Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.És elvevé szõlõjüket és fügefájokat, és széttördelé határuknak élõ fáit.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Feriu-lhes também as vinhas e os figueirais, e quebrou as árvores da sua terra.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.God vernietigde hun wijnstokken, vijgebomen en alle andere bomen.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.han slog både Vinstok og Figen og splintrede Træerne i deres Land;
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Ia merobohkan pohon anggur dan pohon ara, dan menumbangkan semua pohon-pohon mereka
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Il frappa leurs vignes et leurs figuiers, Et brisa les arbres de leur contrée.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.in pobil je njih trte in smokve in polomil drevje njih pokrajine.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Ja hän hävitti heidän viini- ja viikunapuunsa ja murskasi puut heidän alueeltansa.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.저희 포도나무와 무화과나무를 치시며 저희 사경의 나무를 찍으셨도다
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Le -a bătut viile şi smochinii, şi a sfărîmat copacii din ţinutul lor.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Ngài cũng hại vườn nho và cây vả , Bẻ gãy cây_cối tại bờ_cõi chúng_nó .
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Ngài cũng hại vườn nho và cây vả, Bẻ gãy cây cối tại bờ cõi chúng nó.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Och han slog deras vinträd och fikonträd och bröt sönder träden i deras land.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.og han slo ned deres vintrær og deres fikentrær, og brøt sønder trærne innen deres landemerke.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Tak že potloukl réví jejich i fíkoví jejich, a zpřerážel dříví v krajině jejich.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Także potłukł winnice ich, i figi ich, a pokruszył drzewa w granicach ich.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.und schlug ihre Weinstöcke und Feigenbäume und zerbrach die Bäume in ihrem Gebiet.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.και επαταξε τας αμπελους αυτων και τας συκεας αυτων, και συνετριψε τα δενδρα των οριων αυτων.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.Порази тъй също лозята им и смоковниците им, И изпочупи всичките дървета в пределите им.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.ויך גפנם ותאנתם וישבר עץ גבולם׃
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.ضرب كرومهم وتينهم وكسر كل اشجار تخومهم.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.他 也 擊 打 他 們 的 葡 萄 樹 、 和 無 花 果 樹 、 毀 壞 他 們 境 內 的 樹 木
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu, Parçaladı ülkenin ağaçlarını.他 也擊打 他 們的 葡萄樹 、 和 無花果樹 、 毀壞 他 們境內 的 樹木
Bakunin'in incilvari, peygambervari bir tarzı var.Bakunin působí biblicky, až prorocky.
Bakunin'in incilvari, peygambervari bir tarzı var.Bakunin έχει ένα βιβλικό, προφητικο στυλ.
Bakunin'in incilvari, peygambervari bir tarzı var.Ne, Angležek, tokrat se bodo spremenile.
Bakunin'in incilvari, peygambervari bir tarzı var.Nie, angliku, tym razem one się zmienią.
Bakunin'in incilvari, peygambervari bir tarzı var.Няма бог без господар. Бакунин е имал библейски, пророчески стил.
Balýklama daldým Söylediklerimle kimi incittiđimi asla düţünmedimJ'ai foncé sans jamais penser à qui je blessais dans mes couplets
Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.Banks kisasszonyt, aki gyöngyöket és magassarkút hordott minden nap az általános iskolában.
Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.Banks, která na základní škole nosila perly a vysoké podpatky každý den.
Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.Banks menggunakan mutiara dan sepatu hak tinggi ke SD setiap hari.
Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.초등학교에 매일 진주 장신구를 하고 하이힐을 신고 나타나셨죠.
Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.Μπανκς που φορούσε μαργαριτάρια και γόβες κάθε μέρα στο δημοτικό σχολείο.
Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.Банкс, която носеше перли и високи токчета в началното училище всеки ден.
Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.Бэнкс, которая носила жемчуг и высокие каблуки в школе каждый день.
Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.שלבשה נעלי עקב ופנינים לביה"ס היסודי כל יום.
Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.و التي كانت تتحلى باللآلئ و الكعب العالي في كل يوم في المدرسة الابتدائية.
Banks'i de gördüm her gün topuklu ayakkabılar ve inciler giyerdi.古風な先生の上目使いをしていた
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım.Cand au aparut primele prese de tipar, oamenii au spus: "Bine, deci am tiparit Biblia.
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım.Cuando salieron las primeras prensas de impresión dijeron que "está bien, vamos imprimir la Biblia.
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım.Khi ép in ấn đầu tiên ra đến họ nói "được rồi, hãy in kinh thánh.
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım. Peki sonra ne basacağız?" dendi.Keď boli vyrobené prvé tlačiarenské lisy, povedali si " Dobre, vytlačme bibliu.
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım. Peki sonra ne basacağız?" dendi.Kiedy pojawiły się prasy drukarskie powiedziano "Drukujemy Biblię.
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım. Peki sonra ne basacağız?" dendi.첫 번째 인쇄가 나왔을 때 그들은 말했습니다. "좋아. 성경은 인쇄했어. 그다음엔 뭐할까?"
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım. Peki sonra ne basacağız?" dendi.عندما بدأوا الطباعة فى أول الأمر قالوا "حسنا سنطبع الإنجيل، ماذا بعد؟"
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım.Quando furono costruite le prime tipografie, si disse:
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım.Toen de eerste drukpers werd gemaakt, dacht men:
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım.U prvních tiskařských lisů si řekli: "Dobře, vytiskneme Bibli.
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım.Wenn die ersten Druckmaschinen kam, sagten sie "Okay, lasst uns die Bibel drucken.
Basım olanakları ortaya çıkınca "Tamam, hadi incil'i basalım.Коли ули створені перші друкарні, було сказано:
Başka bir ironi, çifte ironi şu ki oradaki incir ve zeytin ağaçlarından,Eine weitere Ironie, doppelte Ironie, ist es, dass die Feigen und Oliven
Başka bir ironi, çifte ironi şu ki oradaki incir ve zeytin ağaçlarından,Ironi lain, ironi ganda adalah bahwa dari ara dan zaitun,
Başka bir ironi, çifte ironi şu ki oradaki incir ve zeytin ağaçlarından,또 다른 아이러니는, 더한 아이러니는 무화과와 올리브에 있습니다.
Başka bir ironi, çifte ironi şu ki oradaki incir ve zeytin ağaçlarından,Kolejna ironia: na figach i oliwkach Kolejna ironia: na figach i oliwkach
Başka bir ironi, çifte ironi şu ki oradaki incir ve zeytin ağaçlarından,Még egy irónia, a dupla irónia az, hogy a fügéből és az olajbogyóból,
Başka bir ironi, çifte ironi şu ki oradaki incir ve zeytin ağaçlarından,Nog een ironie, de dubbele ironie, is dat met de vijgen en olijven,
Başka bir ironi, çifte ironi şu ki oradaki incir ve zeytin ağaçlarından,O altă ironie, o dublă ironie este că de pe urma smochinelor și a măslinelor
Başka bir ironi, çifte ironi şu ki oradaki incir ve zeytin ağaçlarından,Otra ironía, la ironía doble es que con los higos y las aceitunas,
Başka bir ironi, çifte ironi şu ki oradaki incir ve zeytin ağaçlarından,Un'altra cosa ironica riguarda i fichi e le olive, Un'altra cosa ironica riguarda i fichi e le olive,