Onun aksine sen gayretlisin.Unlike her, you are diligent.
Sözlüklerini kullanma alışkanlığı oluşturmaya gayret etmelisin.You should try to form the habit of using your dictionaries.
Sigarayı bırakmak için gayret etmelisin.You should make an effort to stop smoking.
Öğrenciler gayretli olmalılar.You students are supposed to be diligent.
Söylemeye gerek yok, gayret mutluluğa götüren bir anahtardır.Needless to say, diligence is a key to happiness.
Eğer gayret edersen İngilizceni geliştirebilirsin.You can improve your English if you try.
Biraz daha gayret et ve zirveye ulaşacaksın.Make one more effort and you will reach the summit.
Bu sadece gayri resmî bir parti idi.It was only an informal party.
Onun niçin sinirlendiği gayet açık.Why he got angry is quite clear.
Gayet tabii.That's a matter of course.
Ölen adam bir şey söylemeye gayret etti ama söyleyemedi.The dying man made an effort to say something, but could not.
Bu şansı ziyan etmemeye gayret et.Take care not to throw away this chance.
Oldukça gayri resmi bir toplantı.It's quite an informal meeting.
Gayretin övgüye şayan.Your effort deserves praise.
Başarısızlık nedenin yeterince gayret etmemendir.The reason for your failure is that you did not try hard enough.
Gayet açık ki sağlık en önemlidir.It goes without saying that health is most important.
Bu işteki başarımız senin gayretine bağlı.Our success in this work depends on your efforts.
O günü gayet iyi hatırlıyorum.I do remember the day very well.
Konuya gayet aşinayım.I am well acquainted with the subject.
Konuyu gayet iyi biliyorum.I am well acquainted with the subject.
İşimi bitirmek için gayret ettim.I made an effort to finish my work.
Ben hızlı koşmak için gayret ettim.I tried to run fast.
Onun gayrimenkulünü devralacağım.I will inherit his estate.
Şirket gayri resmi olarak beni işe almaya karar verdi.The company has unofficially decided to employ me.
Kız gözyaşlarını tutmak için çok gayret etti.The girl tried hard to hold back her tears.
Öğretmenin konuşması, Mary'nin daha sıkı çalışması için gayrete getirir.The teacher's talk stimulates Mary to study harder.
Açıkçası, siz elinizden gelen gayreti göstermediniz.Frankly speaking, you haven't tried your best.
Eğer gayret etmezse, hiç kimse İngilizceye hakim olamaz.No one can master English if he doesn't make effort.
Thomas, biraz gayret et!Thomas, make some effort!
Sigarayı bırakmak için çok gayret ediyor.He is trying hard to give up smoking.
Fransızca öğrenmek için gayret etti.He tried to learn French.
O, gayret etseydi başarırdı.He would have succeeded had he tried.
Fakirlere sürekli yardım etmeye gayret etti.He has consistently endeavored to help the poor.
O, çalışmalarında gayretlidir.He is diligent in his studies.
O amacına ulaşmak için gayret eder.He endeavors to attain his goal.
Çok az bir gayretle kitabı yazdı.She wrote the book with very little effort.
O, işi için hiç gayret göstermedi.She shows no zeal for her work.
Gayrimenkulün aşırı pahalı olduğu görüşüne katılıyorum.I agree with the opinion that real estate is overpriced.
Japonya'da gayrimenkul fiyatları anormal bir biçimde artıyor.The price of real estate has been rising abnormally in Japan.
Her sabah erken kalkmaya gayret edeceğim.I'll make an effort to get up early every morning.
Gelecek sefer daha çok gayret edeceğim.I'll try harder next time.
Bir hükümetin gayri safi mutluluk ölçme hakkında nasıl hareket edeceğini merak ediyorum.I wonder how a government would go about measuring gross national happiness.
Gaydalar çok garip bir ses çıkarırlar.Bagpipes produce a very strange sound.
Bana gayet iyi uyuyor.Suits me fine.
Ben, gay, kalbime bakarım.I, gay, view my heart.
Tom sandalyeyi gayet rahat buldu.Tom found the chair quite comfortable.
Tom gayret ederse onu yapabilir.Tom could do it if he tried.
Tom'un gayrimenkulunu bana bırakacağı konusunda bir fikrim yoktu.I had no idea that Tom was going to leave me his estate.
Tom'un vasiyetine göre, Mary onun tüm gayrimenkulünü miras olarak alacak.According to Tom's will, Mary will inherit his entire estate.
Tom erken ayrılması için gayet iyi bir nedeni vardı.Tom had a perfectly good reason for leaving early.
Saat 2.30'a kadar niçin işi bitirtmek zorunda olduğumuzu Tom gayet net açıkladı.Tom made it quite clear why we had to have the job finished by 2:30.
Tom oğlunun onun gayrimenkulunu miras olarak almasını diliyor.Tom wishes for his son to inherit his estate.
Gayretle öğren ve başarılı olacaksın.Learn diligently and you will succeed.
Ama ablam gayet iyi yüzebilir.But my elder sister can swim perfectly well.
Haydi gayret!Go for it!
Mary, Tom'a onun gayet normal olduğuna dair güvence verdi.Mary reassured Tom that he was perfectly normal.
Onun kadar gayretli bir insan kesinlikle başaracaktır.A man as diligent as he is, is sure to succeed.
Onun nasıl meydana geldiğini gayet iyi biliyorsun.You know very well how it happened.
Onun nasıl meydana geldiğini gayet iyi biliyorsunuz.You know very well how it happened.
Görevimi yapmak için gayret ettim.I endeavored to do my duty.