Yaşamın en yüce gayesi en yüce hazinesi budur."E questa è la cosa più magica di lui".
Ailesi gayet zengin bir aile idi.La sua era una famiglia molto povera.
Grand Bahama, idari gayelerle üç bölgeye ve yedi ilçe faaliyet alanına bölünmüştür.Per fini amministrativi, Grand Bahama è divisa in tre distretti e sette aree municipali.
Bu cesetler yaz sıcağında gayet çabuk kokuşup çürümeye başlamışlardı.Questi corpi, abbandonati al caldo sole estivo, dovevano essere sepolti in fretta.
Bunun sebebi de gayet açıktır.Perciò devo essere molto chiaro.
Elleri gayet ince, beyazdı.Aveva le mani assai piccole e bianche.
O da savaş için asker gitmiştir ama gayet kötü duruma düşmüştür.S'è trasferito lì per motivi di salute, ma è molto timoroso.
Jung, kızı gayet iyi tanıdığı halde bu özelliğini daha önce farketmediği için çok şaşırmıştır.Jordan è preoccupata perché non sente dal mattino la piccola.
Tigurinuslyr gayet büyük bir sürprize uğramışlardı.Panzer-Division, prendeva una decisione sorprendente.
Gayet eskidir, majüskül harflerle yazılmıştır.Tale caratteristica era piuttosto comune nelle vecchie macchine per scrivere.
Fakat bu sefer gayet başarısız oldu.Ma stavolta ha meno fortuna.
Onun gayet yakın sırdaşı, yakın bir danışmanı, hatıralarının yazarı ve şahsi arkadaşı oldu.Diventa suo intimo amico, confidente e consigliere.
Buda: Ben acıyı gayet iyi biliyor ve görüyorum, Kasapsa.Esistono giusti che soffrono e crudelmente, testimonia Giobbe.
Gayeleri Nedir?Dove sono gli occhiali?
Cinna gayet suskun duramaktadır.Solo Peggy appare perplessa.
Şehrin sokaklarında gayet çetin sokak savaşları yapıldı.È stato seguito da pesanti combattimenti nelle strade.
Yağlamanın gayesi deriyi yumuşatmak ve su geçirgenliğini azaltmak içindir.Si nutre prevalentemente di erba e beve acqua ogni giorno.
Ama veremden muzdaripdi ve sıhhati gayet fena idi.Gli preparava i pasti, lo curava quando era malato».
Bu nedenle bu eserin çevirisi gayet zordur.Questo ne fa un'opera estremamente difficile da tradurre.
Bunun yapılma sebebi gayet rahat üs olarak kullanılabilinmesidir.Tuttavia fa questo solo perché è molto protettivo.
Aslında bebek gayet sağlıklı doğar ve hikâyenin kahramanı olur.In realtà il figlio vivrà e avrà un ruolo terribile nella storia umana.
Bu gayeyle tüfeklerde pek çok değişiklikler kaydedildi.Alcune armi hanno subito leggere modifiche.
Herkesin birbirini tanıdığı bu kasabada, gayet sıradan gibi görünen insanların bazı olağanüstü güçleri vardır.Ovunque egli vada trova persone di eccezionale talento.
Angelica gayet büyük bir yeise düşer.Angelina è grande in questa parte.
Nehir deltası gayet geniş olup yaklaşık 100 km uzunluğunda ve 100 km genişliğindedir.La catena del Rif si sviluppa su una lunghezza di circa 300 km e su una larghezza di 100.
Ruggerio buna gayet şaşırmış ve öfkelenmısrır.Rienzi è incredulo e sconvolto.
Gayet acele Anadolu tarafına geçirildi.Si credeva fosse in una rapida via per lo sviluppo.
Halife Radî gayet dindardı.Elijah è invece pesantemente sedato.
Sonuçta üretilen araçlar gayet küçük boyutluydu.Gravissima era invece la carenza di veicoli.
Gayet bir sert komutanlık yapmakta ve sıkı disiplin uygulamakta idi.Lavorava sodo e aveva un comportamento severo.
Şehirde ayrıca askerî gayeli olarak kullanılan İncirlik Havaalanı da bulunmaktadır.Incorpora anche un aeroporto per uso civile.
Ama Pietro gayet ihtiraslı ve pek sabırsız kişi idi.Thomas era frugale e assai diligente.
Sitokininler sağlam bitki üzerine püskürtülürse etkisi gayet tesirli olabilir.Quando il cane riesce a spingere in modo deciso può ottenere il cibo.
İlk başta işler gayet iyi gidiyordu.Ma le cose vanno male fin dall'inizio.
Bu eser gayet popüler olup büyük sayıda seyirci çekti.Questa personale maniera era piuttosto popolare e attrasse molti imitatori.
Bu ilk temsiller sonunda seyirciler gayet soğuk olarak ilgisizliklerini gösterdiler.Fu in ogni caso la prima volta che il grande pubblico vide a colori i suddetti personaggi.
Bence oyun gayet basit.По-моему, игра простая.
Filmin genel olarak bıraktığı izlenim gayet olumlu.Общее впечатление от фильма хорошее.
Aynı anda üç dil öğreniyor olmama rağmen işler gayet iyi ilerliyor.Я учу три языка одновременно и не путаюсь.
Üçüncü sual: "Cehennem nerededir?" cevabında gayet mâkul bir sûrette yerini beyan eder ve gösterir.Говорят: «Куда он такой бестолковый пойдёт?
Buna karşılık İskoçya'da durum gayet değişik olmuştur.В Шотландии же, к примеру, оно необходимо.
Cinna gayet suskun duramaktadır.Кинтана с трудом поднялся.
Sosyal davranışları gayet iyi gelişmiştir.Хорошо работают общественные движения.
Fakat bu sefer gayet başarısız oldu.Но в этот раз ему не повезло.
Kalpleri yaratılış gayesine uygun hareket etme hususunda tenvir eder.Или же на их сердцах замки?»(Коран, 47:24).
1630'da yörel bir veba salgınından hayatını gayet güçlükle kurtardı ama annesi bu salgında oldu.В 1630 году он едва выжил во время вспышки чумы, от которой умерла его мать.
Gayet eskidir, majüskül harflerle yazılmıştır.Копия очень давняя, выполнена на холсте.
O dönemde bu gayet aci verici, tehlikeli ve rizikolu bir tip proseduru idi.В те времена это были громоздкие, трудоемкие и опасные методики.
Gayet sağlam olduklarından, hiçbiri tasman yapmamış, çatlama ve yarılma olmamıştır.На самом деле это не так, никто ничего не ускорял и не вырезал.
Grimoalde ise hala gayet büyük bir vicadan azabı çekmektedir.Гремячая Большая Гремячая Великая Гремячая
Gonadları gayet basit yapılıdır.Органы чувств устроены очень просто.
Kanalın yapılması için gayet büyük sayıda işçi kullanıldı.На создание каналов тратятся большие средства.
Ana caddeler ve ara yollar gayet düzgündür.Подземные камеры и коридоры, напротив, в прекрасном состоянии.
Halife Radî gayet dindardı.Халифа был решителен.
Bu Musa'yı gayet kızdırır.ЖЗЛ Муса Гешаев.
Bir çocuk olması da düşünülür ise gayet başarılıdır.Вот только, чтобы уразуметь такое, нужно быть хорошим сыном, вы понимаете?
Gayeleri Nedir?А топливо куда девается?
Ailesi gayet zengin bir aile idi.Семья была достаточно богатой.
1991) 1939 - Marvin Gaye, Amerikalı şarkıcı (ö.1984 — Марвин Гэй (р. 1939), американский певец.
Julia gayet zor duruma düşmüştür.Юэлл оказался в затруднительном положении.