Biz sadece bunu gözardı edemeyiz.We can't just ignore this.
O bir silindir şapka ve bir tek gözlük taktı.He wore a top hat and a monocle.
Gelecek hafta Boston'a gideceğim fakat bunu dört gözle beklemiyorum.I'll be going to Boston next week, but I'm not really looking forward to it.
Gözardı ediliyoruz gibi görünüyor.It looks like we're being ignored.
Tom'un muz kabuğunda kaydığını gördüklerinde odadaki herkesin gülmekten gözleri yaşardı.Everyone in the room burst out laughing when they saw Tom slip on the banana peel.
O aç gözlü ve tembel.He's greedy and lazy.
Onun bana ilgisi var gibi gözüküyor.He seems interested in me.
Onun gözleri gözyaşlarıyla doldu.His eyes filled with tears.
Gözlük takar mısın?Do you wear glasses?
Onların gözleri var ve bir şey görmüyorlar.They have eyes and see nothing.
Seni duyamadığım için gözlüğümü takayım.Let me put on my glasses since I can't hear you.
Gözleri büyüdü.His eyes widened.
O ona göz kırptı.She winked at him.
İşleri gözden geçirmek istiyorum.I'd like to look things over.
Artık tanıdığım hiç kimse dışarıda yemek yemeyi göze alamıyor.No one I know can afford to eat out anymore.
Tom'un bir göz atmak istediğini düşündüm.I thought Tom would want to take a look.
Bugün hava güneşli, bu yüzden herkes güneş gözlüğü takıyor.Today it's very sunny, so everyone is wearing sunglasses.
Gözümü korkutmaya çalışmanın faydası yok.It's no use trying to intimidate me.
Tom bir avukat tutmayı göze alamaz.Tom can't afford a lawyer.
Ben bir alarm sistemini göze alamam.I can't afford an alarm system.
Biz başka bir başarısızlığı göze alamayız.We can't afford another failure.
Biz daha fazla kayıpları göze alamıyoruz.We can't afford any more casualties.
Biz daha fazla hatayı göze alamayız.We can't afford any more mistakes.
Biz hataları göze alamayız.We can't afford mistakes.
Bana inanmamayı göze alamazsın.You can't afford not to believe me.
Bunu göze alamazsın.You can't afford this.
Tom'u kışkırtmayı göze alamazsın.You can't afford to antagonize Tom.
Biz şimdi seçici olmayı göze alamayız.We can't afford to be choosy now.
Bir midilli satın almayı göze alamam.I can't afford to buy a pony.
Gitmeyi göze alamıyorum.I can't afford to go.
Şu anda Tom'u ekipten kaybetmeyi göze alamayız.We can't afford to lose Tom from the team right now.
Seni kaybetmeyi göze alamayız.We can't afford to lose you.
Biz hiç hatalar yapmayı göze alamayız.We can't afford to make any mistakes.
Hatalar yapmayı göze alamayız.We can't afford to make mistakes.
O treni kaçırmayı göze alamam.I can't afford to miss that train.
Burada daha uzun kalmayı göze alamayız.We can't afford to stay here any longer.
Biz riskler almayı göze alamayız.We can't afford to take chances.
Öyle risk almayı göze alamayız.We can't afford to take risks like that.
Daha fazla beklemeyi göze alamayız.We can't afford to wait any longer.
Tom'u beklemeyi göze alamam.I can't afford to wait around for Tom.
Ben beklemeyi göze alamam.I can't afford to wait around.
Daha fazla mühimmatı boşa harcamayı göze alamayız.We can't afford to waste any more ammunition.
Ne yaptığına göz yumamam.I can't condone what you did.
Gözlüğümü hiçbir yerde bulamıyorum.I can't find my glasses anywhere.
Bu sorunu göz ardı edemeyiz.We can't ignore this problem.
Tom'un geçmişini göz ardı edemeyiz.We can't ignore Tom's past.
Tom onun gözlerini Mary'den ayıramıyor.Tom can't keep his eyes off Mary.
Gözlerim kapalı tutamıyorum.I can't keep my eyes off of it.
Tom'un gözden kaybolmasına izin veremeyiz.We can't let Tom out of our sight.
Onu göze almana izin veremem.I can't let you risk it.
Tom güneş gözlüğünü nereye koyduğunu hatırlayamıyor.Tom can't remember where he put his sunglasses.
Tekrar yakalanmayı göze alamam.I can't risk getting captured again.
Onu göze alamayız.We can't risk it.
Henüz hiçbir şeyi gözardı edemeyiz.We can't rule out anything yet.
Gözlüğüm olmadan göremem.I can't see without my glasses.
Gözlüklerim olmadan göremem.I can't see without my glasses.
Gözlüğümü çıkaramam.I can't take my glasses off.
Tom birkaç küçük ayrıntıyı gözden kaçırdı.Tom overlooked a few minor details.
O onun gözlerinin içine baktı.He looked her in the eyes.
Bu evraklara göz gezdirmeni isteyebileceğini düşündüm.I thought you might want to look over these documents.