Dan'ı izleyen bir gözetim ekibi vardı.There was a surveillance team watching Dan.
Bu gözetleme kamerası bizim sessiz tanığımızdır.This surveillance camera is our silent witness.
Polis Dan üzerinde fiziksel ve elektronik gözetim gerçekleştirdi.Police conducted physical and electronic surveillance on Dan.
Dan onu tamamen göze almaya karar verdi.Dan decided to risk it all.
Biz bu riski göze alamayız, değil mi?We can't take that chance, can we?
Onu göze alabilir miyiz?Can we afford that?
Gerçekten onu göze alabileceğimizi düşünüyor musun?Do you really think we can afford it?
Tom yeni bir bisiklet almayı göze alamaz.Tom can't afford to buy a new bicycle.
Dan kızı Linda'yı bir psikiyatrist gözetimine koydu.Dan placed his daughter, Linda, under the care of a psychiatrist.
Böyle göze batan bir hataya nasıl göz yummayı başardınız?How did you manage to overlook such a glaring error?
Bana öyle geliyor ki biri beni gözetliyor.It seems to me that someone is spying on me.
Göz göze geldik.Our eyes met.
Bunu göze alabilir misin?Can you afford it?
Ben bunu göze alabilir miyim?Can I afford it?
Bu banka her zaman kendi çıkarlarını gözetir.This bank always watches out for its own interests.
Bunu kim göze alabilir?Who can afford this?
Neyi göze alabilirsin?What can you afford?
Onu göze alabilir misin?Can you afford that?
Çocukların yetişkin gözetimine ihtiyaçları vardır.The children need adult supervision.
Yardım edileceği vakit önce akrabalar gözetilir.Charity starts at home.
Herkes vergilerini ödemeyi göze alamadı.Not everyone could afford to pay their taxes.
İhtiyacım olan her şeyi satın almayı göze alamadım.I couldn't afford to buy everything I needed.
Belki Tom bileti almayı göze alamadı.Maybe Tom couldn't afford to buy a ticket.
Biz bir oyun daha kaybetmeyi göze alamayız.We can't afford to lose another game.
Tom idari bir gözetmen.Tom is an administrative supervisor.
Ben başka bir operasyonu göze alamam.I can't afford another operation.
Biz artık bunu göze alamayız.We can't afford that anymore.
Bu fiyatları kim göze alamaz?Who can afford these prices?
Ben harçları göze alamam.I can't afford the fees.
Muhtemelen bunun hepsini ödemeyi göze alamam.I can't possibly afford to pay for all this.
Ateşi gözetimsiz bırakma.Don't leave the fire unattended.
Bunu yapmayı kim göze alırdı?Who would risk doing that?
Tom bunu göze alamaz.Tom can't afford this.
Mary göze oldukça hoş.Mary's quite pleasing to the eye.
Alnındaki yara izi çok göze batıyor.The scar on his forehead really stands out.
İris göze rengini veriyor.The iris gives the eye its color.
Cömert olmayı göze alabilirim.I can afford to be generous.
Göze göz dişe diş.An eye for an eye.
Tom hâlâ polis gözetiminde.Tom is still in police custody.
Şimdi iyi yemeği göze alabilirim.I can afford good food now.
Tom daha fazla para kaybetmeyi göze alamaz.Tom can't afford to lose any more money.
Tom bir avukat tutmayı göze alamadı.Tom couldn't afford to hire a lawyer.
Tom titiz olmayı göze alamıyor.Tom can't afford to be choosy.
Plajda eşyalarınızı gözetimsiz bırakmayın.Don't leave your belongings unattended at the beach.
Kişisel eşyalarını gözetimsiz bırakma.Don't leave your belongings unattended.
Asla içkini gözetimsiz bırakma.Never leave your drink unattended.
Onlar restoranda yemek yemeyi göze olabilir.They could afford to eat in the restaurant.
İşimi kaybetmeyi göze alamam.I can't afford to lose my job.
Birbirimizi gözetiyorduk.We were looking out for each other.
Tom bir avukatı göze alamadı.Tom couldn't afford a lawyer.
Artık onu göze alabileceğimizi sanmıyorum.I don't think we can afford it now.
Biz o riski göze alamayız.We can't take that chance.
O göze batıyor.She sticks out like a sore thumb.
Biz sadece bu riski göze alamayız.We just can't take that chance.
Tom emekli olmayı göze alamaz.Tom can't afford to retire.
Ben bunu göze alamayacağım.I won't be able to afford it.
Onu yapmayı göze alamadım.I couldn't afford to do that.
Birini gözetliyorum.I am peeking at someone.
Ebeveynleri çok fakirdi ve oğullarını üniversiteye göndermeyi göze alamadılar.His parents were dirt-poor and could not afford to send their son to college.
Her şirket böyle pahalı bir olayı imzalamayı göze alamıyor.Not every company can afford to underwrite such an expensive event.