insanların ile cümle
insanların kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
10
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Netflix insanların hangi DVD'leri kiralamak isteyeceğini araştırdıkları için.Netflix for mining what people would like to rent on DVDs.
Kimi insanların 'sosyal içici' dedikleri kişi olmanız da çok düşük ihtimal.You are unlikely to be able to be what some people call a "social smoker".
Ülkemdeki insanların açlık çektiğini ilk kez duymuştum.Soon after, when I was walking past a train station,
Bu hiç de şaşırtıcı değil, çünkü bu ülkedeki insanların sadece yüzde üçü kondom kullanıyor.It's not surprising, because only three percent of people in the DRC use condoms.
Şöyle bir düşünürseniz insanların yüzdeyi kullanma şekli mantıklı geliyor. .And if you think about it, the way people talk about percent it makes sense.
Bunlar insanların neden dua ettiği.These are why people pray.
Bundan dolayı, bizimle birlikte olmayan insanların seslerini kendi yaşamımıza davet ediyoruz.So, we're inviting into our lives the voices of people who are not present with us.
Sadece ben değil, diğer gay insanların da kahve içtiğini biliyorum.Not only do I drink coffee, I know other gay people who drink coffee.
Ve bazen, bizlerin de insanların bazılarının bir tahtasının eksik olduğunu kabul etmemiz gerekir.And sometimes we even acknowledge that there's a screw loose.
İlginç bir durumdu. Bu, insanların tekrar yanlış yola saptığı yerdi.So this is where people went astray again.
İnsanların önünde, "stilist Jang, stilist Jang" dememelisin.In front of people, "Stylist Jang, Stylist Jang," you shouldn't say that.
Ama bence bu insanların kafasını bazen karıştırıyor.But I think that confuses people sometimes.
İnsanların hiç de umursamadığını ne sıklıkta duyarız?How often do we hear that people just don't care?
Bu insanların durdurulması lazım, gerçekten.Now these people need to be stopped, seriously now.
Gerçekten insanların tahtaya nasıl dokunduğunu gördüm ve sanırım bunun bir sebebi var.I've actually seen how people touch the wood, and I think there's a reason for it.
İnsanların erkenden vardıkları sonuç bu.That's what people jump to as a conclusion.
İnsanları, sivrisineklerle yaşayan insanların varlığı fikrine bu şekilde getirmiştim.It really got them involved in the idea of, you know, there are people who live with mosquitos.
İnsanların bu konuda yi hissetmeye ihtiyacı var.People need to feel good about it.
Bunlar insanların daha çok yenilenebilir kaynaklar baktıkları.These are what people often refer to as the renewable sources.
Yani, onlar insanların hesaplarına tip numaraları kredi ve para değil olması gerektiğini ima ediyor.So, that implies that the numbers they type into people's accounts must be credit, and not money.
İnsanların onlara kredi verip vermeyeceği.Whether people will continue to loan them money.
Arza yönelik dördüncü bir seçenek, güneş enerjisini diğer insanların çöllerinde toplamak.And a fourth supply-side option: concentrating solar power in other people's deserts.
İnsanların arzularını gerçeğe dönüştüren bir kız kardeş.One sister who makes other people's wishes come true.
Fare ve insanların ortak atası bir tür haline geldi.A common genetic ancestor of mice and humans speciated.
Bu insanların birbiriyle iletişim kurmalarının çok gerçek bir yoluydu.This is a real way for humans to communicate with each other.
Ama insanların zengin olduklarını duymaya devam ettiler, ve sonra 1850'de hala duyuyorlardı.But they keep hearing about people getting rich, and then in 1850 they still hear that.
Size bir örnek göstereyim -- insanların odaya girmesi objeyi aktifleştiriyor.So I'll just show you an instance -- so when people enter the room, it activates this object.
Bazen benzer insanların bir araya gelmesi, farklı ayrımcılıkların sonucunda ortaya çıkar.Some of homophily is caused by our preferences but not all of it.
Bu kambur balina şarkısı bir çeşit hayvan kültürüdür, insanların müziklerinde olduğu gibi.This means that humpback song is a form of animal culture, just like music for humans would be.
Bu insanların birbirlerine özendıkları ve saygı duydukları canlı ve enerjik bir toplum yaratır.It creates a vibrant, energetic community where people admire and respect each other.
Caddy olarak çalıştım, golf sahasına gidip insanların golf takımlarını taşırdım.I would caddy, I would go to the golf course and caddy for people.
Bunu insanların önündeyken yapamazsınız.You can't do it on stage.
Gördüğümüz gibi insanların hayatını daha iyiye götürmek için çok çabaladık.So you can see that we added everything to our endeavor to make life better for the people.
Aynı listeyi uygulayalım: insanların çevreye etkisi.Going through the same checklist: human environmental impacts?
Sıradan insanların kahraman olabildiklerini öğrendim.I learned about ordinary people who could be heroes.
Görevim sesi olmayan insanların sesi olmak.My role is to bring a voice to people who are voiceless.
İnsanların bu kapkeki satın almak için daha ne kadar ödeyeceklerini merak ediyorum hakikaten.I want to see how much people are willing to pay.
Ve bu insanların tümü gönüllü.And these are all volunteers.
Çünkü insanların onunla başa çıkmak.... ... ve üstesinden gelmek için araçları yok.Because people don't have tools to cope with it, to get over it.
Oynamak, insanların uğraşları içinde belirsizliğin sevildiği sayılı uğraşlardan biridir.Play is one of the only human endeavors where uncertainty is actually celebrated.
Birisi, insanların tahliye edilmeyeceklerine dair bir garantiye ihtiyaçları olduğu.One is people need a guarantee they won't be evicted.
"Asla olamaz, bizim tarihimizle insanların sistematik bir şekilde ölümüne asla izin veremeyiz."There's no way, with our history, we could ever engage in the systematic killing of human beings.
linç edilmiş insanların kemikleri gömülü. Ama yine de bu bağlantısızlık var.And yet, there is this disconnect.
Hapishanelerdeki insanların sayısını azaltmaya çalışıyoruz.We're trying to reduce the prison population.
İnsanların şu anda daha sinirli olduğunu düşünebilirsiniz.But you could imagine, now people are even angrier.
Ki bu insanların çok da hafife alacağı bir mesele değil.So this wasn't anything that people could take very lightly.
"İnsanların bu tür şeyleri bulabileceğini mi sanıyordun?"You think humans can built this stuff?
Bu görüntülerle insanların aklını çelerek sindiren bir faktör.So an intimidating factor of beguiling people with these images.
Anlaşılabilir biçimde, diğer insanların ne tepki vereceğiyle ilgili kaygılıyız.We're so concerned about the reaction of the other person, and understandably.
Şimdi, insanların durumunda, diploid kromozom sayısı 46, bu yüzden N 23'e eşittir.Now, in the case of humans, the diploid number is 46, so N is equal to 23.
İnsanların tek başına yaşayamayacakları gerçektende doğru.Its really true that a person can't live all by themselves
Dünya üzerindeki insanların üçte biri çocuk.A third of the people on this planet are kids.
Ama ne yazık ki, gezegendeki insanların çoğu bizimle aynı şehirlerde yaşamıyor.But unfortunately, most of the people on the planet don't live in the cites we live in.
Herkes, artan bir şekilde, tüm dünyada, güce sahip insanların neler yaptıklarını bilmek istiyor.Everybody, increasingly, around the world, wants to know about what people in power are doing.
Bu Afganistan'daki savunmasız insanların açığa çıkmasıyla sonlandı.That did end up with vulnerable people in Afghanistan being exposed.
Tüm bu gezegen iktidarda olmak isteyen insanların etkisi altında.All across this planet are people of influence who enjoy being in power.
Hatta insanların çalışma Hazine hala ders kitabı göre çalışır inanıyorum.Even people working in the Treasury still believe it works according to the textbook.
Elbette fakir insanların da en azından elektriğe kavuşacağını umud ediyoruz.And we hope that the poor people will get into the electric light.
Hayır, uzak sahilleri keşfetme vizyonlarını sunarak insanların ruhlarını ateşe vermelisin."No, you need to set people's souls ablaze with visions of exploring distant shores."
Bunların hepsi, insanların yapmamaları gerektiğini bildiği davranışlar.They know what they're supposed to be doing, but they're not doing it.