O günlerde zenginlik hayatta kalmak için yeterli olan yiyecekti.Основным благом в те времена было количество пищи, достаточное для того, чтобы выжить.
O günlerde zenginlik hayatta kalmak için yeterli olan yiyecekti.מושג העושר בימים האלו היה מספיק אוכל בשביל להישאר בחיים.
O günlerde zenginlik hayatta kalmak için yeterli olan yiyecekti.وكان أحد أشكال الثروة في تلك الأيام هو أن تكسب ما يكفي من الغذاء للبقاء على قيد الحياة.
O günlerde zenginlik hayatta kalmak için yeterli olan yiyecekti.しかし ある時点で 彼らはより大き獲物を狩るために団結しました
Onlar uyurken bile, onlar hayatta kalmak için bile biraz hareketli tutmak zorunda.Anche quando stai dormendo, devono continuare a muoversi anche solo un po 'per rimanere in vita.
Onlar uyurken bile, onlar hayatta kalmak için bile biraz hareketli tutmak zorunda.Bahkan ketika mereka sedang tidur, mereka harus terus bergerak bahkan hanya sedikit untuk tetap hidup.
Onlar uyurken bile, onlar hayatta kalmak için bile biraz hareketli tutmak zorunda.Incluso cuando están durmiendo, tienen que estar en movimiento para permanecer con vida.
Onlar uyurken bile, onlar hayatta kalmak için bile biraz hareketli tutmak zorunda.Même quand ils dorment, ils doivent continuer à avancer, même un tout petit peu pour rester en vie.
Onlar uyurken bile, onlar hayatta kalmak için bile biraz hareketli tutmak zorunda.Selbst wenn sie schlafen, haben sie in Bewegung zu bleiben, auch nur ein wenig am Leben zu bleiben.
Onlar uyurken bile, onlar hayatta kalmak için bile biraz hareketli tutmak zorunda.Даже тогда, когда они спят, они должны продолжать двигаться даже совсем немного, чтобы остаться в живых.
Onlar uyurken bile, onlar hayatta kalmak için bile biraz hareketli tutmak zorunda.حتى عندما كنت نائما، لديهم لمواصلة التحرك حتى قليلا فقط للبقاء على قيد الحياة.
Onun için hayat, hayatta kalmak için karşılığında saati 7-8 dolara... ...satılacak bir şey değildir.La vida le pertenece a ella porque ella lo retoma.
Onun için hayat, hayatta kalmak için karşılığında saati 7-8 dolara... ...satılacak bir şey değildir.الحياة بالنسبة لها ليست شئ يجب بيعه مقابل سبعة أو ثماني دولارات في الساعة.. في مقابل القدرة على الحياة
Onun için hayat, hayatta kalmak için karşılığında saati 7-8 dolara... ...satılacak bir şey değildir.生きるために 彼女は人生を自分の手に取り戻した。
Sadece hayatta kalmak.E' solo un sopravvivere.
Sadece hayatta kalmak.Supervivencia solamente.
Sadece hayatta kalmak.Une survie seulement.
Sadece hayatta kalmak.Лишь выживание.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.Am mâncat melci, vulturi, iepuri, şerpi, orice era în viaţă.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.Comi caracóis, abutres, coelhos, cobras e tudo que tivesse vida.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim. Her şeyi yemeye hazırdım.Comí caracoles, conejos, buitres, serpientes y todo lo que vivía estaba dispuesto a comer.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim. Her şeyi yemeye hazırdım.Ik at slakken, gieren, konijnen, slangen en alles wat leven had. dat at ik.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.Ho mangiato lumache, avvoltoi, conigli, serpenti, e tutto ciò che avesse vita.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.Ich aß Schnecken, Geier, Hasen, Schlangen, und alles was Leben in sich trug.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.Jadłem ślimaki, sępy, króliki, węże, i wszystko co się ruszało.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.J'ai mangé escargots, vautours, lapins, et serpents. Tout ce qui bougeait, j'étais prêt à le manger.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.난 달팽이, 독수리, 토끼, 뱀, 뭐든지 살아 있는 것이라면 먹었다
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.Tôi đã ăn ốc sên, kền kền, thỏ, rắn, và bất cứ thứ gì có thể.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.Utáltam az északi embereket. De valamiért, nem tudom, hogy miért, a zenéjüket nem utáltam.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.Ядях охлюви, лешояди, зайци, змии и всичко живо.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.Я ел улиток, стервятников, кроликов, змей — всё, в чём текла жизнь.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.אכלתי חלזונות, עופות טרף, ארנבות, נחשים וכל מה שרוח חיים באפו
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.أكلت الحلزون، النسور، الأرانب، الثعابين، وكل شئ حي.
Salyangoz, akbaba, tavşan... ...yılan ve hayatta kalmak için her şeyi yedim.どんな生き物だって 食べる気だった
Şimdi, bu evrim oyununda, yaratık ölçeğinde, temel olarak yemek, hayatta kalmak ve üremek zorundasınız.En el juego evolutivo aquí, en la escala de criaturas, debes comer, sobrevivir y reproducirte. Muy Darwiniano.
Şimdi, bu evrim oyununda, yaratık ölçeğinde, temel olarak yemek, hayatta kalmak ve üremek zorundasınız.진화 과정에서는 생물체 규모에서 먹고 생존하고 번식합니다. 진화 그 자체죠.
Şimdi, bu evrim oyununda, yaratık ölçeğinde, temel olarak yemek, hayatta kalmak ve üremek zorundasınız.Na etapie ewolucji trzeba jeść, przeżyć i wydać potomstwo. Darwinizm w kapsułce.
Şimdi, bu evrim oyununda, yaratık ölçeğinde, temel olarak yemek, hayatta kalmak ve üremek zorundasınız.Зараз, на цьому еволюційному етапі істота росте, ви маєте їсти, виживати, і потім розмножуватись.
Şimdi, bu evrim oyununda, yaratık ölçeğinde, temel olarak yemek, hayatta kalmak ve üremek zorundasınız.الآن في مرحلة تطور المخلوق، يجب عليك أن تأكل، تعيش ثم تتكاثر.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Được sống tồn tại là việc quan trọng hơn là giữ dáng.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.In momentul acesta este mai important pentru mine sa supravietuiesc decat sa tin dieta.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.In questo momento, sopravvivere è più importante che fare la dieta per me.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Just nu är överlevnad viktigare för mig än bantning.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Juuri nyt selviytyminen on minulle tärkeämpää, kuin laihduttaminen.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Mencoba untuk bertahan hidup lebih penting daripada diet sekarang ini!
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Most fontosabb számomra a túlélés mint a diéta
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Práve teraz je pre mňa oveľa dôležitejšie prežiť ako diétovať.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Survivre est plus important que maigrir pour moi maintenant.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Teď je pro mě přežívání důležitější, než dieta.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Überleben ist für mich im Moment wichtiger als eine Diät!
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Voor mij is overleven belangrijker dan op dieët gaan.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.W tym momencie przetrwanie jest dla mnie ważniejsze od odchudzania.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Zame je trenutno preživetje pomembnejše od hujšanja.
Şu an benim için hayatta kalmak diyet yapmaktan daha önemli.Αυτή την στιγμή,μου είναι πιο σημαντικό να επιβιώσω από το να κάνω δίαιτα.
Tek başınıza hayatta kalmak zorundasınız.I må overleve på egen hånd.
Tek başınıza hayatta kalmak zorundasınız.Musicie tu przetrwać o własnych siłach.
Tek başınıza hayatta kalmak zorundasınız.Ni får överleva på egen hand.
Tek başınıza hayatta kalmak zorundasınız.Teidän on selvittävä omin voimin.
Tek başınıza hayatta kalmak zorundasınız.Tendréis que valeros por vosotros mismos.
Tek başınıza hayatta kalmak zorundasınız.Terão de sobreviver sozinhos.