Bacaklarımı hareket ettiremiyorum.I can't move my legs.
Yaşamımın geri kalanını Tom'la yaşayarak harcayamam.I can't spend the rest of my life living with Tom.
Tom hareket etmeden duramaz.Tom can't stand still.
Zamanını boşa harcadığını görmeye dayanamıyorum.I can't stand to see you wasting your time.
Hastane geçen ay harika bir açılış yaptı.The hospital had a grand opening last month.
Harvard'a gittiğini düşündüm.I thought you were going to Harvard.
Neden gemi hareket etmiyor?Why isn't the ship moving?
İstediği gibi zaman harcadı.He took his time.
Gemi yavaş yavaş hareket etmeye başladı.The ship slowly started to move.
Onun günü harap olmak üzere.Her day is about to be ruined.
Ben Boston'a hareket ettiğim zaman yeni arkadaşlar yapmayı umdum.I expected to make new friends when I moved to Boston.
Bir öpücük için harika zamandı.It was the perfect moment for a kiss.
Bu, aileler için harika.It's great for families.
Böyle harika bir iş yaptığın için sana teşekkür etmek isterim.I'd like to thank you for doing such a great job.
Onunla ilgili ne kadar zaman harcadın?How much time did you spend on it?
O harika bir fikir gibi görünüyor.That sounds like a great idea.
Bir bağlamdan diğerine bir hareket var.There's a movement from a context to another.
Tom akvaryumdaki balıklara bakarak saatler harcadı.Tom spent hours looking at the fish in the tank.
Seninki hariç tüm denemeler iyiydi.All the essays, other than yours, were good.
Vaktimiz dar, boşa harcamayalım.Let's not waste what little time we have.
Çok az zamanımız var, onu da boşa harcamayalım.Let's not waste what little time we have.
Bu fırsatı boşa harcamayalım.Let's not waste this opportunity.
Daha fazla parayı boşa harcamayalım.Let's not waste any more money.
Bu şansı boşa harcamayalım.Let's not waste this chance.
Zamanımızı boşa harcamayalım.Let's not waste our time.
Boşa vakit harcamayı durduralım.Let's stop wasting time.
Duruma göre hareket edelim.Let's play that by ear.
Bunu hareket ettirelim.Let's get this moved.
Hareketsiz yatmanı istiyorum.I want you to lie still.
Onu harcamak istemedim.I didn't want to waste it.
Ne kadar harcamak istiyorsun?How much do you want to spend?
Tom'un her hareketini bilmek istiyorum.I want to know Tom's every move.
İkimizin de zamanını harcıyorsun.You're wasting both of our time.
İkimizin de zamanını harcıyorsunuz.You're wasting both of our time.
Harvard'a gitmek ister misin yoksa istemez misin?Do you want to go to Harvard or not?
Bu kadar zamanı boşa harcamak istemedim.I didn't want to waste so much time.
Tom'un harika bir iş yaptığını bilmeni istiyorum.I want you to know Tom did a great job.
Sen harika bir iş yaptığını bilmeni istiyorum.I want you to know you did a great job.
Birkaç saat hareketsiz yatmanı istiyorum.I want you to lie still for a few hours.
Tom istediğim hariç bana her şeyi verdi.Tom gave me everything except what I wanted.
Tom hariç, herkesin gitmesini istiyorum, lütfen.I'd like everybody except Tom to leave, please.
Tom'la konuşarak vakit harcamak istemiyorum.I don't want to waste time talking to Tom.
Tom muhtemelen o kadar para harcamak istemez.Tom probably doesn't want to spend that much money.
Bunu tekrar yapmaya çalışmak için zamanımı harcamak istemiyorum.I don't want to waste my time trying to do this again.
Ben her zaman Hırvatistan'ın harikalar ülkesi olduğunu söyledim.I always said that Croatia is the country of marvels.
On yaşındayken, ne zaman on altı yaşımda olacağımı, hayatımın harika olacağını düşünürdüm.When I was 10 years old, I thought that when I would be 16, my life would be cool.
Bir tane istiyorsan onu kendi harçlığının dışında ödemek zorundasın.If you want one, you'll have to pay for it out of your own allowance.
Zamanını harcamak istemiyorum.I don't want to waste your time.
Seni bu kadar mutlu görmek harika.It's great to see you so happy.
Piknik için harika bir gün, değil mi?Isn't it a beautiful day for a picnic?
Kaybolmamız ihtimaline karşın yanımızda bir harita taşıdık.We carried a map with us in case we got lost.
Hayat harika.Life is wonderful.
Üç dil konuşabilsem harika olurdu.It would be cool if I could speak three languages.
Hainan'da daha fazla zaman harcaması mümkündür.It's possible he will spend more time in Hainan.
O hasta olsa bile harika görünüyor.Even ill she looks gorgeous.
O kadar yorgunum ki zar zor hareket edebiliyorum.I'm so tired that I can barely move.
Zaman harcamaya değer bir şey yapacağımızı umuyorum.I hope we're going to do something worthwhile.
Karanlıkta hareket eden bir şey gördüm.I saw something moving in the dark.
Harika bir şey yapacağını biliyordum.I knew you would do something great.
Yan odada hareket eden bir şey duyduk.We heard something moving in the next room.