Yaşlı adam insanlarla iç içe değildi.The old man kept to himself.
Bu iki tür Matsu bölgesinde iç içe geçmişlerdir.These two species overlap in the Matsu region.
Bunlar iç içe geçmiş ve etkileşim halindedir.It will make exactions upon her time and strength.
İç içe girmiş, sınır belli değil.'Got no boundaries, got no limits.
Rönesans sırasında matematik ve muhasebenin gelişimi iç içe geçmiştir.During the Renaissance, the development of mathematics and of accounting were intertwined.
Anlatımı, mit ve fantaziyi gerçeklik ile iç içe geçiren bir tarzdır.He mixed the real and the fantastic, fact with fiction.
Konum, başka konumlara "değmektedir" ya da onlarla bağlantılıdır, hatta iç içe'dir.A grasp is an act of taking, holding or seizing firmly with (or as if with) the hand.
Parametrik alanla bağlı iç içe geçmiş iki modelden oluşur.It consists of two nested models linked via parametric space.
Bu da değişik kültürlerin iç içe geçmesine sebep olmuştur.This led to an intermixing of diverse culture.
Siyaset ve ekonomi iç içe geçmiştir ve birbirinden ayrışamazdır."Economics and politics cannot be separated".
Ancak, paralel işlemler (farklı tablolarda) olmasına rağmen, iç içe geçmiş işlemler desteklenmez.While it is active, one cannot take partial vows.
İzohipsler iç içe geçmiş kapalı eğrilerdir.The thieves find a locked mine shaft door.
Artık, Tüm Programlar görünümünde birden fazla grup iç içe geçme seviyesini desteklemez.It no longer supports more than one level of nesting for groups in All Programs view.
Besin zincirleri besin ağının trofik bağlarında iç içe geçmiş olarak bulunur.Food chains are nested within the trophic links of food webs.
Bunlar çoğu zaman kubbe biçiminde, bazen de iç içe girmiş şekilde bulunur.This often happens by external stimulus and sometimes intentionally.
Terörle mücadele farkirlikle mücadele ile iç içe geçmiş bulunmaktadır."The war against terror is bound up in the war against poverty."
İç içe geçmiş küreler ve görmeniz için ortasından kesilmiş.We draw this set of nested spheres cut away so you see it.
Varolan binalarla iç içe geçebiliyor ve tamamen şehrin bir parçası olabiliyor.literally becoming part of the fabric of the city.
İlişkilerden ortaya çıkarız, ve derin bir şekilde iç içe geçmişizdir, biri diğeriyle.We emerge out of relationships, and we are deeply interpenetrated, one with another.
Eğitimle oldukça iç içe ve ilgiliyiz.We are very involved in education.
Bağlılar. Birbirleriyle iç içe geçmiş durumdalar.It's connected; it all hooks into each other.
Matisse burada gerçeklikleri iç içe geçirmiş, diğer resimlerinde de gördüğümüz gibi.SPEAKER 1: It's an allegory. SPEAKER 2:
50 iç içe geçmiş problemi içeren 13 sayfalık bir kriz belgesi var.And then there's a 13-page crisis document with 50 interlocking problems.
Ama iç içe sokup-- sokuştur ve karıştır -- ve sonra kes.But if you square -- square, and shuffle, and then a cut.
Büyükbabam zengin bir iş adamı olduğundan, medyayla iç içe olmaya alışığım.Anyway, since I have a chaebol grandfather, I'm used to being in the media.
İnsanların görüşebileceği doğayla iç içe olabileceği bir yer olacak.It's going to be a place where people can meet, where you can put nature.
Soyut formların iç içe geçtiğini görüyoruz. Bazı hayvan figürleri de var.We have typical interlacing of abstract forms; also the introduction of animals.
Aynı zamanda küçük olayların , iç içe geçme olayı ...What it's also about, just the little events, the events of the interpenetration of --
Son derece zengin, iç içe geçmiş bir geometriye sahipler.They have a very rich, intertwined geometry.
Dördü de birbirine benziyor, iç içe girmiş bir tekerleği andırıyordu.As for their appearance, the four of them had one likeness, like a wheel within a wheel.
Geçmişte bunlarla iç içe yaşadığınız zaman siz de bu yollarda yürüdünüz.You also once walked in those, when you lived in them;
... iç içe albümlerin digiKam ile kullanılabileceğini biliyor muydunuz?... that you can use nested albums in digiKam?
İç içe işlem (transaction)Nested transactions
İç içe işlem (transaction) desteğiNested transactions support
Parametrik alanla bağlı iç içe geçmiş iki modelden oluşur.It consists of two nested models linked via parametric space.
Bu formül, mantıken asimetrik ve iç içe geçmiş yapılar oluşturulmasını sağlar.This allows the creation of rotationally asymmetric and nested structures.
Yapı iki "iç içe geçmiş" yapıdan (yukarıdaki resimde mavi ve kırmızı) oluşmaktadır.The structure consists of two "interpenetrating" structures (blue and red in the picture above).
Utagawa Hiroshige, Azuma Korusu'ndaki İç içe Katalpa Ağaçları, c.Utagawa Hiroshige, The Intertwined Catalpa Trees at Azuma Grove, c.
Matematik tarihi, ayrılmaz bir biçimde konunun kendisiyle iç içe geçmiştir.The history of mathematics is inextricably intertwined with the subject itself.
Bağçalarnıñ meyvaları, </br> Bal ile şerbet. </br> Suvlarıñnı iç-içe, </br> Toyalmadım men.Bağçalarnıñ meyvaları, Bal ile şerbet. Suvlarıñnı içe-içe, Toyalmadım men.
Mahkeme, "arasında" ifadesini "iç içe geçmiş" olarak yorumlamıştır.This broader definition includes navigation.
Mem havuzu – iç içe geçmiş memlerin bir popülasyonu.Meme pool – a population of interbreeding memes.
Hristiyanlık, Batı toplumunun tarihi ve oluşumuyla karmaşık bir biçimde iç içe geçmiştir.Christianity has been intricately intertwined with the history and formation of Western society.
Bir kaburga kırılmış ve kapitüler şaftının iç içe geçmesiyle iyileşmişti.[1]One rib was broken and healed via telescoping of its capitular shaft.[7]
4. ve son bölüm doğa kanunları ile iç içe yaşamanın insanlar için ne anlama geldiğini araştırıyor.Im dritten und letzten Teil geht es um die Frage, wie man Tugend erlangt.
Efod, dört unsuru, iç içe işlenmiş altınlar ise Tanrı'nın ihtişamını göstermekteydi.Der Efod steht für die vier Elemente, und das eingewebte Gold bezeichnet den Glanz Gottes.
Hem acıklı hem komik olaylar aynı oyunda iç içe bulunur.Tragik und Komik stehen gleichberechtigt nebeneinander.
1898 yılından itibaren çok sayıda sosyalist örgütle iç içe oldu.Bereits Mitte des Jahres 1898 starben viele Menschen vor Hunger.
Yer yer gerçekle kurgu iç içe geçmiştir.Den Boden nimmt die Ortschaft Innerfragant ein.
Başkurtlar Tatarlarla iç içe yaşamışlardır.Die Bylinen schildern die Kämpfe gegen die Tataren.
Bu sırada iç içe geçen görüntüler vardır ve şarkıcı aynalı kıyafeti ile belirir.Da erscheint ein Mann mit Smoking und winkt die Sängerin zu sich.
Bu yönüyle de, Bayrampaşa ilçesindeki sanayi birimleriyle iç içe geçmiştir.Also versucht er, mit seinem früheren Brotherrn in geschäftlichen Kontakt zu treten.
Film temelinde Raj Kapoor’un iç içe geçmiş yaşamıyla ile Rita(Nargis)’nın ayrıcalıklı yaşamını konu alır.Le film est centré sur l'imbrication de la vie du pauvre Raj (Kapoor) et de la privilégiée Rita (Nargis).
Otomobilin tarihi otomobil yarışlarının tarihi ile iç içe geçmiştir.Rapidement, celle-ci se spécialise dans l'organisation de compétitions automobiles de voitures historiques.
Kent, iç içe geçmiş üç dairesel istihkamla çevrelenmişti.Grasse s'y tenait debout, entouré de trois officiers.
Konum, başka konumlara "değmektedir" ya da onlarla bağlantılıdır, hatta iç içe'dir.Según pertenezcan o no a la misma recta, se clasifican en: Colineales, alineados o adyacentes.
İç içe girmiş, sınır belli değil.No hay restricciones, no hay límites.
Bu iki bölgenin yerleşim alanları iç içe geçmiştir.En estos dos terrenos se ubican las instalaciones actuales.
Çift teknede gemi, iç içe iki gemi halinde inşa edilir.Para emprender la pesca, se juntan en la embarcación dos hombres.
Dans sırasında çiftler iç içe birkaç halka oluşturabilecek şekilde de dans edebilirler.En danza, se efectúan solo piruetas en pareja.