυαλιστερό αντικείμενο, όπως μια μεταλλική μικροσφαίρα, δεν έχει επιτευχθεί οπτική αιώρηση.
Bu dahili istikrarsızlık dönemi uzun yıllar boyunca sürmüştür.Στάσιμη παρέμεινε η κατάσταση για όλα αυτά τα χρόνια .
Bunun nedenleri de yüksek altın değeri ve bu değerin istikrarıdır.Τα εκτιμούσαν για το σταθερό τους βάρος και τη σταθερή περιεκτικότητα σε χρυσό.
Parti büyükleri, uzun süren gösterilerin ülke istikrarını tehdit ettiğine inanıyordu.Den gamle garde mente at langvarige demonstrationer ville true landets stabilitet.
Durum çok istikrarsız idi.Denne periode var meget ustabil.
Ayrıca Ukrayna, istikrarlı tarımsal kaynaklar sağlayacaktı.Ukraine ville være en stabil kilde til forsyninger af landbrugsprodukter.
1939'da Yahudi cemaati daha istikrarlı hale geldi.Siden 1939 fik det jødiske samfund en større stabilitet i landet.
Bağımsızlık sonrası dönem ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklarla geçti.Tiden umiddelbart efter uafhængigheden var præget af økonomisk ulighed og politisk uro.
1979'da isyancılar başkenti ele geçirince ülkede istikrar yeniden bozulmuştur.I 1979 erobrede oprørerne hovedstaden, og centralstyret i landet kollapsede.
Ardından yeni bir barış ve istikrar dönemi geldi.Herefter fulgte en periode med vækst og udvidelse.
Birleşik Silla, siyasi istikrarsızlığına rağmen kültür ve sanatta gelişti.På trods af den politiske ustabilitet blomstrede kultur og kunst i det Forenede Silla.
Thorn Barış istikrarlı olamadı.Hellerupgård nåede aldrig at blive fredet.
Parti büyükleri, uzun süren gösterilerin ülke istikrarını tehdit ettiğine inanıyordu.De eldste i partiet anså at langvarige demonstrasjoner var en fare for landets stabilitet.
Sastre, kendisini güçlü, istikrarlı bir tırmaışçı olarak geliştirdi.Sastre ble regnet som en sterk og stabil klatrespesialist.
1979'da isyancılar başkenti ele geçirince ülkede istikrar yeniden bozulmuştur.I 1979 erobret opprørerne hovedstaden, og sentralstyret i landet kollapset.
Nüfus artışı bu dönemde istikrarlı oldu.I denne perioden holdt innbyggertallet seg stabilt.