Ve her gün, onun yokluğunun acısını hissettim.나는 느낌, 당신은 알고 있다, 되 고 사라 졌 어 요 매일 매일의 고통을
Ve her gün, onun yokluğunun acısını hissettim.و شعرت بألم رحيلها كل يوم لم أجدها في المنزل،
Ve içinde olduğum işten aldığım memnuniyetin yeterli olmadığını, daha fazlasının gerektiğini hissettim.Cítil jsem, že filmy na, kterých pracuji, uplně nepostihují celou stránku věci, že určitě jde dělat něco víc.
Ve içinde olduğum işten aldığım memnuniyetin yeterli olmadığını, daha fazlasının gerektiğini hissettim.In čutil sem, da zadovoljstvo z delom ni bilo dovolj, da je moralo obstajati nekaj več.
Ve içinde olduğum işten aldığım memnuniyetin yeterli olmadığını, daha fazlasının gerektiğini hissettim.제가 하고 있던 여러가지일에 부족함을 느꼈고, 뭔가 해야만 하는 일이 더 있을거라는 확신이 들었습니다.
Ve içinde olduğum işten aldığım memnuniyetin yeterli olmadığını, daha fazlasının gerektiğini hissettim.Maar ik voelde dat het werk waar ik mee bezig was, niet veel hout sneed. Het kon zeker beter.
Ve içinde olduğum işten aldığım memnuniyetin yeterli olmadığını, daha fazlasının gerektiğini hissettim.Och jag kände innehållet av mitt jobb var verkligen inte nog för mig, att det definitivt fanns något mer.
Ve içinde olduğum işten aldığım memnuniyetin yeterli olmadığını, daha fazlasının gerektiğini hissettim.Saya bisa merasakan isi dari karya yang saya mainkan tidak cukup memuaskan, pasti ada yang lebih baik.
Ve içinde olduğum işten aldığım memnuniyetin yeterli olmadığını, daha fazlasının gerektiğini hissettim.Và tôi đã cảm nhận ý nghĩa của việc mà tôi làm không tốt như mong đợi, nhưng chắc chắn phải hơn như thế.
Ve içinde olduğum işten aldığım memnuniyetin yeterli olmadığını, daha fazlasının gerektiğini hissettim.И почувствах, че удовлетвореността от работата, която вършех не беше достатъчна, имаше нещо повече от това.
Ve içinde olduğum işten aldığım memnuniyetin yeterli olmadığını, daha fazlasının gerektiğini hissettim.והרגשתי שהתוכן בעבודה שהייתה לי לא היה מספיק, שבטוח יש עוד.
Ve içinde olduğum işten aldığım memnuniyetin yeterli olmadığını, daha fazlasının gerektiğini hissettim.もっとできることがあるはずだと感じていました その時 フランク・バーナビーの本を読みました
Ve işte bu öğretiyle, ilk defa içimde kendini düzene sokma ve rehabilite etme arzusunu hissettim.Et donc ils ont fait en sorte qu'ils nous ont tous rassemblés et nous est sorti.
Ve işte bu öğretiyle, ilk defa içimde kendini düzene sokma ve rehabilite etme arzusunu hissettim.유형의 사람 존경 엘리야 무하마드의 가르침 들 었 때까지. 그리고 그것은 영향 때문에 나에 게 자신을 개혁 하 고 내 인생에서 처음으로 자신을 회복 하는 욕망에 나. 또한 되 고
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.A v ten moment se cítím jako milionářka.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.Dan pada saat itu, saya merasa seperti seorang miliuner.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.E naquele momento, senti-me uma milionária.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.És abban a pillanatban milliomosnak érzem magam.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.Et à ce moment-là, j'ai l'impression d'être millionnaire.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.In dem Augenblick fühle ich mich wie eine Millionärin.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.In quel momento mi sento milionaria.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.I w tym momencie czuję się jak milionerka.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.그 순간 저는 백만장자가 된 기분이었어요.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.Och i den stunden känner jag mig som en miljonär.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.Og i dét øjeblik føler jeg mig som en millionær.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.Op dat moment voel ik me een miljonair.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.Și în acel moment mă simt ca un milionar.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.Tunnen itseni miljonääriksi.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.Và trong thời điểm đó, tôi cảm thấy như một triệu phú.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.Y en ese momento me sentí una millonaria.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.Εκείνη ακριβώς τη στιγμή, αισθάνομαι εκατομμυριούχα.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.В този момент се чувствах като милионерка.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.В тот момент я чувствую себя миллионером.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.І в ту мить я відчула себе мільйонеркою.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.ובאותו הרגע, אני מרגישה כמו מיליונרית.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.وفي تلك اللحظة، كنت أشعر كما لو أني مليونيرة.
Ve işte o an, tam bir milyoner gibi hissettim.その約一年後 また同じような気持ちになりました
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarE riuscivo a percepire che lei pensava che io stessi parlando per sineddoche. (Risate)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarEt je pouvais sentir qu'elle pensait que je parlais par synecdoque. (Rire)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarIk kon voelen dat ze dacht dat ik het synecdochisch bedoelde. (Gelach)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalar근데 전 그녀가 제가 제유적으로 말하는 거라 생각하고 있다는 걸 느낄 수 있었어요. (웃음)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarMogłem poczuć iż ona pomyślała, że użyłem synekdochy (Śmiech)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarŞi puteam simţi că ea a crezut că vorbeam metaforic. (Râsete)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarUnd ich spürte, sie dachte ich hätte figurativ gesprochen. (Gelächter)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarY podía sentir que ella creía que le hablaba sinecdoquicamente. (Risas)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarИ я почувствовал, что она приняла это за синекдоху. (Смех)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarПочувствах, че тя си мисли, че й говоря цинично. (Смях)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarיכולתי להרגיש שהיא חושבת שאני משתמש בסיניקדוכה (לגבי אופיו הגרוע של ה"ציור") (צחוק)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalarأحسست ... بأنها إعتقدت أننى أراوغ (ضحِك)
Ve kapsamlama yaparak konuştuğumu düşündüğünü de hissettim. kahkahalar僕が比喩を使っているんだろうって 彼女が考えてるだろうと (笑) そこで 僕は言った 「いやいや ホントにーペンギンの糞なんだ」
Ve o kırmızı ve gitti sanki o hissettim soluk.A ona cítila, ako by išla na červeno a potom sa bledý.
Ve o kırmızı ve gitti sanki o hissettim soluk.A ona cítila, jako by šla červeně a pak se bledý.
Ve o kırmızı ve gitti sanki o hissettim soluk.Dan dia merasa seolah-olah ia pergi merah dan kemudian pucat.
Ve o kırmızı ve gitti sanki o hissettim soluk.E ela se sentiu como se ela ficou vermelho e depois pálido.
Ve o kırmızı ve gitti sanki o hissettim soluk.E lei si sentiva come se fosse andata rosso e poi pallido.
Ve o kırmızı ve gitti sanki o hissettim soluk.En ze had het gevoel alsof ze ging rood en vervolgens bleek.
Ve o kırmızı ve gitti sanki o hissettim soluk.És úgy érezte, mintha elvörösödött, majd sápadt.
Ve o kırmızı ve gitti sanki o hissettim soluk.I czuła, jakby poszła czerwono, a następnie blady.
Ve o kırmızı ve gitti sanki o hissettim soluk.In ji je zdelo, kot da je šla rdeča in nato bledo.
Ve o kırmızı ve gitti sanki o hissettim soluk.Och hon kände det som om hon blev röd och sedan blek.