Ne söylersen söyle farketmez, kararımı değiştirmeyeceğim.No matter what you may say, I won't change my mind.
Farklı bir düşüncem var.I have a different idea.
Şimdi farklı bir işim var.I have a different job now.
Tom'un öfkeli olduğunu hiç fark etmedim.I've never known Tom to be violent.
Tom'un hatalı olduğunu hiç fark etmedim.I've never known Tom to be wrong.
Bir yapı fark ettim.I've noticed a pattern.
Tom'un onu yaptığını fark etmedim.I haven't noticed Tom doing that.
Ben artık o gürültüyü fark etmem bile.I don't even notice that noise anymore.
Tom'un fark edeceğini sanmıyorum.I don't think Tom will notice.
Eminim, Tom senin geç kaldığını bile fark etmedi.I'm sure Tom didn't even notice you were late.
Tom'un genellikle kapısını kilitlemediğini fark ettim.I've noticed that Tom doesn't usually lock his door.
Fransızca konuştuğunu fark etmedim.I didn't realize you could speak French.
Senin ciddi olduğunu fark etmedim.I didn't realize you were serious.
Onların bağımsız işlerinin farkında mısın?Are you aware of their indie work?
Biz sadece farklı sözcüklerle, aynı şey hakkında konuşuyoruz.We are speaking about the same thing, just in different words.
Bebekler iyi ve kötünün farkında değildirler.Infants are not conscious of good and evil.
Daha önce onu hiç farketmedim.I just never noticed it before.
Ben sadece Tom olduğunu fark ettim.I just noticed it was Tom.
Onu şimdi farkettim.I just noticed it.
Onu az önce farkettim.I just noticed it.
Ben sadece bir şey fark ettim.I just noticed something.
Ben Tom'un Mary'den daha yaşlı olduğunu fark ettim.I just realized Tom is older than Mary.
O farkında olmadan Tom'un arka kapısında sızdım.I just snuck in Tom's back door without him noticing.
Senin hakkında farklı bir şey olduğunu biliyordum.I knew there was something different about you.
Doğru ile yanlış arasındaki farkı biliyorum.I know the difference between right and wrong.
Farkı biliyorum.I know the difference.
Burada işlerin farklı olduğunu biliyorum.I know things are different here.
Tom'un farklı olduğunu biliyorum.I know Tom is different.
Tom'da bir farklılık olduğunu biliyorum.I know Tom is different.
Farklı olduğumuzu biliyorum.I know we're different.
Neler çektiğinin farkındayım.I know what you're going through.
Eve varıncaya kadar cüzdanımı düşürdüğümü bile farketmedim.I never even noticed I'd lost my wallet until I got home.
Onu daha önce hiç farketmemiştim.I never noticed that before.
Japon sanatı ile ilgilendiğini hiç farketmemiştim.I never realized you were interested in Japanese art.
Böyle şeyleri fark ederim.I notice things like that.
Tom'un, sağ ayağında küçük bir dövme olduğunu fark ettim.I noticed that Tom had a small tattoo on his right foot.
Onu ben de fark ettim.I noticed that, too.
Tom'un köşede oturduğunu fark ettim.I noticed Tom sitting in the corner.
Akşam yemeğini bitirmediğini fark ettim.I noticed you didn't finish your dinner.
Dün gece evde olmadığını fark ettim.I noticed you weren't at home last night.
Buna inanmanın zor olduğunu farkındayım.I realize it's hard to believe.
Muhtemelen çok geç olduğunun farkındayım.I realize it's probably too late.
Kazanamıyacağımın farkına vardım.I realized I couldn't win.
Yardıma ihtiyacım olduğunu fark ettim.I realized I needed help.
Hazır olmadığımı fark ettim.I realized I wasn't ready.
Ne olduğunu fark ettim.I realized what was happening.
Dilbilgisinde ve kelime hazinesinde, bazı lehçeler standart dilden önemli ölçüde farklıdırIn grammar and vocabulary, some dialects differ significantly from the standard language.
Sen bile Tom'un gittiğini fark ettin mi?Did you even notice that Tom had left?
Tom'un gittiğini fark ettin mi?Did you notice Tom leaving?
Tom Mary'nin onu sevdiğini fark etmiyor mu?Doesn't Tom realize Mary loves him?
Tom'un ne yaptığını fark etmiyor musun?Don't you realize what Tom is doing?
Bence farklı şeyler arıyoruz.I think we're looking for different things.
Üzgünüm, onu fark etmedim.Sorry, I didn't notice that.
Farklı bir katılım sistemine geçmemiz gerekiyor.We need to change over to a different system of participation.
Tom bir hata yaptığını farketmedi.Tom didn't realize he'd made a mistake.
Kızım dinozorların tüm farklı türlerin isimlerini biliyor.My daughter knows the names of all the different species of dinosaurs.
Farklı şekilde tepki vermeliydim.I should've reacted differently.
Farklı bir yaklaşım öneriyorum.I suggest a different approach.
Londra'daki iklim Tokyo'nunkinden farklıdır.The climate in London is different to that of Tokyo.
Tom ve Mary her ikisi de John'u aynı zamanda fark etti.Tom and Mary both noticed John at the same time.