Ana içeriğe geç
Sözlük

imkan ile cümle

imkan kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Maden ve gelişmekte olan sanayi tarafından sağlanan iş imkanları insanları çekmeye başladı.The job opportunities provided by the mine and the developing industry began to attract people.
Yani düzenin dışına çıkmak imkânsızdır.It is impossible to escape from the system.
Uygulama, kullanıcıya seçilen birtakım şehirlerin hava durumunu görme imkanı verir.The app allows the user to see the weather of a number of selected cities.
Bu tarihte nehirde canlı bir yaratık görmek neredeyse imkânsızdı.At that time, hardly any living creatures were found in the river.
378'e gelindiğinde Valens doğudaki üssü Antakya'dan batıya ilerleme imkânı buldu.By 378, Valens himself was ready to march west from his eastern base in Antioch.
Bu şekilde insanlar birbirini görme imkânı bulur.This way they will be able to see each other.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.His return was completely impossible.
Yazılım geliştiricilerinin çoğu zaman kernel (İS) kodunun tamamına erişim imkanı vardır.Software developers often have access to the complete kernel (OS) source code.
Bu şunu gösteriyorki onun tek U, V, Wnin tek tamı için 0 olması imkansızdır.This shows that is it impossible for exactly one of U, V, W to be 0.
Köyün gençleri iş imkanı olmayınca büyük şehirlere göç etmek zorunda kalmıştır.Township youths were unable to find jobs easily.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.The Tale of the Jealous Wife is aired.
Kalbimizdeki hislerimi anlatabilmem imkansız.May I tell you the secrets of my heart?
Ama bunu yapmama imkanım da yoktu" dedi.I don't think I could do that."
St. Anne's lisans öğrencileri üç yıl boyunca kolejde konaklayabilme imkânına sahiptir.St Anne's can accommodate undergraduates on the college site for three years of study.
Fakat karısı yine de onu onurlu bir şekilde defnetme imkânını bulur.His devoted wife yet survives him.
Nanda Devi Buzulu yakınlarında bitki ile karşılaşmak neredeyse imkansızdır.One will not find vegetation near Nanda Devi Glacier.
Diğer gereksinimler, çevre dostu ve düşük maliyet imkanını içermektedir.Other requirements include environmental friendliness and low cost.
Ama onlarınki imkânsız bir aşk gibidir.Pero fue un amor imposible.
Mahallede, ilköğretim okulu vardır ancak kısıtlı imkânlar ile kullanılmaktadır.The school is open during construction but with limited access to certain locations.
Bu olgu topyekün iç yansıma olarak adlandırılır ve fiber optik teknolojiye imkan sağlar.This phenomenon is called total internal reflection and allows for fibre optics technology.
Kendisi ile tanışma imkanım oldu.I was able to be myself with her.
Bunun yanında en önemli özelliklerinden bir tanesi öğrencilere tanımış oldugu imkânlardır.However, it is one of the most important goals that we can teach our students.
Zip2, kullanıcılar ve reklamverenler arasında çift yönlü iletişim için imkan tanıyordu.Zip2 allowed for two-way communication between users and advertisers.
Kuruluş ayrıca kadınların bir kısmı için konaklama imkânı da sağladı.The house also provided accommodation for some of the women.
Hanns-Martin-Schleyer-Halle (spor salonu) birçok spor dalına imkân sağlamaktadır.Nil-Saint-Vincent-Saint-Martin has several notable landmarks.
İmkansız Poetika.Immortal Poetry.
Bu yüzden çıplak tekilliklerin olması imkansızdı.This made it impossible to make endless slubbings.
Lucia bunun imkânsız olduğunu söyler.Preethi says it is impossible.
"İmkansızı mümkün hale getiren adam" olarak bilinir."An elegant man who 'achieved the impossible'".
ROM'lara yapıları itibarıyla veri yazma imkânı yoktur.No wonder Irish record companies are signing nobody.
Bu son aile, Túrin Turambar ve grubuna Amon Rûdh'da barınma imkânı sağladılar.They gave shelter to Túrin Turambar and his band at their home of Amon Rûdh.
Fakat, Selçuklu ordusunun daha fazla hareket imkanı vardı.But the Giants had one more chance.
Pratik olarak kusursuz bir dengeyi sağlamak hemen hemen imkânsızdır.In practice, it is virtually impossible to maintain a perfect balance.
O zamanda fizyonun teorik olarak olasılıksız ve imkansız olduğu düşünülüyordu.At that time, fission was thought to be improbable if not impossible on theoretical grounds.
"Galatasaray orada imkânı yok, kazanamaz!"."While Rasputin is alive, we cannot win".
Tiyatro başarısından sonra, 1950'lerin başından itibaren televizyonda çalışma imkanı buldu.Success in the theater led to work in television from the early 1950s.
"Goodbye" prime time canlı TV de "Teo!" adlı programda canlı performans imkanı sağladı.The singer performed "Goodbye" live on the primetime TV show, Teo!, her first televised appearance.
Tüzüğü (statü) arttıkça görev alanları, sorumlulukları ve maddi imkânları da artıyordu.The greater the formation of men, the greater the loss of life and limb.
Bu nedenle grup, turnenin geri kalanını kendi finansal imkânlarıyla karşılamak zorunda kalmıştır.The company was therefore expected to build the tunnel on its own financial risk.
Yalnızca kısmi kurtarma yapılabilirken, tam kurtarma imkansızdır.While partial recovery may occur, complete recovery is impossible.
Ki bu durum onun etherin hareketsizliği kuramına göre imkansızdı.But due to her dyslexia this seemed impossible.
Önemli bir özel bağış Ulusal Antarktik Keşif Seferi'nin ilerlemesine imkân verdi.Made important contributions to the exploration of Antarctica.
Bu kuralın bir istisnası olmalıdır, yani yokluğu imkansız olan, Allah'tır."Impeccability—That God is incapable of error (sin).
Bu nedenle ulaşım imkanları iyi bir konumdadır.Transportation links are good.
Bu sayede çok daha kısa sürede vites değiştirme imkanı doğmaktadır.There seems little chance that this will change anytime soon.
Elektronik ticaret imkânı.Electronic Commerce.
Spektranın fotoğrafları nesnenin kimyasını incelemeye imkan verir.Photographs of the spectra allow the chemistry of the object to be examined.
Bu da birçok format ile uyumlu çalışmasına imkân sağlar.It rests conformably atop many formations.
Bu sebeple de her türlü anlaşma imkânsız hale geldi.But an agreement turned out impossible.
Kadın: Bu, imkânsız.That is impossible.
Silahdar bunun imkansız olduğunu İV.See also impossibility defense.
Durum, en kısa sürede gerekli imkanlar kullanılarak yerel mülki amire bildirilir.Encourage the use of local materials where possible.
Fakat bu müzakereler çıkmaza girerek bir barış anlaşması imzalamak imkânı olmadı.There was no excuse for closing the conference without a peace agreement.
Bundan dolayı eğitim imkânları yetersiz kalmaktadır.Education Facilities are not sufficient here.
Prens Louis'nin İngiltere'de harekat yapması hemen hemen imkansızlaştı.It did not take long for William to make enemies in England.
Köy bu yönüyle Çevre köylerdeki insanlara da iş imkânı sağlamaktadır.Somehow we can count this village in peaceful village.
Oyunda araba modifiye etme imkânı olacak.The choice of car can be altered on any playthrough of the game.
Şarkının sızmasının imkansız olduğunu düşündüm.To give special attention to one song seemed impossible.
Bunun için mantık dili oluşturmanın imkanını soruşturur.Then I leave a line for them to create language for me.
X-ışını kristalografisi bu salınımın boyutunu da ölçmeye imkan sağlar.X-ray crystallography allows measuring the size of these oscillations.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod