O, onunla temas halinde kalır.She stays in touch with him.
Bugün ruh halin iyi. Güzel bir şeyler mi oldu?You're in a good mood today. Did something nice happen?
Dondurma yemek beni her zaman mutlu bir ruh hali içine koyar.Eating ice cream always puts me in a happy mood.
Transit halindeyken radyo dinlerim.I listen to the radio while in transit.
O, ırkçı gruplarla temas halinde olduğunu mahkemede itiraf etti.He confessed in court that he was in touch with racist groups.
Tom her sabah meditasyon yapmayı kural haline getirdi.Tom makes it a rule to meditate every morning.
Tom bugün kötü bir ruh hali içinde.Tom is in a bad mood today.
Tom bu sabah kötü bir ruh hali içinde.Tom is in a bad mood this morning.
Tom bugün her zamanki halinde.Tom is his usual self today.
Tom'un kötü bir ruh hali var.Tom has a bad temper.
Tom bu sabah Mary'nin neden kötü bir ruh hali içinde olduğunu bilmiyor.Tom doesn't know why Mary was in a bad mood this morning.
Zülfikar, dördüncü İslam halifesi olan Hazret-i Ali'nin meşhur kılıcıydı.Zulfiqar was the famous sword of Hazret-i Ali, fourth caliph of Islam.
Zülfikar, İslam'ın dördüncü halifesi Hazret-i Ali'nin ünlü kılıcıydı,Zulfiqar was the famous sword of Hazret-i Ali, fourth caliph of Islam.
Ben büyük gruplar halinde seyahat etmeyi sevmiyorum.I don't like to travel in large groups.
Tom yorgun ve kötü bir ruh hali içindeydi.Tom was tired and in a bad mood.
Tom'un dışarı gidecek hali yoktu.Tom didn't feel up to going out.
Ne Tom, ne de Mary konuşkan bir ruh hali içinde değildi.Neither Tom nor Mary was in a talkative mood.
Seni suçlamayı takıntı haline getirmiyorum.I'm not obsessed with blaming you.
Ben irtibat halinde olacağım.I'll be in touch.
Onunla temas halindeyim.I'm in touch with him.
Çiftler halinde çalışmak, bu sorunları çözmenin en kolay yoludur.Work in pairs is the easier way to solve these problems.
O çok iyi bir ruh hali içinde.She is in a very good mood.
Sen şeytanın insan şekline girmiş halisin.You are the devil incarnate.
Bu madde, gaz halindedir.This substance is in gaseous state.
Martılar koloniler halinde yuva yaparlar.Seagulls nest in colonies.
Burç Halife şimdilik dünyanın en uzun gökdelenidir.Burj Khalifa is currently the tallest skyscraper in the world.
Burç Halife, şu anda dünyadaki en yüksek gökdelendir.Burj Khalifa is currently the tallest skyscraper in the world.
Annemin kötü ruh hali geçicidir.My mother's bad mood is transient.
Yangın halinde, merdivenleri kullan.In case of a fire, use the stairs.
O, şimdi oldukça kötü bir ruh hali içinde.She's in a fairly bad mood now.
Kurtlar sürüler halinde dolaşırlar.Wolves travel in packs.
Kolumu kaldıracak halim yok.I feel like shit.
Halife Burcu şu anda dünyanın en yüksek binasıdır.Burj Khalifa is currently the tallest building in the world.
Sen ruh halini bozuyorsun.You're spoiling the mood.
Tom son iki aydır sürekli seyahat halinde.Tom has been living out of a suitcase for the past two months.
Sen hiç sana halisunasyon gösteren bir şey yedin mi?Have you ever eaten anything that made you hallucinate?
Paul randevulara geç kalmamayı kural haline getiriyor.Paul makes it a rule not to be late for appointments.
Sabahleyin o hâlâ kötü bir ruh hali içindeydi.In the morning, he was still in a bad mood.
Onu yapacak halim yok.I don't feel up to it.
Seni tek parça halinde geri istiyorum.I want you back in one piece.
Ben bunu tek parça halinde evde yapmak istiyorum.I just want to make it home in one piece.
Kötü bir ruh hali içinde misin?Are you in a bad mood?
Plastik torba bir numaralı halk düşmanı haline gelmiştir.The plastic bag has become public enemy number one.
Temas halinde olalım.We keep in touch.
Onun eski halinden eser kalmamış.She's only a shell of her former self.
Haline şükret.Count your blessings.
Transit halindeyim.I'm in transit.
Ben hiç halisünasyon görmedim.I've never hallucinated.
Araç hareket halindeyken inme.Don't get off while the vehicle is in motion.
O bir spor tutkunu haline geldi.He has become fond of sports.
Bazı durumlarda, pidgin birinci dil haline geldi.In some cases, pidgin became a first language.
Onu iki kopya halinde gönderin.Send it in duplicate.
Askerler iki sıra halinde yürüyorlardı.The soldiers were marching two abreast.
Ağaçlar bir sıra halindeydi.The trees were in a row.
Bunu bir alışkanlık haline getirme.Don't make it a habit.
Ben İbranice öğrenmeyi saplantı haline getiriyorum.I am obsessed with learning Hebrew.
İyi bir ruh hali içinde olduğunu görebiliyorum.I can see you're in a good mood.
Kar toz halinde.The snow is powdery.
Kar, toz halindeydi.The snow was powdery.
Tom'la sürekli temas halindeyim.I've been in constant contact with Tom.