İnanmayanlara, dini yanlış uygulayanlara kızar.Rather, it inspires lack of faith in the faithless and wavering in some of the faithful.'"
Kadın tezini yazarken, tüm kadınların doğasında kötülük olduğuna inanmaya başlamıştır.She reveals that while writing her thesis, she came to believe that all women are inherently evil.
Yenilgilerin bir felaket olmadığına inanmaya çalıştılar.They were fortunate that they did not suffer disaster.
"Hiç emin değilim; ancak Tanrı'nın var olduğuna inanmaya meyilliyim.""I am very uncertain, but I am inclined to believe in God."
Kıyafetleri kendisinin yaptığını söylese de ona kimse inanmayacaktır.He tells the others, but they do not believe him.
Bir gün çektikleri bir kaseti dinleyince arkada sesler duyar ve inanmaya başlar.Later, he finds a tape of him recording the incident and begins to remember.
Ayrıca o, o çiçeklerle ilgili dünya her şeyi biliyordu inanmaya başladı.Also she began to believe that he knew everything in the world about flowers.
Eskiden inanmazdım böyle şeylere... ...ama bunlara herkes inanınca, ben de inanmaya başladım.I never used to believe it, but now everyone does, so I've also started believing in it.
Onun yaşadığına ve duyarlı olduğuna inanmaya başlayacaksınız.You start to believe that it's alive and aware.
Bizim bir yaşam süresinde aydınlanmayı başardığımıza inanmayabilirsiniz, ancak başarıyoruz.You may not believe that we achieve enlightenment in one lifetime, but we do.
Yani, inkar bile etsem, bana inanmayacaksınız ?That means, even if I deny it, you wouldn't believe me?
Bu küçük mavi noktaya ve onun güven veren mavi halkasına tam olarak inanmaya başlamıştım.I had come to completely trust this little blue dot and its reassuring blue halo.
Houston, buna inanmayacaksınız, ama... ...diğer Armadillo geldi.Houston, you're not gonna believe this, but the other Armadillo has arrived.
Bize asla inanmayacak.He's never going to believe us.
Ve temel olarak, burada çalıştığını göstermezse, söylediği hiçbir şeye inanmayacağım.And basically that if he doesn't show me that it works here, I don't believe anything he said.
Evet biliyorum, biliyorum Ona iltifat ettiğimde bana inanmayacakYeah, I know, I know when I compliment her she wont believe me.
Bana inanmaya ihtiyacınız yok ve inanmamalısınız da.Look at the audit results.
Monarşi konusunda gelince... ...bana inananlar ve inanmayanlar var.Regarding the monarchy, there are those who believe me and those who don't.
Nasılsa bana inanmayacaksın!You won't believe me anyways!
Ailesi bunun hakkında düşündü, ve sonunda ona güvenerek, ona inanmaya karar verdilerHer parents thought about it, and they finally, to their credit, decided to believe her.
Onlara inanmaya başladığında, bu onları güçlü kılar... bu, onlara ağırlık verir.When you believe in them, then it empowers them... it gives them weight.
Gücü, bir başkasının yalana inanmaya razı olması ile ortaya çıkar.Its power emerges when someone else agrees to believe the lie.
Sana söyleyeceklerime inanmayacaksınYou wont believe what I tell you
Fikirlere inanmayabilirsiniz, ama onlar başarmanın gayet verimli yolları.You may not agree with the ideas, but my goodness, they're highly effective mechanisms for doing so.
Bana inanmayacaksın.You won't believe me.
Büyük sözler veriyoruz. Dünyayı değiştireceğimize inanmaya çağırıyoruz. Belli ki işe yaramıyor.We promise something great, we evangelize it, we're going to change the world.
-İnanmayanı dışlamak gerekir. -Dışlaaaa -Dışşşşşlaaaaaaşa Tabii...Shun the non-believer, shunnn, shunnnnnah yeah roaaar
Birbirimize az önce başardığımız şeye inanmayan gözlerle baktık.We looked at each other with these looks of disbelief at what we had just completed.
Birincisi - Incil'e harfi harfine inanmayacaksin.The first is, thou shalt not take the Bible literally.
Ve annem bu bilginin bana büyük annemden geldiğine inanmaya karar verdi.And my mother decided that that information must have come from my grandmother.
Sizi görmezlerse buraya geldiđinize inanmayacaklardýr.Bom dia senhora, senhor...
Neredeyse her çocuk, birlikte kurdukları hayvanın gerçek olabileceğine inanmaya başlıyor.Almost every child begins to believe that the animal they helped create might be real
Hem Yahudileri hem de Grekleri, tövbe edip Tanrıya dönmeye ve Rabbimiz İsaya inanmaya çağırdım.testifying both to Jews and to Greeks repentance toward God, and faith toward our Lord Jesus.
Öyle ki, gerçeğe inanmayan ve kötülükten hoşlananların hepsi yargılansın.that they all might be judged who didn't believe the truth, but had pleasure in unrighteousness.
İnanmayanlar, kendinizi onlarla birlikte aynı sefahat seline atmamanızı yadırgıyor, size sövüyorlar.They think it is strange that you don't run with them into the same excess of riot, blaspheming:
Çünkü inanmayanlardan hiçbir yardım almadan, Mesihin adı uğruna yola çıktılar.because for the sake of the Name they went out, taking nothing from the Gentiles.
Allah. inanmayanların üstüne işte böyle pislik (sıkıntı) çökertir.Thus will God punish those who do not believe.
Biz şeytanları, inanmayanların dostları yaptık.We have made the devils the friends of those who do not believe,
İnanmayanlara de: "Olduğunuz yerde yapacağınızı yapın, biz de yapıyoruz!"Say to the infidels. "Act as best you can, we are acting too;
Ben, Allah'a inanmayan, ahireti de inkar eden bir kavmin dinini terk ettim:I have given up the religion of those who do not believe in God and deny the life to come.
Yalanı ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur; yalancılar, işte onlardır.They alone invent lies who do not believe in the words of God, and they are liars.
Ahirete inanmayanlara da acı bir azab hazırlamışızdır.As for those who do not believe in the Hereafter, We have prepared a painful punishment.
İnanmayan toplum uzak olsun.Cursed be the people who do not believe!
Ama ahirete inanmayanlar yoldan sapıyorlar.But those who believe not in the Hereafter turn away from the straight path.
O sa'at başladığı gün, o gün (inananlar ve inanmayanlar) ayrılırlar:The day the Hour comes they will be separated into categories.
Hayır, ahirete inanmayanlar, azab ve uzak bir sapıklık içindedirler.Not so; but those who believe not in the Hereafter are themselves afflicted and far astray.
Ve Elçinin: "Ya Rab, bunlar inanmayan bir kavimdir," demesini de (Allah biliyor).And (the Prophet) will say: "O Lord, these are certainly a people who do not believe."
(İnanmayanlar) İlle (helak edilecekleri) sa'atin ansızın kendilerine gelmesini mi bekliyorlar?Do they wait for any thing but the Hour (of change), that it may come upon them suddenly?
Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.Those who do not believe in the Hereafter give the angels names of females.
Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.Only they who are lost of soul will not come to believe.
Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.We have made the devils the friends of those who do not believe,
Onlardan ona inananlar var ve ona inanmayanlar da vardır.Some of them will believe in it, some will not.
Ve şüphesiz, ahirete inanmayanlar için de acı bir azap hazırlamışızdır.As for those who do not believe in the Hereafter, We have prepared a painful punishment.
Yine de onlar inanmayacaklar mı?Will they not believe even then?
Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır.But those who believe not in the Hereafter turn away from the straight path.
Hayır, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir sapıklık içindedirler.Not so; but those who believe not in the Hereafter are themselves afflicted and far astray.
Allah böylece, inanmayanları küfür bataklığında bırakır.Thus will God punish those who do not believe.
Biz şeytanları, inanmayanlara dost kılarız.We have made the devils the friends of those who do not believe,
Firavun ailesi: "Bizi sihirlemek için ne mucize gösterirsen göster, sana inanmayacağız" dediler.They said: "Whatsoever the sign you have brought to deceive us, we shall not believe in you."
Onlara de ki: "özür beyan etmeyin, size inanmayacağız, Allah haberlerinizi bize bildirmiştir.Tell them: "Make no excuses; we do not believe you.