Cizvit misyonerlerin girişimleri hakkında gayet temkinli olarak davrandı.Não menos nefasta, para eles, era a ação dos missionários.
Yavrular doğuşta gayet büyüktür.Os filhotes já nascem com um bom tamanho.
Tohumlar gayet küçük ve boldur.As sementes são pequenas e numerosas.
Bu gayet soğuk havada İsveç ordusu askerlerinin moralleri de gayet bozulmakta idi.O mau tempo durante a noite diminuiu ainda mais o moral dos soldados.
İki tarafta gemileri arasındaki muharebe gayet şiddetli geçti.As relações entre as comunidades de ambos os lados foram cruelmente rompidas.
Elleri gayet ince, beyazdı.A face estava lânguida e branca.
Gayem iyi bir insan olmak ve öyle ölmek.Todos os homens são mortais, sou um homem, portanto sou mortal.
İstanbul'a geri döndüğünde sıhhati gayet kötüleşmiştir.Ao deixar à Bahia, seu estado de saúde piorou consideravelmente.
Sosyal davranışları gayet iyi gelişmiştir.Estima-se que seu sistema social eram altamente avançados.
Tek gayesi prenseslerini bulmaktır.A princesa dança com os seus pretendentes.
O dönemde bu gayet aci verici, tehlikeli ve rizikolu bir tip proseduru idi.Não passava de um brinquedo barulhento, perigoso e caro.
Bundan sonra şehre yapılan demiryolları hatları şehrin gelişip büyümesinde gayet önemli rol oynadı.Posteriormente, as ferrovias desempenhariam um importante papel no desenvolvimento da cidade.
Twigs, kendisini etkileyen ilk müzisyenleri Billie Holiday, Ella Fitzgerald ve Marvin Gaye şeklinde sıraladı.Os primeiros cantores que tiveram um impacto sobre FKA foram Billie Holiday, Ella Fitzgerald e Marvin Gaye.
“Hiçbir zaman insanlara bir mesaj vermek gibi bir gayem olmadı.Eu nunca tinha tempo para sonhar em ser alguém.
Şasisi gayet basitti.O enredo é simples.
Bu nedenle bu eserin çevirisi gayet zordur.Por essa razão, a linguagem é facilmente portável.
Daha çocukken gayet zeki olduğu anlaşılmıştı.É um garoto inteligente como sempre foi desde pequeno.
Gayet bir sert komutanlık yapmakta ve sıkı disiplin uygulamakta idi.Impõe a si próprio, disciplina e treino muito rigorosos.
Gayet azim ceng oldı.Tudo era mata virgem.
Gayet şiddetli bir fırtına esmektedir.Depois veio uma verdadeira tempestade.
Bu Beyoncé tavrını gayet güzel taşıyor kendisi.É assim que Sharon se sente com sua própria beleza.
Bu kadar çok altının sayılması gayet uzun zaman alacağından Ayşe bunları bir ölçekle tartmayı düşünür.Hoje em dia já não é mais preciso ter muito dinheiro para adotar esse modo de vida.
Şarkının B yüzünde Marvin Gaye'in "Sexual Healing" şarkısının bir uyarlaması bulunur.A estrutura da canção é uma retrospectiva da canção "Sexual Healing", de Marvin Gaye.
Sicilya Kralı olarak Carlo Anjulu'nun Sicilya'yı yönetimi gayet sıkı oldu.O mandato de Niceta como governador da Sicília é, assim, colocado ca.
Bu eser sayısı gayet tartışmalıdır.O seu número total é matéria ainda controversa.
Fakat Oronte gayet kızgındır ve bu safer kızgındır ve kızgısını Rugerrio'ya hakaret etmekle almaya çalışır.Seu avô parece severo e zangado, mas anseia para que Marius volte.
Silahtar ağa olmak bir Enderûnlu için en büyük gaye idi.Het wapen van de heerlijkheid was een (sprekende) reiger.
Gerek Edirne gerekse Keşan üzerinden ulaşımı gayet kolaydır.Daardoor zal het gemakkelijk subduceren als het bij een subductiezone aankomt.
Onları gayet büyük bir hezimete uğrattı.Hij beleenden hen eveneens met hoge rijksambten.
İlk başta işler gayet iyi gidiyordu.Aanvankelijk ging het prima.
O dönemde bu gayet aci verici, tehlikeli ve rizikolu bir tip proseduru idi.Zeker in die tijd was dit een zeer zware en riskante operatie.
Bu sırada Varbel de gelir ve gayet kötü bir haber getirmektedir.Op dat moment komt de wachter op, die een onheilspellend bericht met zich meebrengt.
Gayet uykulu Gretel Hansel'e "akşam yatma duası"nı söylemeleri gerektiğini hatırlatır.Gretel herinnert Hänsel eraan hun avondgebed op te zeggen.
Savaş kesinlikle adaları ele geçirmek gayesiyle yapılmamıştı.De invasie richtte zich niet direct op de verovering van havens.
Tarihçiler Şecerüddür'ü çok güzel, çok zeki ve gayet dindar bir kadın olarak tasvir etmektedirler.Zij wordt door tijdgenoten beschreven als een zeer mooie, intelligente en charmante vrouw.
Bu geçiş ile geriye dönüş uzun sürmekte idi ve gayet zor olmakta idi.Hij keerde zich om en vermaande ze ernstig.
Bu nedenle bu eserin çevirisi gayet zordur.Zij zijn daarom moeilijk te vertalen.
Her şey gayet açık.Dan wordt alles duidelijk.
Onun kullandığı yolun bu Afrika transit yolu olması gayet muhtemeldir.Men koesterde de hoop dat Indië via deze route om Afrika binnen bereik lag.
Firuz bundan dolayı gayet hoşnutsuz olmuştu.Burgess was hierdoor vanzelfsprekend erg ontevreden.
Camiinin içi gayet aydınlıktır.Van binnen is het erg licht.
Papa olmadan önceki yaşamı hakkında elimizde gayet az bilgi bulunmaktadır.Er is maar weinig over zijn leven voor hij paus werd bekend.
Conatantianus gayet çabuk hareketle Ostrogotlar ordusuna karşı harekata geçti.Domitianus startte snel een tegenaanval.
Julia gayet zor duruma düşmüştür.Julie werd hier erg verdrietig om.
Pennsylvania saldırı sırasında kuru havuzdaydı, torpidolamak her gayet zordu.De Pennsylvania lag in het droogdok en was daardoor relatief moeilijk aan te vallen.
Floransa halkı bundan gayet hoşnutsuz olarak karşıladı.Veel bewoners van de kolonie waren hier erg ontevreden over.
Bununla beraber bu yolculuk gayet güç olmuştur.Voordeel hiervan was een (voor die tijd) zeer comfortabele loop.
Osmanlı Planı gayet basit şekilde hazırlandı.Gedacht werd dat de Plan U's relatief eenvoudig gereed te krijgen waren.
Gayet öfkeli olarak ona saldırmaya hazırlanır.Hij is dan zo woedend dat hij dingen stuk wil maken.
Gayem iyi bir insan olmak ve öyle ölmek.Hierdoor is het meer zo goed als dood.
Şehirde yaşayan Ostrogotlara karşı gayet iyi davranıldı.Er zijn in het stadje erg goede asfaltwegen aangelegd.
Halife Radî gayet dindardı.Hossa kreeg bijna gelijk.
Kanalın yapılması için gayet büyük sayıda işçi kullanıldı.Er was een enorme stijging in het aantal voorgenomen aan te leggen kanalen.
Bu cesetler yaz sıcağında gayet çabuk kokuşup çürümeye başlamışlardı.In de zomer gingen de kadavers snel stinken en ontbinden.
Fakat bu sefer gayet başarısız oldu.Ditmaal faalde hij niet.
Fakat verilen bu nedenin uygunsuz ve gerçek olmadığına dair gayet inandırıcı delil bulunmaktadır.Overtuigend bewijs voor of tegen die stelling, ontbreekt echter.
Bunun yapılma sebebi gayet rahat üs olarak kullanılabilinmesidir.Desondanks blijft de eenheid vaak in gebruik omdat deze zo handig is.
Kartaca bu gayet sert koşulları kabul etmedi.Carthago kreeg vrede op vrij harde voorwaarden.
Bu harekatında gayet merhametsiz hareket etti.Hij ging daarbij zeer wreed te werk.
1956'da çevrilen İkinci Dünya Savaşı konularını işleyen 2 film ise gayet başarılı oldu: .Het is een film uit de Tweede Wereldoorlog over de Tweede Wereldoorlog: de film speelt in 1942.