Pek çok insan amaçsızca hayatın içinde sürükleniyor.Many people drift through life without a purpose.
Alışverişe gitmek zorundayım. Bir saat içinde döneceğim.I have to go shopping. I'll be back in an hour.
O para içinde yüzüyor.She's rolling in money.
Hadi çok fazla acele içinde olmayalım.Let's not be in too much of a hurry.
Sizin cesur ruhunuz sizi içinden taşıyacak.Your undaunted spirit will carry you through.
Yakında herkesin içinde konuşmaya alışacaksın.You will soon get used to speaking in public.
Birkaç gün içinde araba sürebileceksin.You'll be able to drive a car in a few days.
Oğlunuz öğrenci hareketi içinde yer aldı, ben duydum.Your son took part in the student movement, I hear.
Ayakkabım zarar gördü. Acı içindeyim.My shoes hurt. I'm in agony.
Aceleyle yazıldığından dolayı, bu mektubun içinde çok hatası var.Having been written in a hurry, this letter has many mistakes in it.
Baldızım beş yıl içinde dört çocuğa sahipti.My sister-in-law had four children in five years.
Menkul kıymetler borsası sürüp giden bir ekonomik kriz içindedir.The stock market is in a prolonged slump.
Bir grup kentin içinden geçit açtı.A band led the parade through the city.
O bir Japon kimonosunun içinde kesinlikle güzel görünüyor.She certainly looks beautiful in a Japanese kimono.
Şirket maddi zorluklar içinde.The company is in financial difficulties.
Toplantı iki saat içinde bitirilebilir mi?Can the meeting be finished within two hours?
Binanın içinde gizli bir geçit bulduk.We found a secret passage into the building.
Bu konuda anlaşma içindeyiz.We are in agreement on this subject.
Teknoloji insanlığa hizmet etmedikçe kendi içinde anlamsızdır.Technology is in itself meaningless unless it serves mankind.
Ev alevler içindeydi.The house was in flames.
Herkes ne olduğunu öğrenmek için merak içindeydi.Everybody was anxious to know what had happened.
Masanın içindeki nedir?What is in the desk?
Maruyama nehri Kinosaki'nin içinden akar.The Maruyama river flows through Kinosaki.
Bir sürücü, arabanın içinde uyuyordu.A driver was sleeping in the car.
Bir iki gün içinde sana bildireceğim.I'll let you know in a day or so.
Bir ya da iki gün içinde sana cevap vereceğim.I'll give you an answer in a day or two.
Roma bir gün içinde kurulmamıştır.Rome was not built in a day.
Bir hafta içinde sana CD'yi geri vereceğim.I will give you back the CD in a week.
Bir hafta içinde teslim edebiliriz.We are able to deliver within a week.
Bir hafta içinde işi bitireceğim.I'll finish the work in a week or less.
Bir saat içinde geri döneceğim.I'll be back within an hour.
Bir saat içinde listeyi çıkarabileceğini düşünüyor musun?Do you think you can make out the list in an hour?
Doktor gelinceye kadar acı içinde yattı.He lay in agony until the doctor arrived.
Biz araba içinde yaklaşık 100 mil katettik.We covered some 100 miles in the car.
Lider umutsuzluk içinde plandan vazgeçti.The leader gave up the plan in despair.
Aslan bütün gün kafesinin içinde ileri geri yürüdü.The lion walked to and fro in its cage all day.
Montgomery'de otobüslerin içinde ırk ayrımcılığı vardı.The buses in Montgomery were segregated.
Ben onu daha açık renk içinde severim.I'd like it in a brighter color.
Tavsiyemi dinleseydin, böyle bir sorunun içinde olmazdın.If you had taken my advice, you wouldn't be in such trouble.
Biraz daha bilgelikle, o, sıkıntı içinde olmazdı.With a little more wisdom, he would not have got in trouble.
Menünün içinde büyük bir çeşit yemek vardı.There was a great variety of dishes on the menu.
Hepsinin içinde en çok Mary kaymayı sever.Mary likes skiing the best of all.
Birkaç dakika içinde ayrılacağız.We will take off in a few minutes.
Birkaç dakika içinde yeni Tokyo Uluslararası Havalimanına iniyor olacağız.In a few minutes we'll be landing at New Tokyo International Airport.
Sadece kısa bir yol, bu yüzden birkaç dakika içinde oraya yürüyebilirsiniz.It's only a short way, so you can walk there in a few minutes.
Söylediklerim hakkında hala şüphe içinde misin?Are you still in doubt about what I have said?
Feribot hareket etmeye başladı ve yarım saat içinde karşıdaydık.The ferry started to move and we were across in half an hour.
Tokyo ve Shin-Osaka arasını Hikari üç saat ve on dakika içinde koşar.The Hikari runs between Tokyo and Shin-Osaka in three hours and ten minutes.
Peter, Nancy bir süre içinde hazır olacaklar.Peter, Nancy will be ready in while.
Geçit töreni kalabalığın içinden gitti.The parade went through the crowd.
Paris'in içinden akan nehir, Seine'dir.The river which flows through Paris is the Seine.
Otobüs, beş dakika içinde ayrılacak.The bus leaves in five minutes.
Otobüs on dakika içinde gelecektir.The bus will arrive within ten minutes.
Ben pijamalar içinde kahvaltı yaptım.I had breakfast in pajamas.
Evet. O, on iki saniye içinde 100 metreyi koşabilir.Yes. He can run 100 meters within twelve seconds.
Nancy beş yıldan fazla süredir ablam ile iyi ilişkiler içindedir.Nancy has been on good terms with my sister for more than five years.
Her ne kadar sıkı denesen de onu bir gün içinde bitiremezsin.However hard you try, you can't finish it in a day.
İskambil oynamak kendi içinde zararlı değildir.Playing cards is not in itself harmful.
Tom kendi içinde güvenden yoksundur.Tom lacks confidence in himself.
Hangi yoldan giderseniz gidin, yaklaşık on dakika içinde istasyona varabilirsiniz.Whichever way you may take, you can get to the station in about ten minutes.