Kışa doğru tekrar evlerine geri dönerler.Ze keren in de herfst terug naar hun kamp voor de winter.
Evlerini boşaltıp bıraktık.De huizen werden gesloopt.
Mahalledeki evlerin çoğu tek katlı ve taş binalardır.De meeste woningen in de wijk zijn eengezinswoningen en flats.
Bu görüntü onlara tam o noktada yeni evlerini kurmalarını öğütleyen bir kehaneti tamamlamaktaydı.Deze versie vervulde een voorspelling volgens welke ze een nieuw bestaan moesten beginnen op die plek.
Telefonunun bataryası çalındığını ve evlerine girildiğini fark eder.Het gevolg daarvan is dat haar meubilair geconfisqueerd is en naar de binnenplaats is gedragen.
Bugün taş evlerin çoğu iskelet halindedir.De meeste panden aan de Egelantiersgracht zijn nu woonhuizen.
İçlerinden çoğu öldü, bazıları evlerine dönebildi.Na zijn dood vonden velen op zijn voorspraak genezing.
İki odalı küçük evleri dönmelidir.Binnen zijn drie kleine kamers.
Yalnız perşembe öğleden sonra ve cuma günleri evlerine gitme hakları vardı.Alleen zaterdagavond en zondag konden zij thuis zijn.
1929 yılında yoksul bir ailenin iki kız çocuğu geyşa evlerine hizmetçi olarak satılır.In 1929 wordt het arme, negenjarige meisje Chiyo verkocht aan een geishahuis in Kioto.
Zaten pis evleri seçermiş.Ook ontwierp hij woningen.
Edirne evlerinin hepsinin genişçe bahçeleri vardı.Deze adellijke huizen hadden tuinen.
Günümüzde bu evlerin birçoğu hediyelik eşya mağazaları ve galeri gibi kullanılıyor.Tegenwoordig zijn de meeste winkels in de galerij boekenwinkels en kunstgalerijen.
İlk sahne alışları ise kendi evlerinin bodrum katında 20 kişi önünde olur.Het eerste optreden vond plaats in de kelder van één van de buren voor twintig fans.
Bu hof içinde bulunan evlerin tamamında Avusturya vatandaşları ya da zengi aileler oturmaktadır.In elke gemeente die zich toen heeft opgegeven, staan een of meer Oostenrijkse woningen.
TV ekipleri bir sonraki gün evlerindeydi.De beelden ervan verschenen één dag later op de televisie.
Diğer geleneksel evleri içinde yazlık ev, gömme ev ve buhar kulübesi bulunur.Wel zijn er nog oude boerderijen, zomerhuisjes en een vuurtoren te vinden.
Ancak onların gidebilecekleri tek evleri vardır; o da yine sokaklardır.Zij wonen in dichtbevolkte wijken waarvan slechts een deel van de huizen met bakstenen gebouwd is.
Bodø'da Altı bin kişi yaşıyordu ve 3500 kişi saldırıda evlerini kaybetti.Van de 6000 inwoners die de stad toen telde, verloren 3500 hun woning.
Ayrıca evlerin hemen hemen hepsinde cumba denilen çıkma vardır.In vrijwel ieder huis komt de huisstofmijt (en dus ook het bijbehorende allergeen) voor.
Beverly Hills'teki evlerinde yaşıyorlar.Ze woont in Beverly Hills.
Evlerin kapıları hep doğuya açılır.De hoofdrolspelers komen altijd aan de oostzijde binnen.
Evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulduğunu söylemiştir.Eerder ontdekte een klusjesman al het witte pak en handschoenen in Collins huis.
Aileleri ve evleri bulunur.Er zullen woningen en bedrijven komen.
Bu evlerin bir bölümü günümüzde otel olarak hizmet vermektedir.Een aantal van deze gebouwen is tegenwoordig hotel.
"Kudretli Oğuz beylerini hep çağırdılar evlerine getirdiler.Hij stuurde boodschappers naar de kinderen om ze naar zijn woning te ontbieden.
Artık fakirdir, evlerinin bir odasını bir kadına kiralamışlardır.Ze hadden plannen om een kind te krijgen en ze hadden al een kamer tot babykamer omgebouwd.
Bu sırada beyazlar, kadının sokağındaki evleri aramaya başlamıştır.Die avond ziet hij de indiaan inbreken in het huis van de vrouw.
Kendi evlerinde Portekiz'i 2-1 yendiler.De Spanjaarden wonnen in eigen huis met 2-1.
Ocaklar ise evlerin hem içinde hem de dışında yer alıyordu.De overledenen werden in gehurkte positie binnen de nederzettingen en zelfs binnen de woningen bijgezet.
Prens onlara evlerine götürmüş.Hij nodigde de koning uit bij hem thuis.
Uygurlar evlerini tuğladan ve kerpiçten yaparlardı.Zij bouwden de huisjes schots en scheef.
İçerisinde bugün bir cami kalıntısı ve köy evleri mevcuttur.Tegenwoordig is er een Heemkamer en het Gemeente-archief in gevestigd.
İneklerin şaşırmadan evlerini bulabilmelerini sağlar.Daklozen zeggen dat ze moeilijk woningen kunnen vinden.
Evlerin çoğu ahşaptır.Veel huizen zijn van hout.
Safranbolu evleri beyaz renklidir ve bu evler birbirinin önlerini kapatmazlar.Lunchroom Sugarless Deze BN'ers gaan tegen elkaar vechten.
Bu dönemde Yahudiler evlerinden zorla alınıp toplama kamplarına yerleştirildiler.In deze nacht werden (bijna) alle Joodse Stadjers uit hun huizen gehaald en naar de kampen vervoerd.
Yanlış cevap vermişse ödülün yarısıyla evlerine dönerler.Bij een mogelijk verlies ging hij of zij slechts naar huis met de helft van het gewonnen bedrag.
Yayın ekipmanları ise onların olduğu evlerine taşındı.De treinen keerden dus in feite terug naar waar ze vandaan kwamen.
Yeni evlerine geldikten sonra küçük kız Charlie adında hayali bir arkadaş edinir.In de latere afleveringen krijgt hij een vriendin, Julie genaamd.
Bu evleri kimin inşa ettiğini bilmiyor.Hij weet niet wie deze huizen gebouwd heeft.
O, bu evleri kimin inşa ettiğini bilmiyor.Hij weet niet wie deze huizen heeft gebouwd.
Babası evlerinde küçük bir tıbbi klinik işletmektedir bütün aileyi kendi işinde kullanmaktadır.Jego ojciec prowadzi w domu małą klinikę medyczną, w czym pomaga mu cała rodzina.
Evlerin kapıları hep doğuya açılır.Drzwi tych domostw zawsze wychodziły na wschód.
İçlerinden çoğu öldü, bazıları evlerine dönebildi.Po wojnie wielu z nich zostało tam na stałe, większość jednak wróciła.
Evlerimizin neşesiydi.Rzeczpospolita domów.
Binlerce kişi ise evlerini terk etmek zorunda kaldı.Setki tysięcy ludzi zostało zmuszonych do ucieczki ze swych domów.
Doktor: İnsanları iyileştirmek için evlerine gidin.Wędruje po wsiach uzdrawiając ludzi.
Evlerinde çok sayıda köpek beslemektedirler.Psy sprawiają panu domu mnóstwo kłopotów.
O günden beri evlerini genişlettiler, bir kitapçı dükkânı açtılar ve sık sık seyahat ediyorlar.Od tego czasu powiększyli dom, podróżowali po całym świecie i otworzyli razem księgarnię.
Ailesi kısa bir süre sonra iflas etti ve evlerinden çıkarıldılar.Wkrótce jednak pokłócił się z rodziną i wyprowadził z domu.
Yöreye ait eski ahşap işlemeli evlerin pek çoğu yanmış veya yıkılmıştır.W większości drewniane domy zostały spalone lub zniszczone.
Van Gogh köylü evlerini "insan yuvaları" olarak nitelendirdi.Van Gogh był zafascynowany takimi wiejskimi domostwami, które nazywał „ludzkimi gniazdami”.
Buna rağmen Csaba, çamurlu sokakları ve tıkış tıkış evleri ile büyük bir köye benzer.Niemniej jednak, Csaba była dalej raczej dużą wsią z brudnymi domami i zatłoczonymi ulicami.
Evlerini boşaltıp bıraktık.Ich domy zostały zniszczone.
İneklerin şaşırmadan evlerini bulabilmelerini sağlar.Przez to zwierzęta stracą dom.
İki odalı küçük evleri dönmelidir.Na parterze znajdują się jedynie dwa małe pokoiki.
Evlerinde zengin bir kütüphaneleri vardı.Posiadał bogaty księgozbiór w swojej bibliotece.
Yazlık evleri ve yüzme havuzları vardır.Istniały tu także łazienki letnie i szkoła pływania.
Zaten pis evleri seçermiş.Projektował także domy mieszkalne.