güzellikte ile cümle

güzellikte kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
10
HARF
4
HECE
8
ORT. KELİME
Gerçek güzellikten daha önemlidir.Truth is more important than beauty.
O, güzellikten anlar.She has an eye for beauty.
Güzellikten önce yaş.Age before beauty!
Mary ince güzellikte bir kadındı.Mary was a woman of subtle beauty.
İç güzellik, dış güzellikten daha önemlidir.Beauty on the inside is more important than beauty on the outside.
Dourado'nun bilinen çalışmaları olağanüstü kalite ve güzelliktedirler.The known works of Dourado are of an extraordinary quality and beauty.
Bazı elfler şaşırtıcı güzelliktedir.Some of them are astonishing in beauty.
Kraliçe Ayişe inanılmaz bir güzelliktedir ve doğaüstü güçlere sahiptir.The Berry Princess is a beautiful fairy who possesses amazing mystical powers.
Canlandırılan figürlerin ideal güzellikte olmaları gerekmiyor.But these aren't really portraits of individuals. No.
Herkes tavanı inceliyor, tüm gözler yukarıda, muhteşem güzellikteki tavanı inceliyorlar.And everybody is looking up. Their necks are craned. And of course, it's magnificent.
Ancak renkleri de çarpıcı güzellikte kullanabilen bir sanatçı olduğunu görüyoruz..The absolute clarity with which she knows the Christ will come.
O güzellikten bir kuple görebilecektim.I'll get a glimpse of the real thing.
Venüs muhteşem güzellikte.How could it be otherwise?
Berlin'de Altes Museum'dayız. Olağanüstü güzellikteki Medea Lahiti'nin önündeyiz.We're in the Altes Museum in Berlin and we're looking at their incredible Medea sarcophagus.
En soldaki bölümde Jason'ın muazzam güzellikte şekillendirilmiş figürünü görüyoruz.On the extreme left is this magnificent rendering of Jason.
Oysa saçları inanılmaz güzellikteydi.Her hair was unbelievably lovely.
Bu bir yaratılış hikayesi, ve bence aynı güzellikte.This is a creation story, I think, equally as wonderful.
Gemi muhteşem güzellikte.This fabulous ship, just heavily wrought.
Sen ne anlarsın ki güzellikten !You can't tell true beauty when you see it
Bu beklenmedik güzellikte şeyler ortaya çıkaracak bir şey.That's serendipitous.
Ve bu adamın yaptığı şuydu: harika güzellikte saatler üretmek.And what this guy had done: he used to produce these fabulously beautiful watches.
Figürler, Rönesans dönemi eserlerindeki idealleştirilmiş güzellikten çok uzaklar.The figures are so removed from the idealized beauty of the High Renaissance.
Güzellikte eşsizdi. Dalları giderek uzadı, Çünkü kökleri bol su alıyordu.Thus was he fair in his greatness, in the length of his branches: for his root was by great waters.
Güzellikte bulunanlara müjde ver.So give glad tidings to those who are doers of good.
Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere yaslanırlar.Reclining on green cushions and rich carpets excellent.
"İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz!" diye gerile gerile yemin de edecekler.Yet they will surely swear: "We had only meant well."
Senden, güzellikten önce kötülük istemede acele ediyorlar.They ask you to bring upon them punishment before they ask you for mercy.
Gılgamış ve Enkidu görkemli güzellikteki Sedir Ormanı'na girerek ağaçları kesmeye başlar.Gilgamesh and Enkidu enter the gloriously beautiful Cedar Forest and begin to cut down the trees.
İyilik güzellikten daha mı hoştur?Est-ce que la bonté charme plus que la beauté ?
Fakat Galatasaray'daki günleri aynı güzellikte olmamıştır.Les années suivantes ne sont pas aussi joyeuses à Monaco.
Bazı elfler şaşırtıcı güzelliktedir.Las floreras demuestra una belleza inigualable.
İstisnai güzellikte ve berraklıkta zekaya sahip bir adamdı." dedi.Era bella a vedersi, con una bocca bella».
Kraliçe Ayişe inanılmaz bir güzelliktedir ve doğaüstü güçlere sahiptir.Re Sisar è dotato di un'enorme forza fisica e di una sorprendente agilità.
Köyün çevresinde bir diğer doğal güzellikte oluşan çöküntülerdir.Кроме этого в окрестностях деревни, есть очень красивая природа.
En korkunç acılardan sonra tüm bu yaşadıklarımız olağanüstü güzellikte bir yaşama dönüşebilir."Эти две вещи могут уничтожить мир, который иначе мог бы стать прекрасным местом».
Çawîra Çiyê mevkii ve etrafındaki yükseltiler bu bakımdan ender güzelliktedir.Верили, что сама прорубь и место вокруг неё обладают чудесной силой.
İstisnai güzellikte ve berraklıkta zekaya sahip bir adamdı." dedi.وشعره سهلٌ واضحٌ بعضه وجدانيٌ وبعضه في المديح.»
Fakat Galatasaray'daki günleri aynı güzellikte olmamıştır.لم تكن سياسة بيلا في الجنوب بنفس النجاح.
Fakat Galatasaray'daki günleri aynı güzellikte olmamıştır.Os quatro anos que passou na Benetton não foram nada fáceis.
Fakat Galatasaray'daki günleri aynı güzellikte olmamıştır.Na Wimbledonie nie mogę pozwolić sobie na taką wydajność jak dzisiaj.
Bazı elfler şaşırtıcı güzelliktedir.I: Några svanar är vackra.
Ayrıcı yine Selçuklular zamanından kalan Çalçı Çeşmesi görülmeye değer güzelliktedir.Zůstal by jen třepotavý zbytek viditelné krásy.
Kraliçe Ayişe inanılmaz bir güzelliktedir ve doğaüstü güçlere sahiptir.Damien este foarte răzbunător și deține puteri supranaturale.
Genel olarak sıradışı bir güzellikte olmalarına rağmen ürkütücüdürler.Szépsége ellenére nagyon félelmetes is tud lenni.
Her türlü suyu olağanüstü bir güzellikte tablolarında adeta akıtmıştır.Mindegyik busz a jó láthatóságot biztosító sárga festést kapott.
Kahire'de gayet şaşırtıcı güzellikte kamu yapıları yaptırdı.Kairossa hän koki miellyttävän yllätyksen.
Bazı elfler şaşırtıcı güzelliktedir.Hybriderne er af meget svingende skønhed.
Seslerinin büyüleyici güzellikte olduğu belirtilmektedir.Diktene anses å være av eksepskjonell skjønnhet.
Yeşil bitki örtüsü ve manzarası büyüleyici güzelliktedir.Các hang động và cảnh đẹp thiên nhiên kỳ thú.
Bazı elfler şaşırtıcı güzelliktedir.但它們仍然是種雜亂的抽象奇觀。
Bazı elfler şaşırtıcı güzelliktedir.Kai kurie dariniai yra nuostabių formų.
Ama maalesef, ben ve benim gibi insanlar güzellikte tavizle uğraşmak zorundadır.Aber leider müssen Menschen wie ich die ganze Zeit mit Kompromissen zurechtkommen, wenn es um Schönheit geht.
Ama maalesef, ben ve benim gibi insanlar güzellikte tavizle uğraşmak zorundadır.Ale bohužel musí lidé jako já uzavírat neustále komprosisy, co se týče krásy.
Ama maalesef, ben ve benim gibi insanlar güzellikte tavizle uğraşmak zorundadır.Dar din păcate, plăcerile mele şi ale oamenilor asemeni mie trebuie să facă faţă compromisului cu frumuseţea.
Ama maalesef, ben ve benim gibi insanlar güzellikte tavizle uğraşmak zorundadır.그러나 불행하게도 저와 같은 하찮은 사람들은 아름다움과 늘 타협하고 절충해야 합니다.
Ama maalesef, ben ve benim gibi insanlar güzellikte tavizle uğraşmak zorundadır.Maar helaas, mensen zoals ik moeten voortdurend omgaan met compromissen in schoonheid.
Ama maalesef, ben ve benim gibi insanlar güzellikte tavizle uğraşmak zorundadır.Ma purtroppo, la gente come me deve scendere a compromessi con la bellezza in ogni momento.
Ama maalesef, ben ve benim gibi insanlar güzellikte tavizle uğraşmak zorundadır.Men desværre bliver jeg og folk som jeg selv nødt til at gå på kompromis med skønhed hele tiden.
Ama maalesef, ben ve benim gibi insanlar güzellikte tavizle uğraşmak zorundadır.Nhưng không may thay, những thứ giống tôi và những người giống tôi luôn phải thỏa hiệp với cái đẹp.
Ama maalesef, ben ve benim gibi insanlar güzellikte tavizle uğraşmak zorundadır.Niestety, upodobania moje i podobnych mi osób w kwestii piękna stale muszą stawiać czoła kompromisom.

İlgili Sayfalar