im ile cümle
im kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
2
HARF
1
HECE
5
ORT. KELİME
Pierrette "İmdat, imdat!" diye bağırdı "Ben katlediliyorum!""Help! Help!" cried Pierrette, "I'm being murdered!"
Tom'un başarılı olacağını imkansız görünüyordu.It seemed improbable that Tom would succeed.
Tom'un başarılı olacağı imkansız görünüyordu.It seemed impossible that Tom would succeed.
O benim için imkansızdır.That is impossible for me.
St Paul Katedrali Büyük Londra Yangınında imha edildi.St Paul's Cathedral was destroyed in the Great Fire of London.
Almanlar Kraliyet Hava Kuvvetlerini imha etmeyi ve İngiltere'yi işgal etmeyi planladılar.The Germans planned to destroy the Royal Air Force and invade Britain.
Tom evlilik anlaşmasını imzalaması için onu ikna etti.Tom convinced her to sign the prenuptial agreement.
Tom'u yenebilmemin imkanı yok.There's no way I could beat Tom.
Onunla geçinmeye çalıştım ama bu imkansızdır.I've tried to get along with her, but it's impossible.
Tom'la iyi geçinmeye çalıştım ama bu imkansz.I've tried to get along with Tom, but it's impossible.
Patlayıcı madde imha ünitesi patlamamış bombayı güvenli bir şekilde imha etti.The explosive ordnance disposal unit safely disposed of the unexploded bomb.
Japonya İmparatoru Akihito tahttan çekilme niyetini ilan etti.The Emperor Akihito of Japan has announced his intention to abdicate.
Onun konuşmasını anlayabilmemin imkanı yok.There's no way I can understand his speech.
Ben Jack'im.I am Jack.
Onun gerçekten neye inandığını söylemek imkansız.It's impossible to tell what she really believes.
Onların gerçekten neye inandıklarını söylemek imkansız.It's impossible to tell what they really believe.
O, fiziksel olarak imkansızdır.That's physically impossible.
Bu konuya tamamen Fransız'ım!This text is all Greek to me!
Ben imayı anlıyorum.I understand the allusion.
Tom henüz sözleşmeyi imzalamadı.Tom hasn't signed a contract yet.
Bunu tanımlamak imkansız.It's impossible to describe.
Sanırım bu, Tom için imkansız.I think it's impossible for Tom.
Bunun olmasına imkân yok.This can't possibly be happening.
Bizans İmparatorluğu'nun tarihi 1058 yılına kadar uzanır.The history of the Byzantine Empire spans 1058 years.
Bizans İmparatorluğu tarihi 1058 yıllık bir süreyi kapsar.The history of the Byzantine Empire spans 1058 years.
Tom asla sözleşmeyi imzalamadı.Tom never signed the contract.
Biz bunun imkansız olduğunu biliyoruz.We know that this is impossible.
Kanada, Avrupa Birliği ile bir ticaret anlaşması imzaladı.Canada has signed a trade agreement with the European Union.
Aman Allah'ım! O da ne?My God! What is that?
Aman Allah'ım! O ne?My God! What is that?
Aman Allah'ım! Şu ne?My God! What is that?
Buraya imzanı atar mısın?Can you sign your name here?
Yağmur zeminin parlamasına imkan verir.Rain allows the ground to shine.
Başkanın kamu harcamalarını düzenleyen bir yasayı imzalanması gerekiyor.The President needs to sign a law regulating public spending.
Tom sözleşmeyi imzalamadı.Tom didn't sign the contract.
Sen ne ima etmeye çalışıyorsun?What are you trying to imply?
Tom konserden sonra kendi el yazılarını imzaladı.After the concert, Tom signed autographs.
Tom sözleşmeyi henüz imzalamadı.Tom hasn't yet signed the contract.
Bütün ticari anlayışımın Noel'imi mahvetmesine izin vermeyeceğim.I won't let all that commercialism ruin my Christmas.
İnanç, imkansızı denemenize izin verir. Ancak şüphe, sizi mümkün olandan bile alıkoyar.Faith lets you try the impossible. Doubt, however, deters you even from the possible.
Ben Ji Sung Park'ım.I am Ji Sung Park.
Bu televizyon Çin'de imal edilmiştir.This TV was made in China.
Her şirket böyle pahalı bir olayı imzalamayı göze alamıyor.Not every company can afford to underwrite such an expensive event.
Onu belirlemek neredeyse imkansızdır.That's nearly impossible to determine.
Elde etmek neredeyse imkânsızdır.It's almost impossible to achieve.
Tom onun bilimsel olarak imkansız olduğunu söyledi.Tom said it was scientifically impossible.
Tom Mary'nin hayatını imkansız hale getirdi.Tom made Mary's life impossible.
Umarız vali onu imzalar.We hope the governor signs it.
Hâlâ imkânlar var.There are still possibilities.
İmkânlar çok fazladır.The possibilities are immense.
Tom boşanma kağıtlarını imzaladı.Tom signed the divorce papers.
İmkansız bir görev olacak.It'll be an impossible task.
Ne için imzaladığımı biliyorum.I know what I signed up for.
Birinin "İmdat!" diye bağırdığını duydum.I heard someone yell "Help!"
Burada ne ima ediyorsun?What are you implying here?
O dilekçeyi imzalardım.I'd sign that petition.
Gitmene imkân yok.You can't possibly go.
Avusturya-Macaristan imparatorluğunun kalbi Viyana idi.Vienna was the heart of the Austro-Hungarian empire.
Lütfen bu belgeyi imzalar mısın?Would you please sign this document?
Onlar bir itiraf imzaladı.They signed a confession.