Hislerimin geri gelmesi biraz zaman aldı.Me tomó tiempo caer en la cuenta.
Hislerimin geri gelmesi biraz zaman aldı.Mi-a luat ceva timp până mi-a venit mintea la cap.
Hislerimin geri gelmesi biraz zaman aldı.Tôi phải mất một khoảng thời gian để suy nghĩ.
Hislerimin geri gelmesi biraz zaman aldı.Μου πήρε κάποια ώρα μέχρι να συνέλθω.
Hislerimin geri gelmesi biraz zaman aldı.Отне ми известно време да се съвзема.
Hislerimin geri gelmesi biraz zaman aldı.Потребовалось время, чтобы я пришёл в себя.
Hislerimin geri gelmesi biraz zaman aldı.נדרש לי זמן-מה להתעשת.
Hislerimin geri gelmesi biraz zaman aldı.احتجت الى بعض الوقت لاعود الى رشدي
Hislerimin geri gelmesi biraz zaman aldı.わたしも"ロスト・タイム"を経験し
Hızlıların Kupası yarışması resmi açılışına, herkesin gelmesine sevindim.- Ano. Rád bych všechny pøivítal na oficiálním zahájení soutìže o Hastings Cup.
Hızlıların Kupası yarışması resmi açılışına, herkesin gelmesine sevindim.- Da. Aş dori să vă întâmpin pe toţi la deschiderea oficială a competiţiei pentru Cupa Hastings.
Hızlıların Kupası yarışması resmi açılışına, herkesin gelmesine sevindim.Ik zou iedereen graag willen verwelkomen naar de officiële opening Van de competitie voor de Hastings Beker.
Hızlıların Kupası yarışması resmi açılışına, herkesin gelmesine sevindim.Rad bi povabil vse na uradno otvoritev tekmovanja za Husting pokal.
Hızlıların Kupası yarışması resmi açılışına, herkesin gelmesine sevindim.Tôi muốn chào đón tất cả mọi người để chính thức mở cửa của cạnh tranh cho các Cup Hastings.
Hızlıların Kupası yarışması resmi açılışına, herkesin gelmesine sevindim.Θα ήθελα να σας καλωσορίσω όλους στα επίσημα εγκαίνια του διαγωνισμού για το κύπελλο Χάστινγκς.
Hız vektörünün buraya gelmesi için harcadığı süreyle buradaki sure eşittir.Мы можем приравнять эти два выражения.
Howard'ın yaptığı üçüncü ve belki de en önemli şey, Platonik yemek algısına karşı gelmesiydi. (Gülüşmeler)A harmadik, és talán a legfontosabb, dolog amit Howard tett hogy szembeszállt a plátói étel fogalmával.
Howard'ın yaptığı üçüncü ve belki de en önemli şey, Platonik yemek algısına karşı gelmesiydi. (Gülüşmeler)Kolmas asia, minkä Howard teki -- ehkä tärkein -- oli se, että Howard kohtasi platonisen annoksen käsitteen.
Howard'ın yaptığı üçüncü ve belki de en önemli şey, Platonik yemek algısına karşı gelmesiydi. (Gülüşmeler)La terza cosa che Howard fece, forse la più importante, fu sfidare il concetto di "piatto platonico".
Howard'ın yaptığı üçüncü ve belki de en önemli şey, Platonik yemek algısına karşı gelmesiydi. (Gülüşmeler)Trzecim, chyba najważniejszym jego osiągnięciem, było starcie z "potrawą platońską".
Howard'ın yaptığı üçüncü ve belki de en önemli şey, Platonik yemek algısına karşı gelmesiydi. (Gülüşmeler)Третото нещо, което Хауард направи, и може би най-важното, е, че оспори схващането за Платоническото ядене.
Howard'ın yaptığı üçüncü ve belki de en önemli şey, Platonik yemek algısına karşı gelmesiydi. (Gülüşmeler)Третье, что сделал Говард, и, возможно, наиболее важное: он противостоял понятию "платонического блюда".
Hudson'un gelmesini beklerken Hudson Nehri'ne doğru bir fotoğraf çekebildik.강쪽을 향해 사진을 찍으면서 날라가면 허드슨 강이 시야에 들어 오지요.
Hudson'un gelmesini beklerken Hudson Nehri'ne doğru bir fotoğraf çekebildik.בטיסה מעל כיכר טיימס, מביטים מטה לעבר נהר ההדסון, מחכים להדסון שיגיע.
Hudson'un gelmesini beklerken Hudson Nehri'ne doğru bir fotoğraf çekebildik.بالتحليق فوق تايمز سكوير، و ننظر اتجاه نهر هيدسون، وننتظر هيدسون ليظهر.
Hudson'un gelmesini beklerken Hudson Nehri'ne doğru bir fotoğraf çekebildik.実写したかのような映像です 最新技術のおかげで 私達は
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Aby právo bylo stupínkem svobody, musí v něj lidé věřit.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Aby prawo mogło być trybuną wolności, ludzie muszą, ludzie muszą ufać prawu.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Aby pre ľudí boli zákony platformou slobody, musia zákonom dôverovať.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Affinché la legge sia piattaforma di libertà, la gente deve fidarsi.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.C'est simple, pour que la loi soit une plateforme de liberté, les gens doivent avoir confiance en elle.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Damit das Gesetz die Basis der Freiheit sein kann, müssen ihm die Menschen vertrauen.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Để luật pháp trở thành nền tảng của sự tự do người dân phải tin tưởng nó.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Hogy a jog lehessen a szabadság platformja, az embereknek bízni kellene benne.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.법이 자유의 장이 되려면 사람들이 법을 신뢰해야만 합니다.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.La gente, para que la ley sea la plataforma de la libertad, la gente tiene que confiar en ella.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Om de wet een platform voor vrijheid te laten zijn moeten mensen erop kunnen vertrouwen.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Pentru ca legea să fie baza libertăţii, Oamenii trebuie să aibă încredere în ea.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Για να μπορέσει ο νόμος να είναι η πλατφόρμα για την ελευθερία, οι άνθρωποι πρέπει να τον εμπιστεύονται.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.За да бъде законът платформата за свобода, хората трябва да му се доверяват.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.Люди, чтобы закон был основанием свободы, люди должны доверять ему.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.כדי שהחוק יהיה פלטפורמה לחירות, על אנשים לבטוח בו.
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.ثقة الناس في القانون .. كمنصة للحرية على الناس ان تثق به
Hukukun bir ozgurluk platformu haline gelmesi icin insanlarin guvenmesi gerek.人々の信頼を得なければなりません これが私からの第2の提案です
İki tarafa bu terimi toplamanın amacı, bunun tam kare haline gelmesiydi. -식과 동일합니다 이게 양변에 이 항을 더한 이유입니다
İki tarafa bu terimi toplamanın amacı, bunun tam kare haline gelmesiydi. -Smyslem přičtení tohoto členu k oběma stranám bylo, aby se toto stalo čtvercem.
İki tarafa bu terimi toplamanın amacı, bunun tam kare haline gelmesiydi. -كانت هذه الغاية من اضافة هذه العبارة الى كلا الطرفين، حتى تصبح مربعاً كاملاً
İleride daha kolay işlem yapılabilir hale gelmesi için sadeleştirebiliriz belki. .Иногда легче иметь дело с таким числом.
İnsanların gelmesine izin verin.Buatlah banyak orang datang ke sana.
İnsanların gelmesine izin verin.많은 사람들의 이주를 허용하겠소.
İnsanların gelmesine izin verin.Laat veel mensen binnenstromen.
İnsanların gelmesine izin verin.Permites que lleguen nuevas personas.
İnsanların gelmesine izin verin.Permiteţi multor oameni să se vină.
İnsanların gelmesine izin verin.Pozwólcie wielu ludziom tu przyjechać.
İnsanların gelmesine izin verin."Tillåt mängder av folk att flytta dit."
İnsanların gelmesine izin verin.Umožnit, aby do něj mohli přijít lidi.
İnsanların gelmesine izin verin. Yakınımızda bir Hong Kong olmasını sağlayın.Permettete a molte persone di trasferircisi, fateci avere una nostra Hong Kong.
İnsanların gelmesine izin verin. Yakınımızda bir Hong Kong olmasını sağlayın.Tillad mange mennesker at komme ind, og lad os have et Hong Kong tæt på.
İnsanların gelmesine izin verin.Επέτρεψε σε πολλούς ανθρώπους να έρθουν.
İnsanların gelmesine izin verin.Запросіть до нього багато людей.