ihtişamlı ile cümle

ihtişamlı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
9
HARF
4
HECE
9
ORT. KELİME
Bu ihtişamlı yapı bir cami.This edifice is a mosque.
Aynı zamanda, ihtişamlı "Barberini Candelabra" adlı mumlar avizesini de içerir.It also contains the Barberini Candelabra.
İbrahim bu yere ihtişamlı anlamına gelen "Yiru" (Jeru) adını verdi.His followers gave him the nickname "Abraham de Geweldige" (Abraham the Great).
Oldukça ihtişamlı bir dağdır.It is a good viewing mountain.
Oyuncular ihtişamlı kastümler, başlıklar giyerler ve yüzlerini boyarlar.The actors wear resplendent costumes, head-dresses, and face paints.
Mukan Kağan döneminde imparatorluk gittikçe yükselerek ihtişamlı ve heybetli bir hale geldi.Since the restoration of the Empire, sorcery has become far more common and powerful.
Çok ihtişamlıdır.It is glorious.
Daha fazla mücadele. Daha ihtişamlı zafer.The greater the struggle, the more glorious the triumph.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor. Ve bu da trajedi.I think the Western tradition shows us one glorious alternative, which is tragedy.
Bu gelmiş geçmiş en ihtişamlı tablo.This is the most glorious painting.
[orkestra ihtişamlı bir final yapar] [gemi kornası öter][boat horn blows] man speaking native language:
Yıldızların bu görkemli girdabında, ihtişamlı ve öngörülebilir bir dans var.Majestic whirlpools of stars, they rotate in a stately and predictable dance.
Bahçe son derece ihtişamlı, ancak bitkiler fazla büyümüş ve biraz kontrolden çıkmış gibiler.This is a garden that's been over-grown, that's lush but it's out of control.
Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde kavminin karşısına çıktı.So he went forth unto his people in his adornment.
Gazeteci Frud Bezhan eski ihtişamlı, binlerce misafirin katıldığı düğünleri özlemle anıyor.Journalist Frud Bezhan recalls huge weddings, with thousands of guests.
Oldukça ihtişamlı bir dağdır.Er war ein ausgezeichneter Bergsteiger.
Oyuncular ihtişamlı kastümler, başlıklar giyerler ve yüzlerini boyarlar.Bemerkenswert sind die Hosen, die der Gott trägt, sowie die Kopfbedeckung.
Nitekim kralın ölümünden bir süre sonra ihtişamlı görünümü olan kent terkedildi.A su muerte, el título de rey parece haber sido abandonado.
Bu son birkaç yıl da Raw'da gördüğümüz en ihtişamlı face-to face'lerden biriydi.Fue uno de los autos más espectaculares que Chrysler haya construido en los últimos años.
Kent en ihtişamlı dönemini Roma zamanında yaşamıştır.Ron dirà che è stato il suo più grande momento di gloria.
Nitekim kralın ölümünden bir süre sonra ihtişamlı görünümü olan kent terkedildi.Dopo di loro il titolo di re sembra essere stato abbandonato.
Bakıldığında devasa bronz pervaneler ihtişamlı ve gerçekten güçlüdürler.Vediamo i candelabri di bronzo grandi, meravigliosamente lavorati.
Mukan Kağan döneminde imparatorluk gittikçe yükselerek ihtişamlı ve heybetli bir hale geldi.In determinati punti della storia il drago si evolve, diventando più forte e potente.
Kapıların en ihtişamlıları çift pervazlı kapılar olarak adlandırılanlarıdır.و تسمى الأبواب الأكثر زهواً بالأبواب مزدوجة الدعامة.
Çok ihtişamlıdır.عظيمة الثناء.
Mukan Kağan döneminde imparatorluk gittikçe yükselerek ihtişamlı ve heybetli bir hale geldi.في كل التاريخ القديم، كان سقوط الإمبراطورية الآشورية هو الأكثر إثارة للإعجاب والشهرة.
Oldukça ihtişamlı bir dağdır.وهو من جبال تهامة.
Oldukça ihtişamlı bir dağdır.Det är en väldränerad bergshöjd.
Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlânâ "En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir.I USA så är den makthavande (onda) sidan på jakt efter rebellerna (den goda sidan).
Mukan Kağan döneminde imparatorluk gittikçe yükselerek ihtişamlı ve heybetli bir hale geldi.Efter en lång tids skrivkramp blir han alltmer skuldsatt och desillusionerad.
Kervansaraya Güney batı cephesinde bulunan ihtişamlı bir tac kapıdan girilmektedir.Повсюди панує тридільний тип хати із входом з поздовжньої південної сторони.
Kent en ihtişamlı dönemini Roma zamanında yaşamıştır.V římské době zažilo město svůj největší rozmach.
Mukan Kağan döneminde imparatorluk gittikçe yükselerek ihtişamlı ve heybetli bir hale geldi.Pod jeho vedením se závod stal populárnější a známější.
Bu ihtişamlı yapı bir cami.Această clădire magnifică este o moschee.
Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlânâ "En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir.Ia menyukai iklim basah, namun dapat pula tumbuh baik di wilayah yang lebih kering.
Oldukça ihtişamlı bir dağdır.Ada sebuah tebing yang indah sekali.
Şu anda kayıp olan bu tacın üzerinde 5 ihtişamlı taş vardı.当時、教会は現在よりも複雑な5つの尖塔があった。
Hanedan zor zamanlar geçirmesine rağmen eski ihtişamlı devirlerine Tywin Lannister sayesinde geri döndü.ラニスター家は一時期衰えたが、タイウィン・ラニスターによって栄光を取り戻した。
Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlânâ "En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir.其著名金句為: "梅小惠, 世上最美麗"。
Oldukça ihtişamlı bir dağdır.Sjevereno je planina Divan.
Mukan Kağan döneminde imparatorluk gittikçe yükselerek ihtişamlı ve heybetli bir hale geldi.U međuvremenu, samostan je postao bogatiji i čuveniji.
Kent en ihtişamlı dönemini Roma zamanında yaşamıştır.Počas jeho vlády zažil Rím poslednú slávu.
En ihtişamlı zırhını giydi ve inci beyazı atına bindi.Ubil je največjega vola in ga napolnil z živim apnom.
[adam öksürür, öğürür] [orkestra ihtişamlı bir final yapar] [gemi kornası öter][man som hostar och får kväljningar] [en orkesters triumferande slutfinal] [båt som tutar]
[adam öksürür, öğürür] [orkestra ihtişamlı bir final yapar] [gemi kornası öter][mies yskii ja kakoo kurkkuaan] [mahtipontinen orkesterifinaali] [veneen torvi soi]
Bahçe son derece ihtişamlı, ancak bitkiler fazla büyümüş ve biraz kontrolden çıkmış gibiler.Dit is een tuin die overwoekerd is, dat is weelderig maar ook uit de hand gelopen.
Bahçe son derece ihtişamlı, ancak bitkiler fazla büyümüş ve biraz kontrolden çıkmış gibiler.Je to příroda skutečně živelná, úrodná a překypující.
Bahçe son derece ihtişamlı, ancak bitkiler fazla büyümüş ve biraz kontrolden çıkmış gibiler.Градината е обрасла, в същото време тучна, но извън контрол.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.De kan göras till åtlöje.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.De westerse traditie kent een prachtig alternatief.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.Ich glaube, dass die Westliche Tradition uns eine ruhmreiche Alternative aufzeigt.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.Jeg synes, den vestlige tradition har et strålende alternativ.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.Je pense que les traditions occidentales nous montrent une alternative glorieuse.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.서구의 전통이 한 가지 훌륭한 대안을 보여준다고 생각합니다.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.Myślę, że kultura zachodnia ma jedną, cudowną alternatywę.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.Myslím, že nám západní tradice nabízí jednu skvělou alternativu.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.Penso che la tradizione Occidentale ci mostri una gloriosa alternativa.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.Szerintem a nyugati hagyomány egy pompás alternatívát kínál.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.Tôi nghĩ rằng những truyền thống phương Tây đã cho ta một sự thay thế hoàn hảo.
Bence Batı geleneği bize ihtişamlı bir alternatif gösteriyor.Tradiţia occidentală ne arată o alternativă glorioasă.

İlgili Sayfalar