Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.나의 말이 주께서 언제나 나를 안위하시겠나이까 하면서 내 눈이 주의 말씀을 바라기에 피곤하니이다
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mataku letih menanti Engkau memenuhi janji-Mu, aku berkata, "Kapan Engkau akan menghibur aku?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mắt tôi hao mòn vì mong ước lời Chúa; Tôi nói: Bao giờ Chúa sẽ an ủi tôi?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mắt tôi hao_mòn vì mong_ước lời Chúa ; Tôi nói : Bao_giờ Chúa sẽ an_ủi tôi ?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Meine Augen sehnen sich nach deinem Wort und sagen: Wann tröstest du mich?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mes yeux languissent après ta promesse; Je dis: Quand me consoleras-tu?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mijn ogen kijken verlangend uit naar de vervulling van Uw belofte; wanneer komt U om mij te troosten?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mina ögon trängta efter ditt tal, och jag säger: »När vill du trösta mig?»
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mine øine vansmekter av lengsel efter ditt ord idet jeg sier: Når vil du trøste mig?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mine Øjne længes efter dit Ord og siger: "Hvornår mon du trøster mig?"
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Minun silmäni ikävöitsevät sinun sanaasi; minä kysyn: "Milloin lohdutat minua?"
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Mi se topesc ochii după făgăduinţa Ta, şi zic: ,,Cînd mă vei mîngîia?``
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Moje oči hynú žiadosťou po tvojej reči, a hovorím: Kedyže ma už potešíš?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Oči moje koprne po obljubi tvoji, ko govorim: Kdaj me potolažiš?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Os meus olhos desfalecem, esperando por tua promessa, enquanto eu pergunto: Quando me consolarás tu?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Si consumano i miei occhi dietro la tua promessa, mentre dico: «Quando mi darai conforto?»
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.te beszéded [kivánása] miatt elfogyatkoznak az én szemeim, mondván: mikor vígasztalsz meg engem?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Ustały oczy moje, czekając wyroku twego, gdy mówię: Kiedyż mię pocieszysz?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Οι οφθαλμοι μου απεκαμον δια τον λογον σου, λεγοντες, Ποτε θελεις με παρηγορησει;
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.Очите ми чезнат за изпълнение на словото Ти, Като казвам: Кога ще ме утешиш?
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.כלו עיני לאמרתך לאמר מתי תנחמני׃
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.كلّت عيناي من النظر الى قولك فاقول متى تعزيني.
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.我 因 盼 望 你 的 應 許 、 眼 睛 失 明 、 說 、 你 何 時 安 慰 我
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten, ‹‹Ne zaman avutacaksın beni?›› diye soruyorum.我 因 盼望 你 的 應許 、 眼睛 失明 、 說 、 你 何 時 安慰 我
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.A gdy to mówił, prosił go niektóry Faryzeusz, aby jadł obiad u niego; wszedłszy tedy, usiadł za stołem.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.A medzitým, čo hovoril, prosil ho jakýsi farizeus, žeby obedoval u neho. A vošiel a sadol si za stôl.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.A mezi tím když on mluvil, prosil ho jeden farizeus, aby obědval u něho. A všed, posadil se za stůl.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Beszéd közben pedig kéré õt egy farizeus, hogy ebédeljen nála. Bemenvén azért, leüle enni.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Dopo che ebbe finito di parlare, un fariseo lo invitò a pranzo. Egli entrò e si mise a tavola
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Ðức Chúa Jêsus đương phán, có một người Pha-ri-si mời Ngài về nhà dùng bữa. Ngài vào ngồi bàn.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Ðức_Chúa_Jêsus đương phán , có một người Pha-ri-si mời Ngài về nhà dùng_bữa . Ngài vào ngồi bàn .
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Hij was nauwelijks uitgesproken of een Farizeeër nodigde Hem uit mee te gaan eten.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.예수께서 말씀하실 때에 한 바리새인이 자기와 함께 점심 잡수시기를 청하므로 들어가 앉으셨더니
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Medtem pa, ko je govoril, ga zaprosi neki farizej, naj bi obedoval pri njem. Prišedši pa tja, sede za mizo.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Men da han hadde talt, bad en fariseer ham at han vilde ete hos ham; han gikk da inn og satte sig til bords.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Pe cînd vorbea Isus, un Fariseu L -a rugat să prînzească la el. El în intrat şi a şezut la masă.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Pendant que Jésus parlait, un pharisien le pria de dîner chez lui. Il entra, et se mit à table.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Като говореше, един фарисей Го покани да обядва у него; и Той влезе и седна на трапезата.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Когда Он говорил это, один фарисей просил Его к себе обедать. Он пришел и возлег.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.Як же Він промовляв, просив Його Фарисей один, щоб обідав у него; ввійшовши ж, сів за столом.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.ויהי בדברו ויבקש ממנו פרוש אחד לאכל אתו לחם ויבא הביתה ויסב׃
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.وفيما هو يتكلم سأله فريسي ان يتغدى عنده. فدخل واتكأ.
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.說 話 的 時 候 、 有 一 個 法 利 賽 人 請 耶 穌 同 他 喫 飯 . 耶 穌 就 進 去 坐 席
İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu.說話 的 時候 、 有 一 個法 利賽人請耶穌同 他 喫飯 . 耶穌 就 進去 坐席
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.A farizeus vidiac to zadivil sa, že sa prv neumyl pred obedom.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.A widząc to Faryzeusz, dziwował się, że się nie umył przed obiadem.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Da das der Pharisäer sah, verwunderte er sich, daß er sich nicht vor dem Essen gewaschen hätte.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Fariseul a văzut cu mirare că Isus nu Se spălase înainte de prînz.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Farizeus pak viděv to, podivil se, že se neumyl před obědem.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.farizeus pedig mikor [ezt] látta, elcsodálkozék, hogy ebéd elõtt elõbb nem mosdott meg.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Il fariseo si meravigliò che non avesse fatto le abluzioni prima del pranzo
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.잡수시기 전에 손 씻지 아니하심을 이 바리새인이 보고 이상히 여기는지라
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Ko pa to vidi farizej, se začudi, da se ni prej umil pred obedom.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Le pharisien vit avec étonnement qu`il ne s`était pas lavé avant le repas.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Men da fariseeren så at han ikke først vasket sig før måltidet, undret han sig.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Men Farisæeren forundrede sig, da han så, at han ikke toede sig først før Måltidet.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Men när fariséen såg att han icke tvådde sig före måltiden, förundrade han sig.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Mutta kun fariseus näki, ettei hän peseytynyt ennen ateriaa, ihmetteli hän.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Người Pha-ri-si thấy Ngài không rửa trước bữa ăn, thì lấy làm lạ.
İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.Người_Pha - ri-si thấy Ngài không rửa trước bữa ăn , thì lấy_làm lạ .