içine ile cümle

içine kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
5
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Eğer onu kolundan yakalamasaydı, göletin içine düşmüş olacaktı.She would have fallen into the pond if he had not caught her by the arm.
Bunun içine bakmak ister misin?Do you want to look into it?
Peynirin içine bıçak saplamayın.Don't thrust your knife into the cheese.
Birinin elini sıktığında, onun gözlerinin içine bakmalısın.When you shake hands with somebody, you must look him in the eye.
Yaşlı adam içine kapanmıştı.The old man kept to himself.
Kaza, trafiği büyük bir karışıklık içine soktu.The accident threw traffic into great confusion.
O onu kutunun içine koydu.She put it in the box.
Bu kitap benim, ben onun içine adımı kendim yazdım.This book is mine; I wrote my name in it myself.
Camın içine sıcak su dökmeyin yoksa cam çatlar.Don't pour hot water into the glass or it will crack.
Onun içine çok fazla biber koydun.You put far too much pepper in it.
Polis kasanın içine bakmaya karar verdi.The police have decided to look into the case.
Küçük köpek bir çukur kazdı ve yiyeceğini onun içine gömdü.The small dog dug a hole and buried his food in it.
Bazen onun içine biraz tuz koyarım.I sometimes put a little salt in it.
Kutuyu açtım ve içine baktım.I opened the box and looked inside.
Yumurtaları kaynar suyun içine koyun.Put the eggs into the boiling water.
Arabası bir gölün içine doğru yol alırken kıl payı kurtuldu.She had a narrow escape when her car skidded off the road into a lake.
Lütfen doğru cevabı daire içine alın.Please circle the right answer.
Yanan evin içine girmen cesurcaydı.It was brave of you to go into the burning house.
Kutunun içine bakın.Look into the box.
O, dosyayı güvenli bir yer olduğunu düşündüğü şeyin içine sakladı.He concealed the file in what he thought was a safe place.
Kolumdan tuttu ve gözlerimin içine baktı.He took me by the arm and looked me in the eye.
O demetlerin içine ince dallar bağladı.He tied the twigs into bundles.
Doğrudan gözlerinin içine baktı.He looked her right in the eye.
Onun gözlerinin içine baktı ve aniden çekip gitti.He looked into her eyes and suddenly went away.
O yolunu odanın içine zorladı.He forced his way into the room.
O hazır kahveyi karıştırdı ve sütün içine döktü.She stirred the instant coffee and poured in milk.
Sekreter mektubu zarfın içine koydu.The secretary inserted the letter in the envelope.
Her şey benim kucağımın içine düştü.Everything fell into my lap.
Seyahat ederken içine kapanık olmayın.Don't be self-conscious when you travel.
Büyük bir çanta içine çamaşırlarını doldurdu.He stuffed his laundry into a large bag.
Bill oldukça içine kapanıktır.Bill is quite reserved.
Gitarist kendini kalabalığın içine fırlattı.The guitarist threw himself into the crowd.
Japonya'nın saldırısı Amerika'yı savaşın içine çekmişti.Japan's attack had brought America into the war.
Iraklılar çember içine alınmışlardı.The Iraqis were surrounded.
Biz yaşamımızdan tek bir sayfa yırtamayız ama kitabı ateşin içine atabiliriz.We cannot tear a single page from our life, but we can throw the book into the fire.
Dondurma yemek beni her zaman mutlu bir ruh hali içine koyar.Eating ice cream always puts me in a happy mood.
Tom'un bir bavul içine sahip olduğu her şeyi sığdırması mümkün oldu.Tom was able to fit everything he owned into one suitcase.
Mary'nin yeni erkek arkadaşını partiye getireceği Tom'un içine doğdu.Tom had a hunch that Mary would bring her new boyfriend to the party.
Tom insanın içine işleyen bir şey olmak üzere olduğu hissini atlatamadı.Tom couldn't shake the feeling that something profound was about to happen.
Tom fırtına geçinceye kadar kanoyu evin içine koymamız gerektiğine karar verdi.Tom decided that we should put the canoe inside the house until the storm passed.
Fotokopi makinesinin içine birkaç kağıt koy.Put some paper into the copy machine.
Bu neredeyse bir kale içine nükleer reaktör inşa etmek kadar saçma.It's almost as absurd as building a nuclear reactor inside a castle.
Polisler binanın içine gaz bombaları attılar.The cops threw tear-gas bombs into the building.
Polisler binanın içine göz yaşartıcı gaz bombaları attılar.The cops threw tear-gas bombs into the building.
Yemeğini içine çekmeyi kes. Daha yavaş yemelisin.Stop inhaling your food. You should eat more slowly.
Japonya'nın saldırısı Amerika Birleşik Devletleri'ni savaşın içine çekmişti.Japan's attack had brought the United States into the war.
Onun içine etme!Don't screw it up!
Öğrencileri odanın içine çağırdı.She called the students into the room.
Domates çorbası için İskoç tarifi: Kırmızı fincan içine sıcak su dökün.Scottish recipe for tomato soup: Pour hot water into a red cup.
Curiosity Gale kraterinin içine iniş yaptı.Curiosity has landed inside the Gale crater.
Tom pantolonunu gömleğinin içine soktu.Tom tucked his shirt into his pants.
Tom Mary'yi havuzun içine ittirdi.Tom pushed Mary into the pool.
Tom kutuyu açtı ve içine baktı.Tom opened the box and looked inside.
Nasıl bir işin içine girdiğimden haberim yoktu.I didn't know what I was getting into.
O onun gözlerinin içine baktı.He looked her in the eyes.
Tom'un gözlerinin içine baktım ve ona doğruyu söyledim.I looked Tom in the eyes and told him the truth.
Hadi bunu sandığın içine koyalım.Let's put this in the trunk.
Bunun içine girmeyelim.Let's not get into that.
Onun içine bakalım.Let's look into it.
İçine bir göz atmak istiyorum.I want to take a look inside.
İlgili Sayfalar