O kesinlikle bir faktör.That's certainly a factor.
Tom her zaman fakir kaldı.Tom always remained poor.
O bir faktör olabilir.That might be a factor.
Maliyet de bir faktördür.Cost is also a factor.
Mary çok güzeldi fakat onun kalbi gece kadar karanlıktı.Mary was beautiful, but her heart was as black as night.
Genelde kayıtsız hissetmiyorum, fakat bugün farklıdır.I don't usually feel indifferent, but today is different.
Tom sınıfımızda en iyi Fransızca konuşmacı olduğunu söylüyor, fakat ona inanmıyorum.Tom says he's the best French speaker in our class, but I don't believe him.
45 milyondan fazla Amerikalı fakirlik içinde yaşıyor.More than 45 million Americans live in poverty.
Onlar dağa gittiler fakat hava iyi değildi.They went to the mountain, but the weather was not good.
Onunla konuşmak için Tom'un evine gittik, fakat evde değildi.We went to Tom's house to talk to him, but he wasn't at home.
Müdahale etmemi istemediğini biliyorum, fakat onu savunmam gerekiyor.I know you don't want me to interfere, but I have to defend her.
Sana söylediğim doğruydu, fakat onu söylememeliydimWhat I said to you was true, but I shouldn't have said it.
Tom Mary'ye bir soru sormaya çalıştı, fakat O, onu görmezden geldi.Tom tried to ask Mary a question, but she ignored him.
Fakat şimdi sahip olduğun şeye bak.But look at what you've got now.
Komşularım kadar fakir değildim.I wasn't as poor as my neighbors.
Ben oldukça fakirim.I'm quite poor.
Ben hiç fakir değildim.I never was poor.
Ben çok fakirdim.I was very poor.
O karmaşık bir faktördü.That was the complicating factor.
Biraz Fransızca biliyorum, fakat pek fazla değil.I speak some French, but not very much.
Evrim ilerleme değil, fakat adaptasyondur.Evolution is not progression, but adaptation.
Zengin değilim ama fakir de değilim.I'm not rich, but not poor either.
Ben şimdi Boston'da yaşıyorum, fakat ben aslında Chicagoluyım.I live in Boston now, but I'm originally from Chicago.
Ben bir model fak ettim.I noticed a pattern.
Ben bira içmem. Fakat şarap içerim.I don't drink beer. I do, however, drink wine.
Düşük vergiler fakirlere zarar verir.Lower taxes harm the poor.
Yüksek vergiler fakirlere yardım eder.Higher taxes help the poor.
Ben fakir bir öğrenciyim.I'm a poor student.
Biz fakir miyiz?Are we poor?
Herkes bunu yapıyor, fakat kimse itiraf etmek istemiyor.Everyone does it, but no one wants to admit it.
Fakat onu nasıl yapabiliriz?But how can we do that?
Fakat onu nasıl yapabilirim*But how can I do that?
Bence sen harika bir adamsın fakat ben Tom'a aşığım.I think you're a great guy, but I'm in love with Tom.
Bu kitabın tavsiyelerini izleyerek, kendimi fakirlikten kurtarabilirdim.By following this book's advice, I was able to pull myself out of poverty.
Ölüm ne zengin ne de fakir bilir.Death knows neither rich nor poor.
Fakat o, cezayı etkilemez.But that doesn't affect the sentencing.
Gerçekten fakirlere yardım etmek istiyor musun?Do you really want to help the poor?
Onlara karşı olan önyargılardan dolayı fakirler.They are poor because of prejudice against them.
Slav dillerini anlayabilirim fakat onları konuşamam.I can understand Slavic languages, but I can't speak them.
İbraniceyi anlayabiliyorum fakat konuşamıyorum.I can understand Hebrew, but I can't speak it.
Fransızca okuyabilirim fakat onu konuşmakta iyi değilim.I can read French, but I'm not good at speaking it.
Lütfen başvuru formunu bana faksla.Would you please fax me the application form?
Lütfen başvuru formunu bana fakslar mısın?Would you please fax the application form to me?
Hava soğuk, fakat onların olacağını söylediği kadar soğuk değil.It's cold, but not as cold as they said it would be.
Biz vardığımızda güneşliydi fakat ayrıldığımızda yağışlıydı.It was sunny when we arrived, but rainy when we left.
Mary kız arkadaşım değil fakat benim eşimdir.Mary is not my girlfriend but my wife.
Mary beni görmek istemiyor, fakat onunla konuşmak için bir bahane bulmak zorundayım.Mary doesn't want to see me, but I have to find an excuse for talking to her.
Fakir olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum.I don't know what it's like to be poor.
Tom yüzmeyi sevmiyor, fakat Mary seviyor.Tom doesn't like swimming, but Mary does.
Tom bilimi sevmiyor, fakat Mary seviyor.Tom doesn't like science, but Mary does.
Fakir olmaktan hoşlanmadım.I didn't like being poor.
Tom bunu yapmak için çok fakir.Tom is too poor to do that.
Fakir olmaktan hoşlanmam.I don't like being poor.
Tom onu yapamaz, fakat Mary yapabilir.Tom can't do that, but Mary can.
Gerçekten Tom'un fakir olduğunu düşünüyor musun?Do you really think Tom is poor?
Tom'un hâlâ fakir olduğundan şüpheliyim.I doubt that Tom is still poor.
Sen fakir gibi görünüyorsun.You look like you're poor.
Tom fakir gibi görünüyor.Tom looks like he's poor.
Ne Tom ne de Mary nasıl faks göndereceğini biliyor.Neither Tom nor Mary know how to send a fax.
Tom bana Mary'nin fakir olduğunu düşündüğünü söyledi.Tom told me that he thought Mary was poor.