Bir şey yapmak zorunda olduğumu hissettim.I felt I had to do something.
Tom hiçbir şey hissetmediğini söyledi.Tom said he didn't feel anything.
Tom biraz suçlu hissettiğini söyledi.Tom said he felt a little guilty.
Tom biraz aptalca hissettiğini söyledi.Tom said he felt a little stupid.
Tom bir dışlanmış gibi hissettiğini söyledi.Tom said he felt like an outcast.
Tom çok aşağılanmış hissettiğini söyledi.Tom said he felt very humiliated.
Kendimi yorgun hissetmeye başladım.I'm beginning to feel tired.
Onu yapmak zorunda hissettim.I felt obligated to do that.
Omzumda bir dokunuş hissettim.I felt a tap on my shoulder.
Kendimi biraz korkutulmuş hissettim.I felt a little intimidated.
Tom kendini berbat hissettiğini söyledi.Tom said he felt terrible.
Tom kendini kovulmuş hissettiğini söyledi.Tom said he felt repulsed.
Tom kendini rahatlamış hissettiğini söyledi.Tom said he felt relieved.
Tom kendini reddedilmiş hissettiğini söyledi.Tom said he felt rejected.
Tom kendini dışlanmış hissettiğini söyledi.Tom said he felt left out.
Tom dışlanmış hissettiğini söyledi.Tom said he felt excluded.
Tom kendini kafası karışık hissettiğini söyledi.Tom said he felt confused.
Tom kendini ihanete uğramış hissettiğini söyledi.Tom said he felt betrayed.
Yağmuru yüzümde hissettim.I felt the rain on my face.
Kendimi tamamen çaresiz hissettim.I felt completely helpless.
Kendimi tamamen aşağılanmış hissettim.I felt utterly humiliated.
Baş dönmesi ve mide bulantısı hissettim.I felt dizzy and nauseous.
Kendimi konuşmaya zorlanmış hissettim.I felt compelled to speak.
Kendimi yardım etmek zorunda hissettim.I felt obligated to help.
Tom'a nasıl hissettiğini anladığımı söyledim.I told Tom that I understood how he felt.
Kendimi oldukça tehdit altında hissettim.I felt quite threatened.
Kendimi barda yalnız hissettim.I felt alone in the bar.
Kendimi biraz gergin hissettim.I felt a little nervous.
Kendimi bir dışlanmış gibi hissettim.I felt like an outcast.
Kendimi bir kimsesiz gibi hissettim.I felt like an outcast.
Kendimi biraz suçlu hissettim.I felt a little guilty.
Tom için gerçekten kendimi kötü hissettim.I felt really bad for Tom.
Kendimden çok emin hissettim.I felt very confident.
Biraz sersem hissettim.I felt a little woozy.
Çok yalnız hissettim.I felt very isolated.
Çok acı hissettim.I felt a lot of pain.
İhmal edilmiş hissettim.I felt neglected.
Müthiş hissettim.I felt terrific.
Ben sinirli hissettim.I felt nervous.
Ben sersem hissettim.I felt woozy.
Yalnız hissettim.I felt alone.
Şaşkın hissettim.I felt stunned.
Tom açlığın acısını hissetti.Tom felt the pangs of hunger.
Mavi ışık, insanların kendilerini uykulu hissetmesini önler.Blue light prevents humans from feeling sleepy.
Mary kalp atış hızının arttığını hissetti.Mary felt her heart rate increase.
Tom vücudunun dışında yüzüyormuş gibi hissetti.Tom felt like he was floating out of his body.
Tom, burada kendini rahat hissettiğini söylüyor.Tom says he feels comfortable here.
Sami kendini ihanete uğramış hissetti.Sami felt betrayed.
Sami kandırıldığını hissetti.Sami felt tricked.
Sami kendini hakarete uğramış hissetti.Sami felt insulted.
Sami kendini yenilmez hissetmeye başladı.Sami started to feel invincible.
Sami kendini rahatsız hissetti.Sami felt uncomfortable.
Sami babasının gerçekten bir hayvan olduğunu hissetti.Sami really felt his father was an animal.
Bir kızı nasıl özel hissettireceğini biliyorsun.You really know how to make a girl feel special.
Sami kendini rahatsız hissettiğini iddia etti.Sami claimed he was feeling sick.
Eve varınca kendimi güvende hissettim.I felt safe as soon as I got home.
Neden balıkların acıyı hissetmeyeceğini düşünüyorsun?Why do you think fish can't feel pain?
Gerçekten balıkların acı hissetmediğini mi düşünüyorsun?Do you really think that fish don't feel pain?
Sami bir şeyin çok doğru olmadığını hissetti.Sami sensed that something wasn't quite right.
Sami'nin ilaçları onu yürüyen zombi gibi hissettirdi.Sami's medications made him feel like a walking zombie.