Farklı bir otelde kalıyoruz.We're staying in a different hotel.
Erkekler kadınlardan çok farklı değiller.Men aren't so different from women.
Erkekler kadınlardan o kadar farklı değiller.Men aren't all that different from women.
Biz farklı otellerde kalıyoruz.We're staying in different hotels.
Peki, o farklı.Well, that's different.
Senin saçın farklı.Your hair is different.
O kadar farklı görünmüyor.It doesn't look all that different.
Şimdi her şey farklı.Everything is different now.
Ben başka herkesten o kadar farklı mıyım?Am I that much different from everyone else?
Farklı bakış noktalarımız var.We have different points of view.
Bugün durum farklı.The situation is different today.
Bugün sesin farklı gibi geliyor.Your voice sounds different today.
O ikisi çok farklı şeyler.They're two very different things.
O zaman işler farklıydı.Things were different then.
Bu bunu yaptığımız şekilden nasıl farklı?How's that different from the way we've been doing it?
Tom ile farklı olurdu.With Tom, it would've been different.
Tom orada olsaydı farklı olurdu.If Tom had been there, it would've been different.
Vay, farklı görünüyorsun.Wow, you look different.
Farklı bir şey bekliyorduk.We were expecting something different.
Farklı bir şey yemeye çalış.Try eating something different.
Onun fikri benimkinden tamamen farklı.Her idea differs entirely from mine.
Bir uydu uzayda büyük sıcaklık farklılıkları içinde çalışmak zorundadır.A satellite has to operate in space within massive temperature differences.
İngiltere'de birçok farklı alanları ziyaret ettim.I visited a lot of different areas in England.
Bugün saçın farklı.Your hair is different today.
Tom'la birlikte olduğunda farklısın.You're different when you're with Tom.
Bilgisayar iki yüz farklı tipteki hatayı tanır.The computer recognises two hundred different types of errors.
Menopoz farklı kişiler için farklı şeyler ifade edebilir.Menopause can mean different things for different people.
Linda, Dan'ın daha önce tanıştığı bir kadından çok farklıydı.Linda was very different from any woman Dan had met before.
Bildiğim kadarıyla cezaevi ve mapushane farklı şeylerdir.As far as I am concerned, prison and slammer are different things.
Neden erkekler ve kızlar farklı oyuncakları severler?Why do boys and girls like different toys?
İki farklı dil konuştuğumuzu hissediyorum.I feel we're speaking two different languages.
Farklı dilleri konuştuğumuzu hissediyorum.I feel we're speaking different languages.
Farklı bir dil konuştuğumuzu hissediyorum.I feel we're speaking a different language.
O birçok farklı türdeki uçakları uçurmayı öğrendi.She learned to fly many different kinds of planes.
"Kozmos" 60 farklı ülkede 500 milyondan fazla kişi tarafından izlendi."Cosmos" was seen by more than 500 million people in 60 different countries.
Yılın farklı zamanlarında gökyüzünde farklı takım yıldızları görülebilir.At different times of year, different constellations can be seen in the sky.
Araştırmacılar evrenin farklı bir bölümüne girmek için kapı kullanırlar.The researchers use the portal to enter into a different part of the universe.
Bu defa farklı olacağını gerçekten düşündün mü?Did you really think it would be different this time?
Bu defa farklı bir şey olmasını bekledin mi?Did you expect something different to happen this time?
Neden şimdi herhangi bir farklı olmalı?Why should it be any different now?
Neden işler artık farklı?Why are things different now?
Farklı bir şey olmasını bekliyor muydun?Did you expect something different to happen?
Gerçekten o kadar farklı görünüyor muyum?Do I really seem that different?
Her şey neden farklı?Why is everything different?
O her zaman biraz farklı.It's always a little bit different.
Farklı hissediyor musun?Do you feel any different?
Küçük farklılıklar var.There are minor differences.
Herhangi bir farklılık yaratmadı.That wouldn't make any difference.
Değişiklik olsun diye neden farklı bir şey denemiyorsun?Why not try something different for a change?
Farklı bir saç modeli ile, on yıl daha genç görüneceksin.With a different hairstyle, you'd look ten years younger.
Şirket politikası, farklı mevkilerdeki meslektaşları arkadaşlık etmekten men ediyor.Company policy precludes fraternization between co-workers.
Ben olaya daha farklı bakıyorum.I see this thing quite differently.
Sınır dışı etme ve soykırım iki farklı şeydir.Deportation and genocide are two different things.
Tom oldukça farklı bir şey beklemişti.Tom had expected something quite different.
Tom çok farklı şeyler beklemişti.Tom had expected something quite different.
Şimdi her şey daha farklı olacak.Everything is going to be different now.
O, farklı bir kedi yavrusu aramaktan vazgeçti.She ended up looking for a different kitten.
Tom'un görüşünün seninkilerden farklı olduğu bir sır değil.It's not a secret that Tom's opinion is different than yours.
Bu milyarderin 4 farklı ülkede 5 evi var.This billionaire has 5 homes in 4 different countries.
Tom 5 farklı ülkede 4 evi olduğunu söylüyor.Tom says that he has 4 homes in 5 different countries.