Hiç kimse içyüzünü bilmiyor.No one knows the inside story.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.And I learned a key insight to character.
Şimdi sana sabredemeğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim."But I will now explain the things you could not bear:
İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.This is the explanation of things you could not bear with patience."
İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur."This is the explanation of things you could not bear with patience."
Şimdi sana, tahammül edemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.""But I will now explain the things you could not bear:
İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzü budur."This is the explanation of things you could not bear with patience."
Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.""But I will now explain the things you could not bear:
Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.""But I will now explain the things you could not bear:
İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur."This is the explanation of things you could not bear with patience."
İşte hakkında sabırsızlık gösterdiğin meselelerin içyüzü bunlardan ibarettir.” [47,13; 43,31]This is the explanation of things you could not bear with patience."
Şüphesiz sen bilensin, hakimsin (her şeyin içyüzünü bilen, her şeyi yerli yerince yapansın.)Indeed You only are the All Knowing, the Wise.”
(İçinden): "Siz fena bir durumdasınız, Allah, sizin anlattığınızın içyüzünü çok iyi biliyor!" dedi.He said: ye are in evil plight, and Allah is the Best Knower of that which ye ascribe.
ALLAH anlattığınızın içyüzünü bilir," diye söylendi.He said: ye are in evil plight, and Allah is the Best Knower of that which ye ascribe.
Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur."That is the interpretation of those (things) over which you could not hold patience."
Bunları, ben kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.This is the true meaning of things with which you could not keep your patience."
Jung haricinde kimse bu olayın içyüzüyle ilgilenmez.Außer Jill wird das Phänomen jedoch optisch von niemandem wahrgenommen.
Martilî’ye bu zıt önerilerin içyüzünü sordu.Ueber den Begriff der Suggestiv-Fragen.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.A naučil som sa kľúčovému náhľadu na postavu.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Dan saya belajar kunci untuk pemahaman karakter.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.E aprendi um ponto-chave para a personagem.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Ed ho imparato un'idea fondamentale per i personaggi.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.És egy meghatározó bepillantást nyertem a karakterbe.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Et j'ai appris une leçon importante concernant les personnages.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Ik heb iets belangrijks over personages geleerd.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.나는 극중인물에 대한 중요한 영감을 얻었습니다.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Nauczyłem się kluczowego zrozumienia bohatera.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Och lärde mig en viktig insikt om rolltolkning.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Og jeg fik en vigtig indsigt i karakter.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Şi am învăţat un lucru important despre înţelegerea personajului.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Tady jsem pochopil hlavní rys postavy.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Và tôi học được mấu chốt của nhân vật
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Έμαθα κάτι πολύ σημαντικό για το χαρακτήρα των ηρώων.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.Там научих нещо много важно за характера.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.ולמדתי תובנה מרכזית בנוגע לדמות.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.وقد تعلمت بصيرة أساسية للشخصية.
Ve karakterin içyüzüne dair bir şey öğrendim.彼女によれば よく描かれた キャラクターには全て