Çevirmek ihanet etmektir.To translate is to betray.
Arkadaşlarıma ihanet etmektense ölmeyi tercih ederim!I'd rather die than betray my friends!
Truman, Stalin'i Yalta Konferansı sırasındaki antlaşmalara ihanet etmekle suçladı.Truman charged that Stalin had betrayed the agreement made at the Yalta Conference.
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."I don't want to betray you," said Mr. Marvel, edging away from the direction of the fingers.
Sevdiđini kurtarmak için en kötü ihtimal... ...en son yol... ...ona ihanet etmektir.To save your loved one, the worst case scenario, the last resort, is to betray him.
Yok, sana ihanet etmek istiyorlarsa, zaten daha önce ALLAH'a ihanet etmişlerdi.If they try to deceive you, remember they have deceived God before.
Sovyet karşıtı kışkırtma ve Anavatana ihanet etmekle suçlandı.He was charged with anti-Soviet agitation and betraying the Motherland.
Sevdiğim kadına ihanet etmek istemedim.Ich wollte die Frau, die ich liebe, nicht betrügen.
O erkek neden bana ihanet etmek istiyor?Warum will mich dieser Mann betrügen?
2. Doctor böylece Zaman Lordları'na ihanet etmek zorunda kalır.Le Docteur continue d'être jugé par les Seigneurs du Temps.
Truman, Stalin'i Yalta Konferansı sırasındaki antlaşmalara ihanet etmekle suçladı.Truman acusó a Stalin de traicionar el acuerdo hecho en la Conferencia de Yalta.
Hepinize ihanet etmek isteseydim ihanet ederdim ama ihanet etmedim.Se avessi voluto tradire tutti voi vi avrei traditi, ma non l'ho fatto.
Wallace Londra’da krala ihanet etmek suçundan mahkemeye çıkar.В Лондоне Уоллеса судят за измену королю.
Kırım Hanlığı gelecekte, Kazak Atamanlığı'na ihanet etmekle zorlanabilir.Frank e Castilho unem-se, futuramente, para comprar a cota de Pozza.
Çevirmek ihanet etmektir.Vertalen is verraden.
Wallace Londra’da krala ihanet etmek suçundan mahkemeye çıkar.У Лондоні Воллеса судять за зраду короля.
Demir Muhafızların lideri Cornelia Codreanu, Romanya hükûmetine ihanet etmekten idam edilmiştir.Předák Železných gard, Codreanu, byl popraven za zradu Rumunské vlády.
Truman, Stalin'i Yalta Konferansı sırasındaki antlaşmalara ihanet etmekle suçladı.Truman a afirmat că Stalin a încălcat înțelegerile făcute în timpul Conferinței de la Yalta.
Ancak Big Smoke ile birlikte çeteye ihanet etmektedir.Ezek után már Big Smoke-ot keresik.
Truman, Stalin'i Yalta Konferansı sırasındaki antlaşmalara ihanet etmekle suçladı.Truman buộc tội Stalin đã phản bội thoả thuận Yalta.
Truman, Stalin'i Yalta Konferansı sırasındaki antlaşmalara ihanet etmekle suçladı.杜鲁门则指则斯大林背叛雅尔塔会议协定。
Fakat kral onu oğluyla ihanet etmekle suçlayınca Elizabeth baygınlık geçirir.當女王提到艾伯特親王而哭泣會用腹語安慰她。
Truman, Stalin'i Yalta Konferansı sırasındaki antlaşmalara ihanet etmekle suçladı.טרומן האשים את סטלין בהפרת ההסכם שנחתם בועידת יאלטה.
Ancak Big Smoke ile birlikte çeteye ihanet etmektedir.Žiaľ, rovnako ako Big Smoke aj on sa spikne proti gangu.
Bu kanunlar sayesinde gazeteciler, kaynaklarına ihanet etmek zorunda kalmıyorlar.언론인이 제보자를 배신해야만 하는 상황을 막아주는 법입니다.
Bu kanunlar sayesinde gazeteciler, kaynaklarına ihanet etmek zorunda kalmıyorlar.שמונעים מעיתונאי להיות חייב לבגוד במקור עיתונאי.
Bu kanunlar sayesinde gazeteciler, kaynaklarına ihanet etmek zorunda kalmıyorlar.التي تمنع الصحفي من إضطراره خيانة مصدره.
Bu kanunlar sayesinde gazeteciler, kaynaklarına ihanet etmek zorunda kalmıyorlar.しかしブログの興隆を背景として
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.A synové Zamri: Charmi, vnuk Achar, kterýž zkormoutil Izraele, zhřešiv při věci proklaté.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Con trai của Cạt-mi là A-ca, tức kẻ làm rối loạn trong Y-sơ-ra-ên, phạm đến vật nghiêm cấm.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Con_trai của Cạt-mi là A-ca , tức kẻ làm rối_loạn trong Y-sơ-ra-ên , phạm đến vật nghiêm_cấm .
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Die Kinder Charmis sind Achan, welcher Israel betrübte, da er sich am Verbannten vergriff.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Figli di Carmì: Acar, che provocò una disgrazia in Israele con la trasgressione dello sterminio
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Hijo de Carmi fue Acar, el que ocasionó destrucción a Israel, porque transgredió con respecto al anatema
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Kármi fiai: Ákán, Izráelnek megrontója, mivel lopott a zsákmányból.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Karmis Sønner: Akar, der styrtede Israel i Ulykke, idet han forgreb sig på det Gods, der var lagt Band på.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.가르미의 아들은 아갈이니 저는 마땅히 멸할 물건으로 인하여 이스라엘을 괴롭게 한 자며
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Men Karmis söner voro Akar, som drog olycka över Israel, när han trolöst förgrep sig på det tillspillogivna.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Os filhos de Carmi: Acar, o perturbador de Israel, que pecou no anátema.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Synovia Karmiho: Achár, ktorý zarmútil Izraela dopustiac sa prestúpenia pri veci, danej pod kliatbu.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Και υιοι του Χαρμι, Αχαρ, ο ταραξας τον Ισραηλ, οστις εκαμε παραβασιν εις το αναθεμα.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.А Хармиев син: Ахар§, смутителят на Израиля, който извърши престъпление относно обреченото.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.Сыновья Харми: Ахар, наведший беду на Израиля, нарушив заклятие.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.ובני כרמי עכר עוכר ישראל אשר מעל בחרם׃
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.وابن كرمي عخار مكدّر اسرائيل الذي خان في الحرام.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.迦 米 的 兒 子 是 亞 干 、 這 亞 干 在 當 滅 的 物 上 犯 了 罪 、 連 累 了 以 色 列 人
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.迦米 的 兒子 是 亞干 、 這亞 干 在 當滅 的 物 上 犯了罪 、 連累 了 以色列人
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."Aku tidak ingin mengkhianati Anda," kata Mr Marvel, menjauh dari arah jari-jari.
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."Eu não quero te trair", disse Marvel, afiando para fora da direção de os dedos.
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."Ich möchte nicht dich verraten", sagte Mr. Marvel, Kanten weg von der Richtung der den Fingern.
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok.'Ik wil niet dat je verraden,' aldus de heer Marvel, rand weg uit de richting van de vingers.
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."Jag vill inte förråda dig", sa Mr Marvel, kantning bort i riktning från fingrarna.
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."Ja nechcem prezradiť," povedal pán Marvel, lemovanie od smeru prsty.
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."Já nechci prozradit," řekl pan Marvel, lemování od směru prsty.
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."Ja nie chcę zdradzić," powiedział pan Marvel, obrzeża od kierunku palców.
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."Je ne veux pas te trahir", a déclaré M. Marvel, devançant loin de la direction de
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."내가 당신을 배신하고 싶지 않아"씨 마블의 방향 떨어져 가장 자리 장식했다
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."Ne želim vam izdati," je dejal gospod Marvel, na robu stran od smeri prsti.
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."Non voglio tradire voi," ha detto Mr. Marvel, bordatura lontano dalla direzione di
"Sana ihanet etmek istemiyorum," Mr. "Eğer bir düşünce gitmeyin, ne olursa olsun size yok."No quiero que te traicionan", dijo el señor Marvel, alejándose de la dirección de