Ana içeriğe geç
Sözlük

etmek ile cümle

etmek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Tom istifa etmek zorundaydı.Tom had to resign.
Tom kabul etmek zorunda.Tom has to agree.
Masum birini mahkum etmektense suçlu bir adamı kurtarmayı göze almak daha iyidir.It is better to risk saving a guilty man than to condemn an innocent one.
Yeni bir ev inşa etmek bir sürü paraya mâl olur.Building a new house cost a lot of money.
Onurlu bir insan olmak için edepsizlik etmekten kaçınmalısın.You must avoid misbehaving in order to be a honourable person.
Öfkenizi kontrol etmekte bir sorununuzun olduğunu söylemek adil olur mu?Would it be fair to say you have a problem controlling your anger?
Yarın sabah sana yardım etmek benim için sorun değil.It's no problem for me to help you tomorrow morning.
Senin bir problemin olduğunu kabul etmek ilk adımdır.Admitting you have a problem is the first step.
Sorunu tespit etmek günlerimizi aldı.It took us days to track down the problem.
Birisinden nefret etmek çok kolaydır.Hating someone is so easy.
İntihar etmek istiyorum.I want to commit suicide.
O, amcasını ziyaret etmek niyetinde.He intends to visit his uncle.
Beni rezil etmek için çok çabaladın, değil mi?You've tried so hard to put me to shame, haven't you?
"Nereye gittin?" "Bir arkadaşı yolcu etmek için tren istasyonuna gittim."Where did you go?" "I went to the train station to see a friend off."
Mary'yi bir filme davet etmek için cesaretimi toplasam bile, o beni sattı.Even though I plucked up courage to invite Mary to a film, she stood me up.
Onun hakkında alenen şikayet etmek istiyorum.I want to publicly complain about that.
Dans etmekten hoşlanırım.I like to dance.
Tom yardım etmek için yapabileceği başka bir şey olmasını diledi.Tom wished there was something else he could do to help.
Birini ziyaret etmek için sabahleyin hâlâ çok erken.It's still too early in the morning to visit anybody.
Tek başına seyahat etmek için çok gençsin.You're too young to travel by yourself.
Tom'un ne yapacağını tahmin etmek mümkün değil.There's no telling what Tom will do.
Onlar bize yardım etmek için istekliler.They're willing to help us.
Tom gerçekten yardım etmek istiyor.Tom really wants to help.
Sanırım yardım etmek için bir şey yapabilmeliydim.I suppose I should've been able to do something to help.
Devam etmek zorunda mıyım?Must I go on?
Bu fırsatı bize duyduğunuz güvene teşekkür etmek için değerlendirmekten memnun olurum.I'd like to take this opportunity to thank you for all the trust you've placed in us.
Misyon başkalarına hizmet vermeye devam etmektedir.The mission remains to serve others.
Mary çiğ soğandan nefret etmektedir.Mary hates raw onions.
Ona yardım etmek zorundasın ve çabuk olarak!You have to help him, and quickly!
Tom'u ziyaret etmek için Boston'a gittik.We went to Boston to visit Tom.
Kendini kontrol etmek zorundasın.You have to control yourself.
Bu gece dans etmek ve parti yapmak istiyorum.I want to dance and party tonight.
Arkadaşıma veda etmek için havaalanına gittim.I went to the airport to bid my friend goodbye.
Senin, olayları takip etmek için gazete okuman gerekir.You should read the newspaper to follow the events.
Ahır inşa etmek için keresteye ihtiyacımız var.We need lumber to build a barn.
Sahibi evini satmak için ikna etmek zor olacak.It will be hard to convince the owner to sell his house.
Arkadaşlar her zaman birbirlerine yardım etmek için hazırlıklıdırlar.Friends are always prepared to help each other.
Maria okula kadar çocuklara eşlik etmektedir.Maria accompanies the children to school.
Tren hareket etmek üzere.The train is about to leave.
Buralarda park etmek yasaktır.You're not allowed to park around here.
Ben sana yardım etmekten çok memnun olurum.I'd be only too glad to help you.
Kiminle seyahat etmek istiyorsun?Who do you want to travel with?
Tom'un bir iş bulmasına yardım etmek için yapabileceğim her şeyi yaptım.I did everything I could to help Tom find a job.
Esperantoyu telaffuz etmek kolaydır.Esperanto is easy to pronounce.
Sana teşekkür etmek için aradım.I'm calling to thank you.
Kayıp bir cüzdanı rapor etmek için arıyorum.I'm calling to report a lost wallet.
Almanca'da "dans etmek" "tanzen" demektir.The German for "to dance" is "tanzen".
Yılanları fark etmek zor olabilir.Snakes can be hard to spot.
O fabrikayı ziyaret etmek için izin almanız gerekecek.You'll have to get a permit to visit that factory.
Tom bilmediğini itiraf etmek istemiyordu.Tom didn't want to admit that he didn't know.
Ben arabamla seyahat etmekten hoşlanırım.I like to travel with my car.
O doğduğu şehre veda etmek zorunda kaldı.She was forced to say farewell to the city of her birth.
O, memleketine veda etmek zorunda kaldı.She was forced to bid her hometown farewell.
Ona yardım etmek için yapabileceğim hiçbir şey yok.There's nothing I can do to help him.
Ona yardım etmek için yapabileceğim hiç bir şey yok.There's nothing I can do to help her.
Ona yardım etmek için yapabileceğin hiçbir şey yok.There's nothing you can do to help him.
İzinsiz engelli bir bölgeye park etmek için ağır para cezası vardır.There are heavy fines for parking in a disabled zone without a permit.
Ne olursa olsun ona yardım etmek zorundayım.I have to help him no matter what.
Tom Mary'ye yardım etmek için elinden geleni yaptı.Tom tried his best to help Mary.
Dans etmekten gerçekten hoşlanıyor olmalısın.You must really like dancing.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod