Açılacak bir deliğimiz var! Houston, buna inanmayacaksınız, ama... ...diğer Armadillo geldi.Nem fogják elhinni, de megjött a másik Armadillo.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerBố mẹ con bé đã suy nghĩ và cuối cùng họ quyết định tin vào con bé.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerHaar ouders dachten erover na en besloten, gelukkig, haar maar te geloven.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerHendes forældre tænkte over det, og til slut, til deres ære, besluttede de sig for at tro på hende.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerIhre Eltern dachten darüber nach, und entschieden sich zu ihrem Glück dafür ihr zu glauben.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerJejí rodiče se nad tím zamysleli a ke svému štěstí jí nakonec uvěřili.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdiler그 아이의 부모는 생각에 빠졌습니다. 그리고서는 결국 딸의 말을 믿기로 했지요.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerMeditarono sulle sue parole, e decisero, onore al merito, di crederle.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerOs pais dela pensaram acerca disto, e decidiram afinal, para seu mérito, acreditar nela.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerPărinții ei s-au gândit și-au decis, spre meritul lor, s-o creadă.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerSes parents ont réfléchi, et, à leur crédit, ont finalement décidé de la croire.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerSus padres lo pensaron, y finalmente, para su bien, decidieron creerle.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerZastanowili się nad tym, i na swoje szczęście jej uwierzyli.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerΟι γονείς της το σκέφτηκαν, και τελικά, προς τιμήν τους, αποφάσισαν να την πιστέψουν.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerЕё родители поразмыслили, и решили, к их счастью, поверить ей.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerРодителите й помислиха и накрая, за тяхно щастие, решиха да й повярват.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerהוריה חשבו על זה, ובסופו של דבר, לזכותם, החליטו להאמין לה.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerوالديها فكروا في ذلك، وأخيراً، لمصلحتهم, قرروا أن يصدقوها.
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerそして彼女を信じることにしたのです ライフガードに報告し ホテルに戻りました
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.Aber ich glaube, dass das Problem nicht so sehr in der Wirtschaft, sondern in der Demokratie liegt.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.En toch ben ik gaan geloven dat het probleem niet zo zeer economisch, als wel democratisch is.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.하지만 저는 문제가 경제 뿐만 아니라 민주주의에도 있다고 믿게 되었습니다.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.Ma sono giunto alla conclusione che il problema non riguardi tanto l'economia quanto la democrazia.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.No entanto, cheguei à conclusão de que o problema não é tanto a economia mas sobretudo a democracia.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.Saya percaya bahwa masalahnya tidak tertumpu pada ekonomi dibandingkan demokrasi.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.Teraz však verím, že problém nie je ani tak ekonomický ako je problémom našej demokracie.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.Uwierzyłem, że to nie kwestia ekonomii, a demokracji.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.Ωστόσο, έχω φτάσει στο συμπέρασμα ότι το πρόβλημα δεν είναι τόσο οικονομικό, όσο είναι πρόβλημα Δημοκρατίας.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.Ала аз достигнах до извода, че проблемът не е толкова икономически, колкото е проблем на демокрацията.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.Но я пришёл к выводу, что это проблема не столько экономики, сколько демократии.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.Проте я прийшов до переконання, що проблема є не так економічною, як демократичною.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.ועדיין, הגעתי למסקנה שהבעיה אינה טמונה ממש בכלכלה כמו שהיא נמצאת בדמוקרטיה.
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.و مع ذلك وصلت إلى الإعتقاد أن المشكلة لم تكن مشكلة ذات طبيعة إقتصادية بل طبيعة ديمقراطية
Ama ben sorunun bir ekonomi sorunu olmaktan çok bir demokrasi sorunu olduğuna inanmaya başladım.これは経済の問題ではなく 民主主義の問題なのです だから別の手段を試しましょう
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.A kik azonban a zsidók közül nem hivének, felindíták és megharagíták a pogányoknak lelkét az atyafiak ellen.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Ale kteříž z Židů nepovolní byli, ti zbouřili a zdráždili mysli pohanů proti bratřím.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Ale Židia, ktorí neposlúchali, vzbúrili a rozdráždili duše pohanov proti bratom.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Dar Iudeii cari n'au crezut, au întărîtat şi au răzvrătit sufletele Neamurilor împotriva fraţilor.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Die ungläubigen Juden aber erweckten und entrüsteten die Seelen der Heiden wider die Brüder.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.그러나 순종치 아니하는 유대인들이 이방인들의 마음을 선동하여 형제들에게 악감을 품게 하거늘
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Lecz Żydowie, którzy nie uwierzyli, podburzyli i zajątrzyli serca pogan przeciwko braciom.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Ma i Giudei rimasti increduli eccitarono e inasprirono gli animi dei pagani contro i fratelli
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Mais ceux des Juifs qui ne crurent point excitèrent et aigrirent les esprits des païens contre les frères.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Mas os judeus incrédulos excitaram e irritaram os ânimos dos gentios contra os irmãos.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Men de jøder som ikke vilde tro, opegget hedningenes sinn og satte ondt i dem mot brødrene.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Men de Jøder, som vare genstridige, ophidsede Hedningernes Sind og satte ondt i dem imod Brødrene.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.men de judar som voro ohörsamma retade upp hedningarna och väckte deras förbittring mot bröderna.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Mutta ne juutalaiset, jotka eivät uskoneet, yllyttivät ja kiihdyttivät pakanain mieltä veljiä vastaan.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Pero los judíos que no creyeron incitaron y malearon el ánimo de los gentiles en contra de los hermanos
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Song những người Giu-đa chưa chịu tin thì xui giục và khêu chọc lòng người ngoại nghịch cùng anh em.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Song những người Giu-đa chưa chịu tin thì xui_giục và khêu chọc lòng người ngoại nghịch cùng anh_em .
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Tisti Judje pa, ki niso verovali, naščujejo in nahujskajo duše poganov zoper brate.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Οσοι δε Ιουδαιοι δεν επειθοντο παρωξυναν και διεστρεψαν τας ψυχας των εθνικων κατα των αδελφων.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.А неверующие Иудеи возбудили и раздражили против братьев сердца язычников.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.А непокорните на Божието учение юдеи подбудиха и раздразниха духовете на езичниците против братята.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.Невірні ж Жиди підіймали й озлобляди душі поган на братів.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.אך היהודים אשר לא האמינו עוררו והכעיסו את נפשות הגוים על האחים׃
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.ولكن اليهود غير المؤمنين غرّوا وافسدوا نفوس الامم على الاخوة.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.但 那 不 順 從 的 猶 太 人 、 聳 動 外 邦 人 、 叫 他 們 心 裡 惱 恨 弟 兄
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar.但 那 不 順從 的 猶太人 、 聳動 外邦人 、 叫 他 們心裡惱 恨 弟兄