Ruanda'da 90'larda etnik nefreti körüklemekten en başta sorumlu olan iki radyo istasyonu vardı.90년대에 그곳에서 인종적 증오를 잔뜩 지펴놓았던 일에 대한 책임은 바로 두 개의 라디오 방송국에 있습니다.
Ruanda'da 90'larda etnik nefreti körüklemekten en başta sorumlu olan iki radyo istasyonu vardı.Ahol a '90-es években éppen két rádióadó volt elsődlegesen felelős az etnikai gyűlölködés felszításáért.
Ruanda'da 90'larda etnik nefreti körüklemekten en başta sorumlu olan iki radyo istasyonu vardı.Aici, in anii "90, doua posturi radio au fost responsabile in mare parte de catalizarea urii etnice.
Ruanda'da 90'larda etnik nefreti körüklemekten en başta sorumlu olan iki radyo istasyonu vardı.W latach 90-tych były tam dwie stacje radiowe, które w dużej mierze podsycały nienawiść na tle etnicznym.
Ruanda'da 90'larda etnik nefreti körüklemekten en başta sorumlu olan iki radyo istasyonu vardı.Где в 90-ых было две радиостанции в первую очередь ответственных за разжигание этнической ненависти.
Ruanda'da 90'larda etnik nefreti körüklemekten en başta sorumlu olan iki radyo istasyonu vardı.בשנות ה-90 היו שם שתי תחנות רדיו והן שדאגו לפמפם את השנאה האתנית מלכתחילה.
Ruanda'da 90'larda etnik nefreti körüklemekten en başta sorumlu olan iki radyo istasyonu vardı.حيث كان في التسعينات فقط محطتي راديو كانتا مسئولتان من تزويد الكثير من إذكاء الكراهية العرقية في المقام الأول.
Ruanda'da 90'larda etnik nefreti körüklemekten en başta sorumlu olan iki radyo istasyonu vardı.民族間の憎しみに 拍車をかけた原因なんですから インターネットに話を戻しますと
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.A bezprostredne po týchto voľbách, došlo k prepuknutiu etnického násilia.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Als unmittelbare Folge dieser Wahl kam es zu Ausbrüchen ethnischer Gewalt.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Dans le chaos qui a suivi cette élection, il y a eu une recrudescence de violences ethniques.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.E como consequência imediata dessa eleição, houve uma explosão de violência étnica.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Efektem wyborów był wybuch zamieszek na tle etnicznym.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.E inmediatamente después de esa elección, se produjo una oleada de violencia étnica.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.그 선거가 끝난 직후에는 인종간 폭력이 터져나왔습니다.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Și ca rezultat imediat al acelei alegeri, a fost o izbucnire de violență etnică.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Tijdens de mediastorm na die verkiezing brak er etnisch geweld uit.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Và ngay sau cuộc bầu cử đó, đã nổ ra 1 cuộc bạo động chủng tộc.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Za dozvuků těchto voleb vypuklo k etnické násilí.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Και αμέσως μετά τις εκλογές, υπήρξε ξέσπασμα βίας ανάμεσα στις φυλές της χώρας.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Веднага след изборите избухна вълна от етническо насилие.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Непосредственно после выборов в стране произошел взрыв волнений на этнической основе.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.Ці вибори негайно призвели до розпалу міжетнічних заворушень.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.ומייד לאחר סיום הבחירות, היתה התפרצות של אלימות אתנית.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.وبعد أن وضعت الانتخابات أوزارها مباشرة، اندلعت أعمال عنف طائفية.
Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi.暴力事件が起きました ナイロビの弁護士であるオリ オコーラが...
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Ahora, por supuesto, existe un cierto grado de lealtad étnica, pero no totalmente.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Există și o anumită susținere etnică, dar nu totdeauna.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Há uma certa dose de fidelidade étnica, mas não completamente.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Kini, tentu saja, ada kefanatikan etnis, tapi tidak sepenuhnya.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.물론, 전부 그렇지는 않지만 어느정도의 민족적 규약이 존재합니다.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Maintenant, bien sûr, il y a un certain degré d'allégence ethnique, mais pas complètement.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Naturalmente, c'è un certo grado di "campanilismo" etnico, ma non completamente,
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Natürlich gibt es bis zu einem gewissen Grad auch ethnische Gefolgschaften, aber nicht ausschließlich.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Natuurlijk wordt er voor een deel etnisch gestemd, maar niet helemaal.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Nos, természetesen, van egy bizonyos fokú etnikai elkötelezettség, de ez nem eltúlzott.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Oczywiście występuje tam element etnicznej lojalności, ale nie tylko.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Tất nhiên, có một mức độ nhất định của lòng trung thành dân tộc, nhưng không hoàn toàn.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Tietysti monet tukijat ovat samasta etnisestä ryhmästä, mutta eivät kaikki.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.Разбира се, има определена степен на етническа преданост, но не изцяло.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.עכשיו, כמובן, יש מידה מסויימת של נאמנות אתנית, אבל לא לגמרי.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.الآن ، بالطبع ، هناك درجة معينة من الولاء العرقي ، ولكن ليس تماما.
Tabi ki, mutlak bir etnik bağlılık söz konusu ama tamamen değil.毎年異なる部族から勝者が出ています
Üstünlüğünü, etnik gruplar ve uluslar arasında anlaşmazlık ve çatışma yaratarak yaymaya çalışır.Il vise à étendre sa domination en répandant la discorde et les conflits entre ethinc groupes et nations.
Üstünlüğünü, etnik gruplar ve uluslar arasında anlaşmazlık ve çatışma yaratarak yaymaya çalışır.征服欲を広げるのです。 物質主義は、権力、富、科学、テクノロジーを限られたグループに独占させる事を目指します。
Uygulanan ayrımcılığın gerekçesi olarak, örneğin, farklı bir etnik köken, ulus ya da din gösterilebilir.El motivo de la discriminación puede ser el origen étnico, la nacionalidad o la religión, entre otras cosas.
Uygulanan ayrımcılığın gerekçesi olarak, örneğin, farklı bir etnik köken, ulus ya da din gösterilebilir.Grunden för diskriminering kan vara till exempel etniskt ursprung, nationalitet eller religion.
Uygulanan ayrımcılığın gerekçesi olarak, örneğin, farklı bir etnik köken, ulus ya da din gösterilebilir.Les motifs à l’origine de la discrimination peuvent être l'origine ethnique, la nationalité ou la religion.
Uygulanan ayrımcılığın gerekçesi olarak, örneğin, farklı bir etnik köken, ulus ya da din gösterilebilir.Syrjinnän perusteena voi olla esimerkiksi etninen alkuperä, kansalaisuus tai uskonto.
Uygulanan ayrımcılığın gerekçesi olarak, örneğin, farklı bir etnik köken, ulus ya da din gösterilebilir.Основанием для дискриминации может быть, например, этническая принадлежность, гражданство или религия.
Uygulanan ayrımcılığın gerekçesi olarak, örneğin, farklı bir etnik köken, ulus ya da din gösterilebilir.يمكن أن يكون أساس التمييز مثلاً الأصل العرقي أو الجنسية أو الدين.
Uygulanan ayrımcılığın gerekçesi olarak, örneğin, farklı bir etnik köken, ulus ya da din gösterilebilir.歧视是指对同一群体中的个体提供不如该群体中其他人的不平等待遇。歧视可以建立在籍贯地、国籍或宗教信仰上。
Yasalar göre ev sahipleri etnik köken, din veya vatandaşlık gibi gerekçelerle ayrımcılık yapamazlar.根据法律规定,在选择租户时,房东不可因种族、宗教信仰或国籍原因歧视任何人。私人房东则有权自行选择租户,无需提供原因。若您怀疑遭受歧视,可联系社会平等督查处的客服,获取咨询。
Yugoslavya etnik sınır çizgileriyle bölündü ve iç savaş Bosna, Hırvatistan ve Sırbistan arasında başladı.Yugoslavia se quebró a lo largo de fisuras étnicas, y estalló la guerra civil entre Bosnia, Croacia y Serbia.
Yugoslavya etnik sınır çizgileriyle bölündü ve iç savaş Bosna, Hırvatistan ve Sırbistan arasında başladı.Югославия напукана между етническите проблеми и гражданската война избухна между Босна, Хърватска и Сърбия.
Yugoslavya etnik sınır çizgileriyle bölündü ve iç savaş Bosna, Hırvatistan ve Sırbistan arasında başladı.Югославия развалилась по этническому признаку и началась гражданская война между Боснией, Хорватией и Сербией.
Yugoslavya etnik sınır çizgileriyle bölündü ve iç savaşJugoslavia pirstoutui etnisiin riitoihin ja sisällissota puhkesi
Yugoslavya etnik sınır çizgileriyle bölündü ve iç savaş유고슬라비아는 민족간 갈등으로 분열되었고
Yugoslavya etnik sınır çizgileriyle bölündü ve iç savaşיוגוסלביה נקרעה בגבולותיה האתניים
Yugoslavya etnik sınır çizgileriyle bölündü ve iç savaşبدأت يوغوسلافيا في التصدع على الجانب العرقي، وبدأت الحرب الأهلية