Ağrı onun dayanabileceğinden daha fazlaydı, bu yüzden o bir ilaç aldı.The pain was more than he could bear, so he took some medicine.
Düşman daha fazla direnç göstermeden pes etti.The enemy gave in without further resistance.
Hava tahmini göre, daha fazla yağmur gelmek üzere.According to the weather forecast, there'll be more rain on the way.
Mağazanın müşterilere bakması için daha fazla tezgahtara ihtiyacı var.The store needs more clerks to wait on customers.
Bir telefonun olması onun daha fazla müşteri bulmasına yardım etti.Having a telephone helped her find more clients.
Tokyo on milyondan daha fazla bir nüfusa sahiptir.Tokyo has a population of over ten million.
Bu şirkette daha fazla kadına ihtiyacımız olduğu konusunda sana katılıyorum.I agree with you that we need more women in this company.
Burada çok fazla kar var mı?Do you have much snow here?
Hayvanlara bakmayı çok fazla severim.I like taking care of animals very much.
Yirmiden fazla erkek çocuğu oraya gitti.More than twenty boys went there.
Her yıl 20.000 'den fazla Amerikalı öldürülüyor.More than 20,000 Americans are murdered each year.
Bu sıcakta et fazla dayanmaz.Meat won't keep long in this heat.
Japonya'da kronik bir pirinç fazlalığı vardır.There is a chronic oversupply of rice in Japan.
Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.Japan consumes a lot of paper.
Japon ekonomisi yıllık en fazla % 5'ten daha fazla büyümeye devam etti.The Japanese economy continued to grow by more than 5% annually.
Japonlar Britanyalılardan daha fazla sığır eti yer.The Japanese eat more beef than the British do.
Japonlar grup ya da organizasyona bireyden daha fazla dikkat etmektedir.The Japanese pay more attention to the group or the organization than to the individual.
Bir kediyi öldürmenin birden fazla yolu var.There's more ways than one to kill a cat.
Yaşlı olanlar genç olanlara göre her zaman daha fazla bilmiyorlar.The older ones do not always know more than the younger ones.
Onun oldukça fazla kendine güveni var.He has a lot of confidence.
O kadar çok televizyon izlemeseydi, çalışmak için daha fazla zamanı olurdu.If he did not watch so much television, he would have more time for study.
Onunla yirmi yıldan daha fazla süredir samimiyim.I have been on friendly terms with him for more than twenty years.
Ona daha fazla katlanamam.I can't put up with him any longer.
Ona gereğinden fazla para verme.Don't give him more money than is necessary.
Çok fazla sigara içmekten, dişleri sararmış.His teeth are yellow from smoking too much.
Onun davranışına daha fazla dayanamam.I can't stand his behavior anymore.
Onun tekliflerinin fazla olduğunu sanmıyorum.I don't think his proposals amount to much.
Onun yıllık geliri 100.000$'dan fazladır.His annual income is more than $100000.
Onun borç miktarı ödeyebileceğinden çok fazla.His debts amount to more than he can pay.
Onun kabalığına daha fazla dayanamam.I can't put up with his rudeness any more.
Günde on dolardan fazla kazanmıyordu.He earned no more than ten dollars a day.
60 yaşından fazla olmasına rağmen o hala genç görünüyor.Though he is more than sixty years old, he looks young.
O 80 kilodan fazla geliyor.He is over 80 kilos.
Seksenden fazla olmasına rağmen hâlâ sağlıklı.Though he is over eighty, he is still healthy.
O, o işte ayda beş yüz dolardan daha fazla kazanır.He earns more than five hundred dollars a month in that job.
O çok fazla bira içer.He drinks too much beer.
O, fazla eğitim yapmadı.He hasn't had much education.
O eskisinden çok daha fazla ağır geliyor.He weighs a lot more than before.
O her zaman bir kelimeyi çok fazla söyler.He always says one word too many.
Çok fazla konuşmasının dışında, iyi bir adam.He is a nice man, except that he talks too much.
İki saatten daha fazla bir süre onlar kahve içerken sohbet ettiler.They chatted over coffee for more than two hours.
Daha fazla beklemekte bir fayda görmüyordu.He saw no advantage in waiting any longer.
Daha fazla beklemenin hiçbir faydası olmadığını anladı.He saw no advantage in waiting any longer.
Daha fazla bekleyemeyebilir.He may wait no longer.
O daha fazla para istedi.He asked for more money.
O çok fazla konuşma eğilimindedir.He tends to talk too much.
En fazla yüz doları var.He has a hundred dollars at most.
En fazla 20 dolar ödeyecek.He will pay 20 dollars at most.
O, orada en fazla dört gün kaldı.He stayed there not more than four days.
Onun en fazla 100 doları var.He has at most 100 dollars.
Fransızca romanın çevirisi onun üç aydan daha fazla süresini aldı.The translation of the French novel took him more than three months.
Daha fazla sinirine hakim olamadı.He couldn't keep his temper any longer.
Geceleyin bu kadar geç vakitte çok fazla kahve içmezsen iyi olur.You'd better not drink too much coffee so late at night.
Onun en fazla 1,000 yeni vardır.He has no more than 1,000 yen.
O, müzikten çok daha fazla dans etmeyi seviyor.He likes dancing, much more music.
O çok fazla çalışır.He studies very hard.
O, çok fazla beğenilmez.He is much disliked.
O, Fransızcayı İngilizceden çok daha fazla bilir.He knows French, much more English.
O, benim sahip olduğumdan çok daha fazla paraya sahiptir.He has much more money than I have.
Daha fazla para biriktirmek için sıkı çalıştı.He worked hard so as to save more money.