Rüya görüyordum.I was dreaming.
Muhtemelen rüya görüyordum.I was probably dreaming.
Seçeneklerimi çok sert görüyordum.I looked at my options very hard.
Ve böylece yaptığım hatayı fark ettim: Eşyalara bakarken yalnızca atmam gerekenleri görüyordum.And I realized my mistake: I was only looking for things to throw out.
O güne kadar okyanusu böyle görüyordum.Before that day, this is how I saw the ocean.
Kendimi bilimin ilerlemesine katkıda bulunan bir şövalye gibi görüyordum.In my mind, I was actually a knight trying to help science move along.
Kendimi bir bakıma onun ağabeyi olarak görüyordum.I sort of thought of myself as his older brother.
Onu yargılarken niçin kendimi haklı görüyordum?Why did I feel justified in judging her?
Ders programını aradıklarını görüyordum ne zaman dışarı çıkabileceklerini anlamak için.I could see they were looking for the schedule, to see when they could get out.
Patronumun sağlık sigortamı iptal ettiği kabuslar görüyordum.I was having nightmares that my chief of staff had pulled my clinical privileges.
Son iki yıldır insanları bir camın arkasından görüyordum.For two years I'd been seeing people through the glass.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Sometimes I would see bones when there was a body there.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.I was physically exhausted, mentally an absolute wreck, considered myself a failure.
Günde binlerce ölü görüyordum.I saw deaths by thousands per day.
En azýndan, ben böyle görüyordum.At least for me, that's how I looked at it.
Diğer evsizler de beni evsiz gibi görmüyorlardı, fakat ben görüyordum.Other homeless people didn't see me as homeless, but I did.
Jason'ı hemen hergün görüyordum, bazen günde iki kere görüyordum.I saw Jason nearly every day, sometimes twice a day.
Etrafıma baktığımda bu TEDxAmsterdam toplantısında çok özel bir dinleyici kitlesi görüyordum.When I look around this TEDxAmsterdam venue, I see a very special audience.
Ya Rabbi der, beni neden kör haşrettin, halbuki ben görüyordum.He will ask: "O Lord, why have you raised me blind when I was able to see?"
Küçükken hem görüyordum hem duyuyordum.Cuando era pequeño veía y oía.
Ve böylece yaptığım hatayı fark ettim: Eşyalara bakarken yalnızca atmam gerekenleri görüyordum.E percebi meu erro: só estava procurando coisas para jogar fora.
Rüyalarımda sürekli bu hapisten çıktığımı görüyordum.しばしばこの戦で死ぬ夢を見たという。
Rüyalarımda sürekli bu hapisten çıktığımı görüyordum.Nojah, aga kas ma pole mõnikord unes neidsamu asju mõelnud?
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Algunas veces veía huesos cuando había un cuerpo ahí.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum. Arka planda bir şeyler gelişiyordu.משהו קרה ברקע. התכוונתי להגיע לסטודיו בניו-יורק.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Joskus näin luita siellä missä oli ruumis.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.때때로 저는 뼈들을 보기도 했습니다.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Manchmal sah ich Knochen, wenn da ein Körper war.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Nogle gange ville jeg se knogler når der lå et lig.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Parfois je voyais des os là où il y avait un corps.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Qualche volta vedevo delle ossa quando c'era un corpo.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Soms zag ik botten als er een lichaam was.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Uneori, vedeam oase în loc de corpuri.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Widziałem kości kiedy było tam ciało.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Иногда я видел кости вместо тела.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.Понякога виждах кости, когато имаше труп.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.أحيانا أود أن أرى عظام حينما يكون هناك جسد.
Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum.そして見えざる何かに導かれ ニューヨークのスタジオへの途中で
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Byłem wykończony fizycznie, mentalnie byłem wrakiem, winiłem siebie za ta porażkę.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Eram extenuat fizic, dar şi mental, mă consideram un eşec.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Ero fisicamente esausto, mentalmente distrutto, mi consideravo un fallito.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Estaba exhausto físicamente, y mentalmente hecho un verdadero desastre, me consideraba un fracasado.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Fizikailag kimerült voltam, szellemileg egy roncs, úgy éreztem, kudarcot vallottam.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Ik was fysiek uitgeput, mentaal een compleet wrak, voelde me een complete mislukkeling.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.J'étais épuisé physiquement, et une vraie épave mentalement, je me voyais en raté.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Saya lelah secara fisik, secara mental benar-benar hancur, menganggap diri saya gagal,
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Und ich war körperlich erschöpft, psychisch ein totales Wrack, und betrachtete mich als Versager.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Бях физически изтощен, психически пълна развалина, считах че съм се провалил.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Я був фізично виснажений, морально розбитий ущент, і вважав себе невдахою.
Bedenen tükenmiştim. Zihnen enkaza dönmüştüm. Varlığımı bir hata olarak görüyordum.Я был сильно истощен физически и морально, считал себя неудачником.
Ben bunu ilk elden görüyordum, Çin'in en fakir bölgesinde bulunan Guizhou'daki güzel Dong köyündeyken.Eu pude ver isto com os meus olhos. quando fui à bela vila Dong, em Guizhou, a província mais pobre da China.
Ben bunu ilk elden görüyordum, Çin'in en fakir bölgesinde bulunan Guizhou'daki güzel Dong köyündeyken.Jag såg det med egna ögon när jag kom till Dong, en vacker by i Guizhou, Kinas fattigaste provins.
Ben bunu ilk elden görüyordum,저는 제가 중국에서 가장 가난한 지방인,
Ben bunu ilk elden görüyordum,Miałam okazję być tego naocznym świadkiem,
Ben bunu ilk elden görüyordum,יכולתי להיווכח בזה באופן אישי,
Ben bunu ilk elden görüyordum,لقد قدرت على معرفة ذلك في أول عمل يدوي،
Ben bunu ilk elden görüyordum,それを実感することができました。
Ders programını aradıklarını görüyordum ne zaman dışarı çıkabileceklerini anlamak için.A videl som, že hľadali svoje rozvrhy, aby videli, kedy sa odtiaľ dostanú.
Ders programını aradıklarını görüyordum ne zaman dışarı çıkabileceklerini anlamak için.Ich konnte sehen, dass sie auf dem Studenplan nachschauten wann sie verschwinden konnten.
Ders programını aradıklarını görüyordum ne zaman dışarı çıkabileceklerini anlamak için.Ik zag dat ze naar hun rooster zochten om te kijken wanneer ze weg konden.