içti ile cümle

içti kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrıyı gördüler, sonra yiyip içtiler.και επι τους εκλεκτους των υιων Ισραηλ δεν εβαλε την χειρα αυτου και ειδον τον Θεον, και εφαγον και επιον.
Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrıyı gördüler, sonra yiyip içtiler.И Он не простер руки Своей на избранных из сынов Израилевых: они видели Бога, и ели и пили.
Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrıyı gördüler, sonra yiyip içtiler.Но Той не тури ръка на благородните от израилтяните. И те видяха Бога, и там ядоха и пиха.
Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrıyı gördüler, sonra yiyip içtiler.ואל אצילי בני ישראל לא שלח ידו ויחזו את האלהים ויאכלו וישתו׃
Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrıyı gördüler, sonra yiyip içtiler.ولكنه لم يمدّ يده الى اشراف بني اسرائيل. فرأوا الله وأكلوا وشربوا
Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrıyı gördüler, sonra yiyip içtiler.他 的 手 不 加 害 在 以 色 列 的 尊 者 身 上 . 他 們 觀 看 神 、 他 們 又 喫 又 喝
Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrıyı gördüler, sonra yiyip içtiler.他 的 手 不 加害 在 以色列 的 尊者 身上 . 他 們觀 看 神 、 他們又喫又喝
Tecrübeler Mooji ile İçtima Bazılarımız muhteşem tecrübeler yaşadık.Einige von uns haben sagenhafte Erfahrungen gemacht.
Tecrübeler Mooji ile İçtima Bazılarımız muhteşem tecrübeler yaşadık.Joillakin meistä on ollut mahtavia kokemuksia, raamatun mittasuhteissa suuria, mutta ne menee ohi.
Tenis Kortu Andı'nı içtiler. Bu antta Fransa'nın meclisi oldukları dışındaそこで彼らが布告します。私たちが真のフランス国民議会
Tenis Kortu Andı'nı içtiler.E eles proclamaram o "Juramento da Quadra de Tênis".
Tenis Kortu Andı'nı içtiler.-el tercer estado- estaban enfadados.
Tenis Kortu Andı'nı içtiler.I ogłosili Przysięgę Kortu Tenisowego.
Tenis Kortu Andı'nı içtiler.그리고 그들은 테니스 코트의 서약 (The Tennis Court Oath) 을 선언했습니다.
Tenis Kortu Andı'nı içtiler.Und sie legten den Tennisplatz-Eid ab.
Tenis Kortu Andı'nı içtiler.Вони проголосили клятву в залі для гри у м'яч,
Tenis Kortu Andı'nı içtiler.Третото съсловие обявява, забележете, "Клетвата на тенис кортовете"
Tenis Kortu Andı'nı içtiler.והם הכריזו על "שבועת מגרש הטניס"
Tenis Kortu Andı'nı içtiler.وأعلنوا عن قسم ملعب التنس
Tüm şişeyi içtin!Je t'ai déjà laissée boire une bouteille.
Tüm şişeyi içtin!Már hagytam, hogy egy üveggel megigyál.
Tüm şişeyi içtin!لقد شربت الزجاجة كلها
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.C'est comme être amoureux à Paris pour la première fois après avoir bu trois doubles espressos.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Det är som att vara kär medan du är i Paris för första gången efter att du druckit tre dubbla espresso.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Det er som at være forelsket i Paris for første gang efter du har drukket tre dobbelte espressoer.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.E ca atunci cand esti indragostit, in Paris, pentru prima data, dupa ce-ai baut trei cafele mari.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.È come essere innamorati a Parigi per la prima volta dopo aver bevuto tre espressi doppi.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.É como estar apaixonado em Paris pela primeira vez depois de se ter tomado três cafés curtos.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Es como estar enamorado en París por primera vez, tras haber tomado tres expresos dobles.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Es ist, wie wenn man verliebt und zum ersten Mal in Paris ist, und drei doppelte Espressi getrunken hat.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Giống như lần đầu say đắm Paris sau khi uống hết ba cốc double-espresso.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Het is als voor het eerst verliefd zijn in Parijs nadat je drie dubbele espresso's hebt gehad.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Je to ako byť zamilovaný, prvýkrát v Paríži a po troch dvojitých espresách.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Je to jako být zamilovaný poprvé v Paříži poté, co jste vypili tři dvojité kávy.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.이건 마치 여러분이 세 잔의 더블 에스프레소를 마신 후에 파리에서 처음으로 사랑에 빠지는 것과 같습니다.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Olyan mint szerelmesnek lenni az első párizsi utunkon három dupla eszpresszó elfogyasztása után.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Rasanya seperti jatuh cinta di Paris untuk pertama kali setelah anda meminum tiga double espressos.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Tako, kot da ste zaljubljeni, prvič v Parizu, potem ko ste popili tri dvojne ekspresne kave.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.To jak być zakochanym, po raz pierwszy w Paryżu, po trzech podwójnych espresso.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Είναι σαν να είσαι ερωτευμένος, στο Παρίσι, για πρώτη φορά, αφού έχεις πιει τρεις διπλούς εσπρέσο.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Това е, като да си в влюбен, докато си в Париж за първи път, след като си пил три двойни кафета.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Це як бути закоханим, вперше в Парижі, після трьох подвійних еспрессо.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.Это как влюбиться в Париже в первый раз после трёх двойных экспрессо.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.זה כמו להיות מאוהב בפריז, לראשונה אחרי ששתית שלושה אספרסו כפול.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.إنه أشبه بالوقوع في الحب وأنت في باريس للمرة الأولى بعد أن شربت ثلاث أقداح اسبريسو مركز.
Üç duble ekspreso içtikten sonra ilk defa Paris'te aşkı yaşamak gibi.恋に落ちて 3杯目のダブルエスプレッソを飲んだ後 って感じでしょうか (笑)
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››A aniž kdo, když pije staré, hned chce nového, ale díť: Staré lepší jest.
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››A nikt, kto się napił starego, nie zaraz chce młodego; ale mówi: Lepsze jest stare.
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››A nikto, kto pije staré, nechce hneď nového, lebo hovorí: Staré je lepšie.
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››Eikä kukaan, joka juo vanhaa viiniä, halua nuorta, sillä hän sanoo: `Vanha on hyvää`."
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››E ninguém, tendo bebido o velho, quer o novo; porque diz: O velho é bom.
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››Et personne, après avoir bu du vin vieux, ne veut du nouveau, car il dit: Le vieux est bon.
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››In kdor je pil starino, noče precej novega, ker pravi: staro je boljše.
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››묵은 포도주를 마시고 새 것을 원하는 자가 없나니 이는 묵은 것이 좋다 함이니라
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››Lại cũng không ai uống rượu cũ lại đòi rượu mới ; vì người nói rằng : Rượu cũ ngon hơn .
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››Lại cũng không ai uống rượu cũ lại đòi rượu mới; vì người nói rằng: Rượu cũ ngon hơn.
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››Nessuno poi che beve il vino vecchio desidera il nuovo, perché dice: Il vecchio è buono!»
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››Och ingen som har druckit gammalt vin vill sedan gärna hava nytt; ty han tycker, att det gamla är bättre.»
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››Og ingen, som har drukket den gamle, vil have den unge; thi han siger: Den gamle er god."
Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. ‹Eskisi güzel› der.››Og ingen som har drukket gammel vin, har lyst på ny; han sier: den gamle er god.
İlgili Sayfalar