İkimiz de deniz ürünlerinden hoşlanırız.We both like seafood.
Tom çikolatadan hoşlanır.Tom likes chocolate.
Hiç kimse ondan hoşlanmıyor.Nobody likes that.
Çocuklar oyun oynamaktan hoşlanırlar.Kids like to play.
Bu hoşgörülebilir mi?Is this permissible?
Hoş bir tecrübe değildi.It wasn't a pleasant experience.
Boston'a hoş geldiniz, herkes.Welcome to Boston, everybody.
Boston'a hoş geldin, Tom.Welcome to Boston, Tom.
Onun, benim telefonumu çok fazla kullanmasından hoşlanmadım.I didn't like her using my phone too much.
O hoşnutsuz değil. O sadece yorgun.He's not discontented. He's just tired.
Çamurda oynamaktan hoşlanırız.We like playing in the mud.
Bu konuşma bitti. Hoşça kal.This conversation is over. Bye.
O, çocukları hakkında konuşmaktan hoşlanıyordu.She liked to talk about her kids.
Artık benden hoşlanmıyorsun, değil mi?You don't like me anymore, do you?
O ondan hoşlanmadığından yakındı.She complained that she didn't like him.
Ondan hoşlanıyor gibi görünüyordu.She seemed to like him.
Biz hoşgörüsüz, içe dönük bir toplum olduk.We have become an intolerant, inward-looking society.
Mary tuhaf sporlardan hoşlanır.Mary likes strange sports.
O tuhaf gıdalar yemekten hoşlanır.She likes to eat strange foods.
Hoşlandığın spor hangisidir?Which is the sport that you like?
Tom işinden hoşlanmadığını söyledi.Tom said that he didn't enjoy his job.
En çok ne tür ekmekten hoşlanırsın?What kind of bread do you like best?
Tom hoş bir şekilde şaşırmış görünüyordu.Tom seemed pleasantly surprised.
Tom'u hoşnut etmek zordur.It's difficult to please Tom.
Tom'u hoşnut etmek kolay değil.It's not easy to please Tom.
Tom işinden hoşnut olmadı.Tom didn't enjoy his job.
Bana bir hoşça kal öpücüğü ver.Give me a goodbye kiss.
Yunan yemeklerini yemekten hoşlanırım.I like to eat Greek food.
Onun arkadaşları onun herkesin önünde dışarı çıkmaktan hoşlanmadığını söyledi.His friends said he didn't like going out in public.
Kulağa hoş geliyor.It sounds very beautiful.
O fakir olmaktan hoşlanmıyordu.She didn't like being poor.
Futbol hakkında konuşmaktan hoşlanmıyorum.I don't like talking about football.
Annem egzersiz yapmaktan hoşlanmaz.Mom doesn't like to exercise.
Tom bundan hoşlanıyor gibi görünüyordu.Tom seemed to enjoy it.
O bundan hoşlanıyor gibi görünüyordu.He seemed to enjoy it.
Kızlar o şarkıdan hoşlanmazlar.The girls don't like that song.
Ben gerçekten Power Rangers izlemekten hoşlanıyorum!I really like to watch Power Rangers!
Herkesin patates kızartmasından hoşlandığına oldukça eminim.I'm pretty sure that everybody likes french fries.
Aceleciliği ve sabırsızlığı hoş karşılamam.I don't take kindly to pushiness or impatience.
Hepiniz hoşça kalın!Goodbye everyone!
Birçok sağır insan "özürlü" olarak düşünülmekten hoşlanmazlar.Many Deaf people dislike being thought of as "disabled".
Tom ve Mary hala birbirlerinden hoşlanıyordu.Tom and Mary still liked each other.
Birinden hoşlanıyor musun?Do you fancy anyone?
Hangisinden daha çok hoşlanıyorsun, buz pateni mi yoksa tekerlekli paten mi?Which do you enjoy more, ice skating or roller skating?
Tom'dan neden bu kadar çok hoşlandığımı ben bile anlamıyorum.Even I don't understand why I like Tom this much.
Alan pornodan hoşlanır.Alan likes porn.
Takıma hoş geldin.Welcome to the team.
Takıma hoş geldiniz.Welcome to the team.
İşi oyundan ayırmaktan hoşlanıyorsunuz.You like to distinguish work from play.
Ben sarı renkten hoşlanırım.I like yellow.
Boston'a sık sık gitmem ama her gidişimde ondan çok hoşlanıyorum.I don't often go to Boston, but every time I do, I enjoy it a lot.
Bulaşık yıkama gerçekten yapmaktan hoşlanmadığım bir şey.Washing dishes is something I don't really enjoy doing.
Sanırım Tom'a ondan hoşlanmadığını söylemen gerek.I think you should tell Tom that you don't like him.
Tom bile Mary'den hoşlanıyor gibi davranmaya çalışmadı.Tom didn't even try to pretend that he liked Mary.
Tom muhtemelen bunu dinlemekten hoşlanırdı.Tom would probably enjoy listening to this.
Tom'un bu filmden hoşlanacağını sanmıyorum.I don't think Tom would enjoy this movie.
Buradan hoşlanmayacaksın diye endişe ediyordum.I was worried you wouldn't like it here.
Tom'un bu filmden hoşlanmayacağını düşünüyorum.I think Tom wouldn't enjoy this movie.
Aslında Tom'dan pek hoşlanmamıştım hiçbir zaman.I've never really liked Tom very much.
Tom burada çalışmaktan hoşlanıyor, sanırım.Tom enjoys working here, I think.