Sanırım içeri girmeliyiz.I think we ought to go in.
Leyla içeri girdi.Layla moved in.
İyi bir soru, yanıtın yarısını içerir.A good question contains half the answer.
Siz içeri girmemiz gerektiğini düşünmüyor musunuz?Don't you think we ought to go in?
İçeri girmemiz gerektiğini düşünmüyor musun?Don't you think we ought to go in?
Bunu benim için içeriye götürür müsün?Could you take this inside for me?
Bu yoğurt şişesi laktoz içermez.This bottle of yogurt does not contain lactose.
İsveç, Danimarka ve Norveç'i içeren Kalmar Birliği, 1523'te ayrıldı.The Kalmar Union, comprising Sweden, Denmark and Norway, broke apart in 1523.
Sami'nin şiddet içeren fantezileri vardı.Sami had violent fantasies.
Sami'nin şiddet içeren cinsel istekleri porno siteleri tarafından harekete geçirildi.Sami's violent sexual urges were excited by porn websites.
İngilizceyi mükemmel şekilde, kanepede yatarken ve bira içerken öğrendi.He learned English perfectly well, lying on the sofa and drinking beer.
O içeride.He's inside.
Cümle bazı ciddi hatalar içeriyor.The sentence contains some serious mistakes.
O Mary ve Eve'in içeri girdiğini fark etmedi.He didn't notice that Mary and Eve had come in.
'Problem' kelimesinin 'şiir' kelimesini içerdiğini fark ettiniz mi?Have you noticed that the word 'problem' contains the word 'poem'?
Tom içeride olabilir. Bir bakayım.Tom may be in. Let me check.
Tom ve ben ikimiz de çok fazla kahve içeriz.Tom and I both drink too much coffee.
Tom nadiren partilerde bira içer.Tom seldom drinks beer at parties.
İçeri girdiğimde Tom odadan ayrıldı.Tom left the room when I came in.
Çok şarap içer misin?Do you drink a lot of wine?
Çok bira içer misin?Do you drink a lot of beer?
Ben hemen içeri girmedim.I didn't go in right away.
Tom çok içki içerdi.Tom used to drink too much.
Ben içeri girmedim.I didn't go straight in.
Tom Boston'dan içeri girdi.Tom flew in from Boston.
Ben nadiren bira içerimI seldom drink beer.
Geç gelenler içeriye alınmamıştı.Late-comers were not admitted.
Içeri girme. Ben üzerimi değişiyorum.Don't come in. I'm changing.
Genellikle ne tür bira içersin?What kind of beer do you usually drink?
Tom içeri girdiğinde bunu yapacak.Tom will do that when he comes in.
Bu ne içeriyor?What does that involve?
Hâlâ içeride misin?Are you still in there?
Tom içeride değildi.Tom wasn't inside.
Mike sadece şişe su içer.Mike only drinks bottled water.
"İçeriye bakabilir miyim?" "Tabii, neden olmasın?""Can I take a look inside?" "I don't see why not."
Tom içeri geldiğinde bunu yapacak.Tom is going to do that when he comes in.
Tom Mary'nin içeriye gelmesini bekliyor.Tom has been waiting for Mary to come in.
Tom sorgulama için içeriye getirildi.Tom has been brought in for questioning.
Her hafta ne kadar şarap içersin?How much wine do you drink every week?
Tom, Mary'nin içeri girmesini bekliyor.Tom is waiting for Mary to come in.
Tom arabasını açtı ve içeri girdi.Tom unlocked his car and got in.
Tom içeriye girmemi reddetti.Tom refused to let me in.
Tom içeriye geri taşındı.Tom has moved back in.
Köpeği kim içeri bıraktı?Who let the dog in?
Sabahları genellikle işe gitmeden önce kahve içerim.I usually drink coffee in the morning before I go to work.
Tom sadece su içerek üç gün oruç tuttu.Tom fasted for three days, only drinking water.
Tom çay içer, ama kahve içmez.Tom drinks tea, but he doesn't drink coffee.
Tom yağmur yağdığı için içeride kaldı.Tom stayed inside because it was raining.
Tom bütün gün içeride kalmak zorunda değildi.Tom didn't have to stay inside all day.
Tom her zaman bir şapka takar, içeride bile.Tom always wears a hat, even inside.
Ben kahve içmem ama Tom içer.I don't drink coffee, but Tom does.
Tom eskiden çok içki içerdi.Tom used to be a heavy drinker.
Tom eskiden sünger gibi içerdi.Tom used to be a heavy drinker.
Tom ve ben anahtarla kapıyı açıp içeri girdik.Tom and I let ourselves in.
Tom'un içeri girmesine kim izin verdi?Who let Tom in?
Her sabah bir bardak süt içerim.I drink a glass of milk every morning.
Tom her sabah kahvaltıdan önce bir bardak su içer.Tom drinks a glass of water every morning before he eats breakfast.
Tom bütün gün içeride kaldı.Tom stayed inside all day.
Tom içeride değil ama Mary içeride.Tom isn't in, but Mary is.
Tom içeride ama Mary değil.Tom is in, but Mary isn't.