Göz ucuyla Tom'u gördüm.I saw Tom out of the corner of my eye.
Tom gözlerini Mary'den uzak tutamadı.Tom couldn't keep his eyes off Mary.
Tom Mary'nin istediği şeyi satın almayı göze alamadı.Tom couldn't afford to buy what Mary wanted.
Tom bu gece yorgun gözüküyor.Tom seems tired tonight.
Tom Mary'nin polis gözaltından kaçmasına isteksizce yardım etti.Tom reluctantly assisted Mary to escape police custody.
Onun gözü şişmişti ve burnu kanıyordu.His eye was swollen and his nose was bleeding.
O, dün gözaltından serbest bırakıldı.He was released from custody yesterday.
Tom, Mary'nin video gözetim sistemini devre dışı bıraktı.Tom disabled Mary's video surveillance system.
Tom, Mary'nin evinin içine bir göz attı.Tom had a look at Mary's house interior.
Tom onun gözaltından kaçmasına yardım etmesi için Mary'ye rüşvet verdi.Tom bribed Mary to let him escape custody.
FBI, Matt Brown adında bir İngiliz diplomatın üzerinde gözetim gerçekleştirdi.The FBI conducted surveillance on a British diplomat named Matt Brown.
Dan video gözetim görüntülerini izledi.Dan watched the video surveillance footage.
Dan FBI tarafından neredeyse iki ay gözaltına alındı.Dan was detained by the FBI for almost two months.
Sonra bebeğin gözleri iki yıldız gibi parlamaya başladı ve canlandı.Then the doll's eyes began to shine like two stars and it came to life.
Gözlerini açık tutmaya çalış.Try to keep your eyes open.
Dünyalılar yabancı gözetim altına girdi ve büyük bir savaşı engelledi.Earthlings became under alien surveillance that prevented a major war.
Tom Mary'nin gözünü korkutmaya çalıştı.Tom tried to intimidate Mary.
Gözlerimiz kızılötesi ışığı göremiyor.Our eyes can't see infrared light.
Brahe yıldızlarla ilgili birçok gözlemler yaptı.Brahe made many observations of the stars.
Tycho Brahe yıldızları gözlemek için sadece bir pusula ve bir sekstant kullanırdıTycho Brahe used only a compass and a sextant to observe the stars.
Clyde, Jüpiter ve Marsla ilgili teleskopik gözlemlerinin çok detaylı çizimlerini yaptı.Clyde made very detailed drawings of his telescopic observations of Jupiter and Mars.
Çıplak gözle güneşe doğrudan doğruya bakmamalısın.You should never look directly at the Sun with the naked eye.
Kitabı sana ödünç verebilirim, sonra onu gözden geçirebilirsin. Belki ondan hoşlanacaksın.I can loan you the book, then you can have a look at it. Maybe you will like it.
İyi bir asker eylemlerini göz önünde bulundurur.A good soldier considers his actions.
Mağaza o kadar kalabalıktı ki Tom ve Mary birbirlerini gözden kaybettiler.The store was so crowded that Tom and Mary lost sight of each other.
Gözleri benimki ile kilitlendi.His eyes locked with mine.
Biz sürekli gözetim altında idik.We were under constant surveillance.
O gözaltına alındı.He was taken into custody.
Dan göz bile kırpmadı.Dan didn't even blink.
Dan kurbanın aracına bir göz attı.Dan took a look at the victim's vehicle.
Dan hemen gözaltına alındı.Dan was immediately placed under arrest.
Gözüm kararabilir.I can lose my temper.
Dan açtı ağzını yumdu gözünü.Dan flew into a rage.
Dan her zaman bana göz kulak olacak.Dan will always be watching over me.
O küçük çocuk gözlük takıyor.That little boy wears glasses.
O küçük oğlan gözlük takıyor.That little boy is wearing glasses.
Araba anahtarı torpido gözündeydi.The car key was in the glovebox.
Dan'ı izleyen bir gözetim ekibi vardı.There was a surveillance team watching Dan.
Bu gözetleme kamerası bizim sessiz tanığımızdır.This surveillance camera is our silent witness.
Polis Dan üzerinde fiziksel ve elektronik gözetim gerçekleştirdi.Police conducted physical and electronic surveillance on Dan.
Ailedeki herkes gözlük takıyordu ve Dan bir istisna değildi.Everybody in the family wore glasses and Dan was no exception.
Dan Linda'yı gözünden vurdu.Dan shot Linda in the eye.
Dan onu tamamen göze almaya karar verdi.Dan decided to risk it all.
Tom'a göz kulak ol, tamam mı?Keep an eye on Tom, will you?
Biz bu riski göze alamayız, değil mi?We can't take that chance, can we?
Bana gözleme yapmak istiyor musun?Do you want me to make you waffles?
Buna bir göz atalım.Let me take a look at this.
Ona bir göz atayım.Let me have a look at that.
Onu göze alabilir miyiz?Can we afford that?
Bu, çadır kurmak için iyi bir yer gibi gözüküyor.This seems like a good place to pitch a tent.
Güneş gözlüğünüzü çıkarın lütfen.Please take off your sunglasses.
Raporu gözden geçirmek için vaktiniz var mıydı?Did you have time to look over the report?
Beş dakika için valizime göz kulak olabilir misin?Could you keep an eye on my suitcase for a few minutes?
Pekala, bir göz atalım.Well, let's have a look.
Herkes onu dört gözle bekliyor.Everyone's looking forward to it.
Gerçekten onu göze alabileceğimizi düşünüyor musun?Do you really think we can afford it?
Gözlüğünü ödünç alabilir miyim?Can I borrow your glasses?
Gözlüğünü çıkarır mısın?Could you remove your glasses?
Tom arkasına yaslandı ve gözlerini kapattı.Tom leaned back and closed his eyes.
Bu tam bir gözdağı.That's quite a challenge.